‘’Bizim yolumuz iman yolu, ahlak yolu, insanlık yoludur, sevgi yoludur, ilim yoludur. Hukuk yoludur, kanun yoludur, gönül seferberliği yoludur. Kısacası … Allah yoludur.’’ (A. Türkeş)
İnsan beşerdir, vakit tamam olunca, alemi berzaha yolculuk başlar, rahmani veya şeytani, tüm canlılar bunu tadacaklar. Kısa ömrümüzde, her türlü kötü ve iyi ile karşılaşırız, önümüze makamlar, mevkiler, maddi destekler, teklif edilir, samimi olmayanlar dünyalık teklifleri kabul ederler, maneviyatı kavi olanlar attıkları her adımın Yaradan’ın rızayı ilahisi için olduğunun idraki doğrultusunda ilerler.
Bir dergahta, şeyhin bir çok müridi vardır, emri ilahi geldiğinde yerine halef seçmek gerek, onca müridin arasından birini işaret etmek mecburiyetindedir, kim ehil, verileni aldıysa ona davet gider ve mesuliyeti teslim eder.
Cemiyetlerin ve toplulukların içerisinde mutlaka zihniyeti bozuklar olduğu gibi, düzgün ahlaki ölçüler dahilinde davranış sergileyen şahsiyetler de mevcuttur, onlar mensubiyet duydukları milleti, devleti, cemiyeti ayakta tutarlar, bazen sıkıntılara düşer, kötü zihniyetliler peşlerini bırakmaz, zira onlar nefis ve şeytani düşüncelerle hareket ederler.
Zaman dilimi içerisinde bir eli yağda, bir eli balda olanlar her devrin adamıdır, onlar için kim gelirse gelsin, hangi zihniyet hüküm sürerse sürsün, rüzgarına göre pervane olur, fırıldak gibi dönerler. Yıllardır STK ların içerisinde vazife aldım, çok kimseleri tanıdım, iş yerlerinde oluşan cemiyetlerde genelde yönetimde olanlar ve o günkü iktidara yağ çekenler, değirmenine su taşıyanlar, her devrin adamı olanlar daima olmuştur.
Bir davanın vücut bulması, o doğrultuda samimi hizmet edenlerin kararlı tutumu, zorlukları göğüsleyerek, çileye talip olarak zirveye taşırlar. Kolay kazanmak ancak hile, yağcılık, hırsızlık ve üçkâğıtçılıkla olur, mesele karakterli, vakur, ahlaki ölçüler içerisinde hareket etmek, şahsi menfaatleri bir kenara iterek yürümek, en güzelidir.
Birçok isimsiz kahraman bu dünyadan geldi geçti, kimi hayatın akışı içerisinde girdaba kapıldı, yuvarlandı sessizce kayboldu, kimisi çok gürültü çıkarttı lakin unutuldu gitti. Ne güzel demiş Yunus ’’İnsan pazarında hiç alır, var satarım’’ anlamak ve o doğrultuda yürümek, işte insana hak katında götürecek lütufdur.
Nedir bunun manası?
Aslında bakıldığı vakit deryalara sığmaz, kısaca anlaşılacak şekilde izah edelim; insan özellikleri ve dünyevi hayat yerine, manevi değerleri, uhrevi alemi, dünyadaki cismimizin gelip geçici olduğunu izah eder, işte bunu idrak edenler, her türlü teklifi elinin tersi ile ret eder, bunun izahını, gözü kör, kulağı sağır kimselere asla yapamazsın, çünkü onların gözlerine perde inmiş, dilleri lal, aldırmayan miskinler, kendi bencillikleri dışında hiç bir olayı mütalaa edemez, anlayamaz hal ile yaşarlar.
Her bakan göz görseydi, kulak duysaydı, insanların imtihana ihtiyacı olurmuydu?
Öyle insanlar vardır ki, ülküsü, fikri, inancı uğruna kişisel menfaatleri bir tarafa bırakıp, zorluklara karşı yılmadan, yıkılmadan mücadele eder, asla taviz vermeden ilerler.
Makamlar, mevkiler, maddiyat gelip geçicidir, birgün hepsinin sonunun geleceğini idrak etmek gerek, zira bir zaman sonra yetersiz gelebilirsin, işte o vakit, geldiğin gibi gitmesini bilmek büyük erdemliliktir, zira makamlar, mevkiler kibre yöneltir, o duruma düşmeden toplum içerisindeki saygınlığını yitirmeden, zirvede, geride gelenlere yol vermek inandığımız davanın sürekliliğini temin edecek, taze kan daha ileriye taşıyacaktır. Çok kişiler gördüm nefsi ve kibri yüzünden davasını unutup yolunu şaşıranlar, ihanet edenler ve sonunda çöp olanlar.
Kendilerini haklı çıkartmak için şişirme haber haberler yayanlar, adalet terazisini unutup yılandili ile telaffuz ederek zehirlerini akıtırlar.
Anlamak, anlaşılmak, ileriyi görmek, zikreden sesleri işitmek, ancak kendini davasına adayanlar anlayabilir, bu herkese nasip olmaz. Olayların arkasını görmeden peşin hükümlü kararlar acele edilmiş olur ve yanılgılar bazen insanı toplum içerisinde güvenilmez, başarısız, liyakatsiz olarak tanımlatır, albenisi kaybolur.
İleriyi görmek, çevredeki tehlikeleri önceden sezip tedbir, bazen devletin geleceğini güvenceye almak demektir, bu lider ve yöneticilerin asli vazifesidir. Topluluk idare etmek ateşten gömlektir, Hz. Ömer’in dediği gibi ‘’ Dicle kenarında bir kurt kuzuyu kapsa, ilahi adalet onu Ömer’den sorar’’ bu anlayıştır lideri, lider yapan, tebasını düşünen ve her daim en alttan, en üstte kadar haberdar olan ve adaletle hükmedendir.
Bu duyarlılıkla sadakat içerisinde var olanlar gerek yaşayanlar gerekse ahirete intikal eden ülkü devleri, alperenleri, hareketin karanlığı aydınlatan kandilleridir.
İnanmak, itimat etmek, iman ve inancın tezahürüdür, zira alemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimiz dahi birçok zorluklara karşı gelen, teklifleri reddetmiş amcasına ‘’ Ey amca! Allaha yemin ederim ki güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler yine de bu davadan vaz geçmem, Ya Allah bu dini hakim kılar yada ben bu yolda yok olur giderim.’’ Yolundan şaşmayanlara selam olsun, bu dünyadan göçenlere rahmet olsun.
‘’ Bir bahçeye giremezsen, durup seyran eyleme. Bir gönül yapamazsan yıkıp viran eylem.’’ ( Yunus Emre)
Gönül dostlarımın Ramazan bayramını kutlarım, hayırlara vesile olsun.
ALLA’A EMANET OLUN.
Namık GEDİK
Hey erenler pazarım var,
Hal ehline hal satarım.
Terazim tartım bulunmaz,
Doyumuna bal satarım.
Tezgah üstü söz söylerim,
Sözümü gülle peylerim.
Asli sitemi neylerim,
Ben dikensiz gül satarım.
Erenler bir Pazar kurdum,
Hak hak dedim döndüm durdum.
Aşkın mührünü vurdum,
Aşk zarfına pul satarım.
Ben sarrafın inci düzdüm,
Gevher denizinde yüzdüm.
Akil süzgecinden süzdüm,
Cevri akil pul satarım. (İçel)



Bazı Zenginlikler Toprağın Altında Değil, Üstündedir
Bu Hikayenin Sonunda Herkes Toprak Sahibi Olacak!
Postmodernizm
Erken Seçim
Böbürlenenler
