‘’ Senin izafi varlığın, benliğin seninle oldukça, emin olarak rahat oturma, zira senden putperestlik gitmemiştir. Hala benlik putuna tapmaktasın.’’(Hz. Mevlana)
İnsanı varlığından çıkartan, her adımın da menfaati gözeten, hedefine ulaşmak için yakınındakileri dahi harcamaktan bir an geri durmayan, ulaşılamayana ulaşmak, velhasıl kendini ilah ilan etmek. Tarih çok önceki asırlarda bu tip insan müsvetteleri ile karşılaşmış, sıkıntılar yaşamış, eziyetlere mahkum olmuş. Köle muamelesi görmüş.
Kendilerinin de diğer insanlar gibi fani olduklarını bile, bile tebaalarının onlara tapmasını istemişler, olağan üstü durumları olmasa dahi zulüm payidar olmuş. Yok olacağını hiç aklının ucundan geçirmeyen sırf egosunu tatmin etmek için insanlara zulüm yapılmış, işkencelere tabi olunmuş. İnsanlığını unutan bu sefil yaratıklar hakkı, hukuku çiğnemiş, kimin elinde ne varsa almış önce kendileri, sonra çevresi yararlanmış. Batı her ne kadar medeniyiz, insan haklarından bahsetsede tarihi geçmişleri karanlık ve insanlık dışı olaylarala dolu. Yer yüzünde savaşlar olmuş beldeler, kaleler fethedilmiş fakat burada iki husus var biri zulmeden, adalet ve hukuk çiğneyen, insanları köleleştiren, diğeri ALLAH için onun emrettiği doğrultuda adaletini tesisi etme amacı güden, insanlığa huzur ve refahın gelmesi için gayret eden. Tarih bizlere çok örnekler sunmakta ama ne gariptir halen daha ben kavgası devam etmekte. Koltuk hırsı, makam ve mevki bir takım insanların nefislerini okşayan hadiselerdir, bu yüzden dostlar, akrabalar arasında ilişkiler bozulmakta kavgalar ceryan etmektedir, bu tipler her ne kadar imanı bütünüm dese de inandırıcı değiller, zira inanan asla kendi menfaatini ön planda tutmaz. Kibir, gurur, nefsi arzular maalesef insanlardaki duygu ve düşünceleri farklı boyuta taşıyor ve engellenmesi mümkün olmayan zararlara sebebiyet veriyor.
İnsan olarak geçmişten kendimize pay çıkartmadığımız müddetçe çok yanılacağız, ibret alınması gereken hadiseleri bilirsek yanılamadan yolumuza revan oluruz.
Bulunduğumuz her ortamda mücadele etmemiz gerekmektedir, çünkü etrafımızda hiç bir zaman art niyetliler eksik olmaz , diri ve uyanık olmak zorundayız. Şeytan, şeytanlığını yapacak ama bizde onu inancımızla, kararlılığımızla azaba sevk edeceğiz.
Bir mahkeme oldu nihayetinde kesinleşmeyen bir karar verildi, henüz mahkeme başlamadan insanları saraçhane meydanına topladılar, arkasından masanın beşi birden yollara düştü biri eksik bay kemal oysa belediye başkanı CHP’ nin, ne hikmettir ilk gelen İP müdüresi oldu, sonunda liderinin haberi oldu gezisini yarıda kesip oda dahil oldu buraya kadar sorun yok, sorun
Henüz mahkeme karar vermeden toplanmak,
Sanki lutuf verilmiş gibi sevinmek,
Liderinin haberi olmadan masanın ikinci partisinin boy göstermesi,
Hukuk yolları tükenmeden sevinç çığlıkları,
Bunları çoğalta biliriz, neden niçin, niye sevindiler anlayamadık aslında karar kesinleşirse belediye başkanlığı ellerinden kayıyor, bu yolla 6+1 masaya mesaj veriliyor bakın büyük bir kitle beni cumhur başkanı olarak görmek istiyor, siz veya partim bunu kabul etmesse ip, e geçerek aday olma sinyali veriyor. Bir partinin belediye başkanı liderinin haberi olmadan böyle bir harekette bulunmaz, bulunamaz
Basın soruyor saraçhane mitinginden haberiniz varmıydı ‘’ Bilgim yoktu. Saraçhane çağrısını sosyal medyadan öğrendim’’ Oysa bu çağrıya hiç bir kimseye sormadan atlayanlar oldu, aslında bay kemali arayıp sorması gerekmezmiydi? Bu hareket ve tavırlar geçmişte MHP de iken tarlalarda genel kurul yapmayı, tellere asılıp poz verdiği günleri hatırlatıyor. O günlerde bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ülkücü işçilerde teşilat başkanı iken yardımcım vardı onunla birlikte yönetimde bulunan bir arkadaşımız bu kongreye gidiyorlar, kongre bitiminde beni aradılar;
- Başkan bu iş bitti artık BAHÇELİ gitti,
- O kongre iptal olacak dedim,
- Olurmu biz işi bitirdik.
- Biz size nasıl kongre yapılacağını öğretememişiz, bir kongrenin nasıl yapılacağını o divan başkanının bilmemesi mümkünmü?
Genel kurul bir gündem maddesi ile toplanmış ancak burada 13 madde daha ilave edilmiş, yani gündem değiştirilmiş, resmi kurumlara verilen ilanla işlev gören faklı oması hasebiyle bir delegenin itirazıyla mahkeme iptal etmiştir. Çoğunluğu sağlamak amacıyla telefonla kimlik resimleri istemeleride ayrı bir husus. Aslında mesele MHP yi ele geçirmek değil hırpalamak yeni kurulacak partiye zemin hazırlama. Bu trajikomik tiyatrodan yola çıkarsak kişinin hal ve gidişatını ve kafasının arkasındaki hesabı daha net görebiliriz. Nefsi arzularının ayyuka çıktığı durdurulamaz bir yola girdiği net bir şekilde görülecektir. Dünü vukuatlı olan bu şahsın yukarıda izah ettiğimiz profilin ta kendisidir. Hedefl ulaşmak için çevresini ve beraber yola çıktıklarını göz ardı dahi edebiliyor. Mesela ; Prof. Y. Halacoğlu, Prof. Ö. Yeniçeri saf dışı bırakılmıştır, bunlar sadece birkaçı. Nefsin gözleri kör, kulakları sağır ettiği bir hal almıştır.
Cambaz tek değil çift, oyunu kurguluyorlar sonra birlikte sahneye koyuyorlar, belediye başkanının ondan bir farkı varmı . İkisi de hedefe ulaşa bilmek için çevresini ve onu, o makam getirenleri bir çırpıda silip ata biliyorlar. Aynen HDP varlığını ve verilen oyları inkar edercesine, iş bitinceye kadar gardaşız, hedefe varıldığında senin sayendemi kazandım diye bilmekteler.
Bir sahabe her gün alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimize devamlı dua etsen de bir kaç koyunun, keçim olsa bu bir kaç defa tekerrür etmiş ve nihayetinde mal mülk sahibi olmuş, çoğalmış büyük bir sürü sahibi olmuş, bir müddet sonra zekat ayeti gelince elçiler gönderilmiş, malının kırkta birinin verilmesi istenmiş, dünü unutan, nereden, nereye geldiğini bilmeyen zevat ‘’ Benimlemi kazandınız’’ der ve belli bir zaman sonra tüm malı telef olur. Hani bu hususta bir olay daha var , İkinci Mahmut her gece tebdili kıyafet yapar dolaşır ahalinin halini sorgularmış, bir gün fakir bir adamın inlediğini duyar yaklaşır camdan içeri bakar yiyecek olmadığı için durumları perişandır emir verir, her akşam kızarmış bir tavuk gider, kapı çalınır adam tavuğu içeri alır, belli bir zaman geçince adamı huzura çağırtır, hal ve hatır sorar tavukları sorar ‘’ Padişahım ben onları satıp iaşe alıyorum’’ padişah; peki içerisindeki altınları ne yaptın’’ adam ayaklarına kapanır bir fırsat daha ver der, hazineye götürüler adama bir kürek verirler bahtına ne gelirse senin , heyecandan küreği ters tutar bir altın gelir padişah ‘’ vermeyince mabut, neylesin Mahmut’’. Elbette ALLAH rızası için yola çıkana yardımcı olur ama rahmani değil de batıni düşünce olursa bataklıkta boğulur gider, istediği kadar çırpınsın bu yolda vize alamaz. İnançlarımıza ve mukaddesatımıza saldıranlarla birlik olup şirin gözükmek belki toplumu yanılta bilir ancak yaradanı asla kandıramaz. Benliğin arzu ve isteklerinin yarattığı kibirle yok olur gider.
Menfaat gözetmeden millete ve devlete hizmet elbette takdir edilecek ve zaferi getirecektir, hak için verilen mücadelenin mükafatının karşılığı daima verilir, yeter ki sen samimi ol. İnsanı kamil olmayı düstur edinirsek hedefe ulaşırız, ahaliye tepede bakar, kurnazlık yaparsak bir gün mutlaka kürkçü dükkanında müşteri bekleriz.
‘’ Ben sen yok biz varız ve Türk’üz. Türk milletiyiz. Biriz, biziz hep birlikte, diri ve güçlüyüz’’ (Dr.D.Bahçeli)



Anneler Gününüz Kutlu Olsun
Mehter
Edep Yahu!
İyi İnsan Kimdir?
Toprağın Altındaki Altın mı, Üstündeki Hayat mı?
