‘’Bütün Müslümanlara, dinlerinde devamlı birlik ve bir gibi olmalarını, hiç bir surette dinde ayrılık yapmamalarını vasiyet ederim. Allah’ın yardımı birliktedir. Müslümanlar ayrılığa düşmezlerse onları kimse mağlup edemez.’’ (İbn Arabi)
Türk milleti hasletlidir, vefalıdır, inançlarından asla taviz vermez. Yeter ki güvenilsin, arkasında sıra dağlar gibi durulsun, gör neler yapar. Birlik için, malum şartlar vardır, onları yerine getirip uygulandığında, işte o zaman hiç bir güç ileriye yürümeye engel olamaz, nemelazımcılıktan, bencillikten sıyrılıp hep ben demekten vaz geçilip, biz olunduğu vakit her istediğimiz yerine gelir.
Kapitalizm, dünyaya hakim olmuş, başındaki oyun kurucular, sınırları değiştiriyor, kimi devletleri tarihin çöplüğüne atıyor, anacak bir ve beraber olanlar varlıklarını sürdürüyorlar, mesele, töresi geleneği, dili, kültürü, tarihi bir olanla, inanç kavramı çerçevesinde aynı frekansa haiz olanlar birlik içerisinde olurlarsa o vakit hiç bir kuvvet müdahale etme cesareti gösteremez.
Yozlaşmış günü kurtarma telaşı içerisinde olanlar zamanla ya köle, ya da yok olurlar. Bugün çevremizde olup bitenleri akıl süzgecinden geçirelim, tarihte yaşananları analiz edelim, o gün yapılan hataların, fevri hareketlerin bu gün hangi yıkımlara sebep olduğunu çıplak gözle görürüz. Aynı inanç kavramı etrafında sözde bir olanlar sıkıyı görünce nefisleri doğrultusunda güçlünün yanında yer almaktalar, ancak en büyük kazığı da onlar yiyorlar.
Kapitalistler veya süper güçler sömürmek için yakınlaşırlar, işleri bitince yüz üstü bırakırlar. Orta doğuda yaşananlar maalesef bu doğrultuda cereyan etmektedir.
1916 Şerif Hüseyin denilen bir hain, İngilizlerin desteği ile ayaklanma çıkartarak, Osmanlı’yı arkadan vurmuştur. Ona vaat edilen bir krallık ve nihayetinde kurdu, ancak gerekli desteği alamadı pişman oldu. Bu hadise ne yazık ki bugün ki olayların müsebbibidir, Ortadoğu’da yaşanan bu elin hadise cumhuriyet döneminde de devam etti, bazı yazarçizerler ihaneti kabul etmezse de 1945 te ve sonrası yaşanan olay bunun tescilidir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi için.
‘’ Türkiye 1940 lı yılların ikinci yarısında iki kez konsey üyeliği için başvuruda bulundu, ancak her iki girişimde de başarısız oldu. Türkiye aktif olarak bu koltuk için kampanya yürütmese de, 19 Kasım 1946 da genel kurulda yapılan seçimlerde adaylar arsındaydı. Seçimlerde Türkiye, Türk medyasının bildirdiğine göre Suriye’den gelen tek bir oy aldı. 1948 seçimlerinde Türkiye, nihayetinde BM üyelerinin üçte iki çoğunluğunu elde eden Mısır’la (45 oy) rekabet etti. Bu ikinci girişimi de kaybetti.’’
Peki bu güvenlik konseyinin asli görevi nedir;
‘’ 1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Konseyi (BMGK) BM şartı uyarınca uluslararası barışın ve güvenliğin korunmasında birinci derecede sorumlu olan en güçlü organdır. Temel görevi, iç çatışmaları önlemek, barışçıl çözümler aramak, yaptırımlar uygulamak ve gerektiğinde askeri müdahale yetkisi vermektir.’’
Bu konseyde Müslüman ülke varmıdır?
Neden yoktur?
Türkiye niçin desteklenmedi? Bu gün yaşanan hadiselere üye olmadığı halde sadece ve sadece dindaş diye savunuyor, orta doğuda bulunan sözde Müslüman ülkeler BMGK seçimlerde neden oy vermediler? Tek Suriye destekledi, şimdi Suriye dün yaptığı politikanın meyvelerini topluyor.
Kimse maval okumasın Kıbrıs savaşında Libya ve Pakistan destek verdi, gerisi fasarya, hali hazırda tanınmasını bekleyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti var, haydi müminliğinizi gösterin. Bunu beklemek en tabi hakkımız, hiç bir kimse yadırgamasın. Karabağ savaşında kimin ne halt ettiğini biliyoruz, ama bakın Türkiye onun tam tersini icra etmekte.
Oysa bugün emperyalizm ’in arzusu doğrultusunda İran Türkiye tarafından bölünebilir, ancak bu hiç bir kimseye yarar sağlamaz, kaosa ve kargaşaya sebebiyet verilir, yani durumdan vaziyet çıkartmıyoruz, herkes aklını başına toplasın kaşınmayacak yerleri kaşımasınlar, köstek olmasınlar destek olsunlar. Yaratılış ve inancımız gereği merhametli bir milletiz, haksızlığa ve hukuksuzluğa asla geçit vermeyiz.
‘’Mısır el-ezer üniversitesi bünyesindeki fetva kurulu (Darü’l-İfta) 2020 yılında dile getirilen;
Olay; Mısır fetva kurulu (Darü’l-İfta) sosyal medya üzerinden İstanbul’un fethinin ‘’ Osmanlının işgali ‘’ olarak bir paylaşım yaptı.
İddia; Paylaşımda, İstanbul’un fethi Müslümanlar tarafından gerçekleştirilen bir fetih değil, bir işgal olarak tanımlanmıştır.’’
Diyanet işleri başkanı Dr. Ali Erbaş tarafından sert tepkiyle karşılanmış
İfadenin gerçeklere, akıl ve vicdana aykırı olduğu belirtilmiştir.
Tepkilerin ardından, Darü’l-ifta geri adım atarak, ‘’Fethin Hz. Muhammet tarafından müjdelendiğini ve Fatih Sultan Mehmet tarafından gerçekleştirildiğini kabul eden yeni bir açıklama yapmak zorunda kalmıştır.’’
Yukarıda yazılanların tamamı gerçektir, meselemiz düşman edinmek değil elbette birliktir, ancak yaşanan bu hadiseler gösteriyor ki her ne kadar dost gözükseler de zayıf anımızda saf değiştirebilirler, önce bize yakın olan garındaşlarla bir olacağız, sonra gücü görenler etrafımızda cem olacaktır.
‘’ Düşmanların saldırılarını bertaraf etmek için tek çaremiz birlik ve beraberlik içinde olmaktır.’’ (Y.S.Selim)
ALLAH’A EMANET OLUN
Namık GEDİK



Yaşam ve Ölüm
Elll Bizim Başımızı Yedi
Anneler Gününüz Kutlu Olsun
Mehter
Edep Yahu!
