‘’Ölü olsun, diri olsun sakın kimseyi küçük görme; sonra helak olursun. Çünkü bilemezsin, o senden daha hayırlı biridir. ‘’
(İmam Gazali)
Kendini beğenmiş, çevresindekileri hor gören, küçümseyen, üstünlük taslayan, başkalarını aşağılayan, tavır ve davranış sahipleri. Kültürden, anane ve geleneklerden yoksun, inancı zayıf, insanların makam ve mevki elde ettikleri vakit, koltuğun verdiği güçle yarattığı övünme, tepeden bakma.
İnsanlar, arzu ettikleri yerlere gelinceye kadar, ellerindeki argümanları en iyi şekilde kullanarak hedefe ulaşırlar, ancak kazandıktan sonra o makamın ve mevkiinin verdiği kudretle, kibir abidesi olurlar, neden, nasıl, ne şekilde geldiklerini unuturlar, hayal aleminde gezerler.
Bir zamanlar görev yapmış, çeşitli kademelerde bulunmuş bir zat, ‘’ Yanında bir kişi ile markete, yüksek egosuyla girdi, aman Allah’ım bu ne kibir aşağı bakmıyor, kafa yukarıda, çalışana sert bir üslup ile benim poşetim vardı, kızcağız şöyle bir baktı hımmm dedi, tezgahın altından çıkarttı verdi, çıkarken ne teşekkür etti, nede selam verdi, göz ucuyla şöyle bir baktı, sanki dünyaları yaratmış, mal bulmuş mağribi gibi gitti.’’
Şahsı sonradan çıkarttım, arkasından baka kaldım, şu fikir hareketi buna hiç bir şey katmamış, ne havasından, nede suyundan paye almamış.
1995 yıllarında teşkilat başkanı iken derneğimiz Yusuf Paşa durağı arkasında idi, iş çıkışı gider biraz çalışır geleni gideni karşılar sonra çıkardım, böyle bir günde, çaycı içeri girdi ’’başkanım Bayrampaşa ocak başkanı geldi, sizinle görüşmek istiyor, buyursun, içeri öyle bir giriş yaptı ki, bir omuz aşağıda, bir omuz yukarıda, hoş beş sohbet, çaylar derken ona dava adamının nasıl olması gerektiğini, fikrimizin bize verdiği bilgiler ışığında izah ettim, müsaade istedi, çıkarken ceketinin önünü düğmeledi, müşvik ve mütevazi bir şekilde gitti, çaycı başkanım sen ne yaptın? ne güzel oldu, o gelen kaba sabadan eser kalmamış, tam bir dava adamı olmuş.’’
Rahmetli Başbuğ’u görünüş itibarı ile sert mizaçlı olarak tasvir ederler, oysa çok ali cenap bir kişiliğe sahipti, karşıladığımız vakit, gayet nazik davranır hal, hatır sorardı, bugün liderimiz kendisini ziyarete gidenleri ayakta, ceketinin önü düğmeli olarak karşılar, geçmişte Ecevit’e gösterdiği saygıdan dolayı eleştirenler oldu, ancak cevabı, o Türkiye cumhuriyeti başbakanı, der saygısını gösterirdi.
Prof. Suat Çağlayan Ecevit’e, ‘’Efendim Sayın Bahçeli ile koalisyondan korkanlardan biri idim . Galiba yanılmışım. Siyasi görüşü elbette bize uymuyor ama size ve koalisyona olan saygısı nedeniyle artık ona farklı gözle bakıyorum.
Koalisyonlarda protokollere uyum kadar karşılıklı saygıda gerekli.’’ Bu ülkücü iradenin tezahürüdür, rahmetli Başbuğumuzun öğretisidir.
Mazluma yunus, zalime yavuz oluruz. Türk töresidir, atalarımız daima bu düstur ile üç kıtaya hükmetmiştir, ancak kararlı ve net tutumları ile de istemedikleri hususları deklere ederek men etmiştir, asla makam ve mevkilerin verdiği güçle değil, Allah rızası gözetilerek icraat yapılmıştır.
Kibir ve böbürlenme Allah’ın sevmediği bir sıfattır. ‘’İnsanlara karşı böbürlenme ve yeryüzünde çalımlı yürüme!
Çünkü Allah, kendini beğenmiş böbürlenenlerin hiç birini sevmez.’’ (Lokman suresi 18-19 ayet) Hem yeryüzünde büyüklük taslayarak yürüme Çünkü kendini ne kadar büyük görürsen gör ne yeri yarabilir ne de boyca dağlara erişebilirsin.’’ ( İsra; 37. Ayet).
Hacı Bektaşi Veli, Makalat isimli kitabında; ‘’ Maskaralık isteği gülmeyi sever; gülme isteği dedikoduyu sever, dedikodu isteği öfkeyi sever; öfke isteği, aç gözlülüğü sever; aç gözlülük isteği, cimriliği sever; cimrilik isteği, kıskançlığı sever; kıskançlık isteği, büyüklenmeyi (kibir, böbürlenme) sever; (111a) büyüklenme (kibir) isteği, bedeni sever; beden isteği, arzuyu (heva) sever; arzu ve (heva) isteği, İblis’i sever; iblis’in isteği nefsi sever; iblis,in isteği yüce tanrıyı sevmez.’’ Zincirin halkaları gibi bunlardan birisi dahi icra edilsin, diğerleri peşinden gelir ve hayat felsefesi olarak kabul edilir, bu inancın ve imanın zayıflığı, kalpte hasıl olan boşluğu doldurur ve aslında nefsin arzu ve isteklerinin tümünün zuhur etmesidir.
İman ehli hiç bir vakit bu ve benzeri hareketlere fırsat vermediği gibi, yaşamına asla yansıtmaz, uygulamaz, kabullenmez. Her insanın bünyesinde iyi ve kötü karakteristik özellikler bulunur, ancak kendini bilen, inancı kavi olanlar kötü ve kusurları törpüleyerek yaşamlarından çıkartırlar.
Makamlar, mevkiler için önlerine gelen ne varsa yakıp yıkanlar miatları dolduğunda eski günlerini ararlar, zira yüzlerine kimse bakmaz, kibirleri nefreti körükler, unutulur giderler.
‘’ Behlül Dana uzun bir süre saraya uğramadı. Karşılaştıklarında Harun Reşit, merakla sordu?
Behlül çok oldu görünmedin neredeydin?
Bana cehennemi gösterdiler oradaki vaziyeti seyrettirdiler.
Nasıl girdin oraya, ateş seni yakmadı mı?
Hayır, orada hiç ateş görmedim. Çünkü herkes ateşini dünyadan götürüyormuş.’’
Nefsani bir hayat, kibir, tepeden bakma yaşayış içinde geçen karanlık bir dünya gecesinin, ebedi aydınlık sabahı getirmeyeceği malumdur, mesele idrak etme, akıl ve izandan geçer.
Geçmişten, gelecekte sayılmak, anılarda yaşamak, güzel hatırlanmak, ancak ali cenap, müşvik, alçak gönüllü, mütevazi olmakla mümkün olur, aksi takdirde devamlı lanetlenirsin, arkandan olmadık sözler sarf edilir.
Makamlar gelip geçer, iyi ve güzel işler yaptıysan zaten arife tarif gerekmez, devamlı hayırla yad edilirsin. Unutma dünya fani ahiret bakidir, rüya aleminden uyanıp, gerçeği görmek, o doğrultuda hayat felsefesi oluşturmak, kurtuluşun reçetesidir.
Hayatımızı sürdürmek için, ihtiyaçların karşılanması hakkaniyet ölçülerinde hukukun üstünlüğü gözetilerek adil bir şekilde ifa edilmelidir.
Makamları ve mevkileri amaçları dışında kendi isteklerimiz doğrultusunda değil, bizlere atfedilen standartlar dahilinde icra etmeliyiz, asla yeise kapılmamalıyız, büyüklenmemeliyiz.
Bize layık görülen, atfedilen vazifeleri amaçları doğrultusunda, ahlaki ve adil bir şekilde yapmalıyız, bizden sonraki nesillere yeri ve zamanı gelince devrederek devamlılığını sağlamak asli görevimizdir, gerçek dava adamlığının tarifi budur.
‘’ Dost kalmak istersen; Darılma, Kin besleme, Nefret etme, Kıskanma, Ayıp arama, Öfkelenme, Kibirlenme, Özrü kabul et, Bencil olma.’’
( Mevlana)
ALLAH’A EMANET OLUN
Namık GEDİK



Sabah Olup Uyanınca
Okulda Şiddet
Bir Çocuk Neden “Yalnızım” Der?
Söyle Bana: Hayallerimi Kim Çaldı?
Niçin Kitap Okunur!
