Bir ay önce Ordu’nun Aybastı ilçesine gitmiştim.
Gitmeden önce sadece bir yer görmeye gidiyordum; fakat dönerken bir hissi, bir kültürü, bir insan sıcaklığını yanımda getirdim.
Perşembe Yaylası’na çıkmayı çok istedik.
Ama hava şartları buna izin vermedi, yollar kapalıydı. Gidememiştik buna çok üzülmüştük.
İçimde hâlâ bir eksiklik var… Perşembe yaylası görmeden bağ kurduğum nadir yerlerden biri oldu.
Aybastı’da tanıdığım insanlar bana şunu gösterdi:
Bir coğrafyayı değerli kılan sadece manzarası değildir.
Onu değerli kılan; o toprakla kurulan yaşamdır.
Bugün Perşembe Yaylası’nda altın arama çalışmaları konuşuluyor.
İlk duyduğumda ben de herkes gibi düşündüm:
“Eğer yer altı kaynaklarımız varsa, neden değerlendirmeyelim?”
“Bu ülkenin kalkınmaya ihtiyacı var.”
Ama meseleye biraz daha yakından bakınca şunu gördüm:
Kalkınma dediğimiz şey, sadece ekonomik bir veri değildir.
Kalkınma; sosyal, çevresel ve kültürel sürdürülebilirliğin birlikte sağlanmasıdır.
Perşembe Yaylası gibi ekosistemler, sıradan alanlar değildir.
Bu bölgeler:
Yüksek rakım çayır-mera sistemleriyle hayvancılığın temelini oluşturur.
Bölgesel su döngüsünün korunmasında kritik rol oynar.
Biyolojik çeşitlilik açısından hassas ve geri dönüşü zor alanlardır.
Aynı zamanda kırsal turizmin ve yerel ekonominin sürdürülebilir kaynağıdır.
Altın madenciliği ise, doğası gereği yüksek müdahale içerir.
Sondaj aşaması sınırlı etkiler yaratabilir; ancak işletme sürecine geçildiğinde:
Toprak yapısı geri dönüşü zor şekilde değişir, bitki örtüsü ve mera dengesi bozulur, su kaynakları kimyasal risklerle karşı karşıya kalır, bölgenin ekonomik dengesi, tarım ve hayvancılık aleyhine kayar.
Daha önemlisi, bu etkiler çoğu zaman “rehabilitasyon” ile tam anlamıyla geri döndürülemez.
Ağaçlandırma yapılabilir, peyzaj düzenlenebilir; ancak ekosistemlerin doğal dengesi yeniden inşa edilemez.
Burada sorulması gereken temel soru şudur:
Kısa vadeli ekonomik kazanç için, uzun vadeli doğal ve sosyal kayıplar göze alınmalı mı?
Çünkü bu sadece bir yayla meselesi değildir.
Bu, kalkınma anlayışımızın nasıl şekillendiğinin bir göstergesidir.
Bugün orada yaşayan insanlar endişeli.
Hayvanlarını otlattıkları meraları, çocukluklarını geçirdikleri alanları, yıllardır sürdürdükleri yaşam biçimini kaybetme korkusu yaşıyorlar.
Bu insanlar sadece bir coğrafyayı değil,
bir yaşam hakkını savunuyorlar.
Devletin gücü, sadece kaynakları değerlendirmekle değil;
aynı zamanda koruyabilmekle ölçülür.
Gelişmişlik, her şeye rağmen üretmek değil,
ne zaman duracağını bilmektir.
Perşembe Yaylası belki benim hiç göremediğim bir yer. Ama gördüğüm Aybastı, bana oranın ne kadar kıymetli olduğunu anlatmaya yetti.
Bugün verilecek karar, sadece bugünü değil;
on yıllar sonrasını etkileyecek.
Belki de en doğru karar, teknik olarak mümkün olanı yapmak değil,
vicdanen doğru olanı seçmektir.
Çünkü bazı değerler vardır ki, çıkarıldığında değil…
yerinde bırakıldığında ülkeyi zenginleştirir.
Vesselam…
Fikriye Ayrancı Keper
Belçika-Genk



Bu Hikayenin Sonunda Herkes Toprak Sahibi Olacak!
Postmodernizm
Erken Seçim
Böbürlenenler
Sabah Olup Uyanınca
