Son Güncelleme: 12 Mayıs 2016 18:10 TÜRKAV Şube Başkanı Mehmet Ferit Erkün,13 Mayıs Türk dil bayramı münasebetiyle bir açıklama yaptı.
Erkün, yaptığı açıklamada;
“Yıl 1923, bakın Büyük Atatürk ne diyor:
Elde ettiğimiz başarılar, bütün milletin azim ve imanıyla işbirliği yapması sonucudur. Kahraman milletimizin ve seçkin ordumuzun kazandığı başarılar ve zaferlerdir. Bir millet, bir ülke için kurtuluş, esenlik ve başarı istiyorsanız, bunu yalnız bir şahıstan hiçbir zaman talep etmemeliyiz.
Bir milletin başarısı, mutlaka bütün milli kuvvetlerin bir istikamette bir araya gelmesiyle mümkündür. Dolayısıyla bilelim ki, ulaştığımız başarı, milletin kuvvetlerini birleştirmesinden, işbirliği yapmasından ileri gelmiştir. Eğer bu başarıları, zaferleri gelecekte de taçlandırmak istiyorsak, aynı esasa dayanalım ve aynı şekilde yürüyelim.
Birlik ‘ortak bağlar’ ister, ‘ortak hedefler’ ister, ‘ortak çalışma’, birlikte iş yapma ister.
Millet de öyledir, ortak bağlarla oluşur; ortak hedeflerle yaşar, ortak işlerle güçlenir, yenilmez olur.
Millet birbirine tarih, dil, kültür ve ülkü birliği ile bağlı olan vatandaşların oluşturduğu siyasal bir topluluktur. Millî Birlik; ‘alt birlikler’ diyebileceğimiz bu tarih, dil, kültür, ülkü birliklerinden doğan bir ‘üst birlik’tir. Millî Birlik milleti yekpare bir bütün yapar; Atatürk’ün deyişiyle ‘millet ve biz yoktur, birlik halinde millet vardır. Biz ayrı, millet ayrı değildir.’ Millî Birlik, birilerinin söylediği gibi Kürdü, Çerkezi, Lazı… gibi milletin içinde hiçbir bölücü ve ayırıcı unsura yer vermez.
Ne var ki, iç ve dış düşmanın birinci ve değişmez hedefi de Millî Birliktir, Millî Birliği parçalamak, yok etmektir!
Osmanlının son dönemleri. Avustralya’da binlerce insanı katleden İngilizler adanın bir ucundan diğer ucuna ticaret yapamaz hale gelmişler. Denizden yapılan ticaret çok masraflı. Karayolunda can tehlikesi var. Çünkü yerliler bulduğu İngilizi öldürüyor. Osmanlı’dan insan, deve vs. istiyor ki, ticaretlerini onlar yapsın. 500 kişi gerekli teçhizatları ile gönderiliyor. Aradan yıllar geçiyor, bakıyor bizimkiler adanın bir ucundan diğer ucuna sürekli seyahat ile kazanılan paradan daha fazlasını yerlerinden ayrılmayanlar kazanıyor. Bunlarda develeri salıyor adaya ve diğerleri gibi ticaret yapmaya başlıyor. Tabi İngilizceyi de ana dilleri gibi konuşuyorlar. Onların dillerini konuşunca kendi dillerini unutmaya başlıyorlar. Onların geleneklerini benimsiyorlar, isimlerini değiştiriyorlar, dinlerini değiştiriyorlar, böylece bir nesil kayboluyor.
Abdulhamit Han hazretleri döneminde İngilizler yine kapımıza dayanıyorlar. Padişah, bu sefer daha bilinçli 500 aileyi teçhizatları ile birlikte gönderiyor. Aradan yıllar geçiyor, zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal Avustralya’ya gidiyor. Bir söyleşide 40 yaşlarında birisi kalkıyor ve Cumhurbaşkanına bu olayları anlatıyor ve ekliyor ‘Ben, o zaman buraya gelenlerin torunuyum. Çoğumuz onlar gibi oldu. Bize sahip çıkın, bir önceki nesil gibi bizde İngilizleşeceğiz, dil gidiyor, arkasından diğerleri de gidiyor’ Bunun üzerine oraya bir Türk okulu açılıyor. Aradan birkaç yıl geçiyor, bakıyor ki İngilizler bizimkiler daha bilinçleniyor, o okulun kurucusunu ve damadını trafik kazası süsü vererek şehit ediyor.
İşte dil bu kadar önemli. Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Türk’üz, dilimiz Türkçe. Birilerinin dediği gibi herkes ana dilini konuşabilmeli değildir. O zaman birlik gider, bütünlük gider, şu an yaşadığımız ayrıştırmalar daha da artar ki, bu çok tehlikelidir ve örneği de yukarda izah edilmiştir. Herkes önce Türkçe konuşmalıdır. Sürekli örnekler verilen ABD, Fransa, Almanya, İngiltere vs. gibi ülkelerde önce kendi dillerini konuşmaları zorunludur.
Gençlerimize bakıyoruz, o güzelim dilimizi televizyon dizilerinden öğrendikleri gibi kullanıyorlar. Örnek, ağızlarını yayarak ‘yaaa’ gibi laubali şekilde kullanıyorlar, panpa vs. gibi uydurukça kelimeler kullanıyorlar..
Esnafımıza bakıyoruz nerede uydurukça var, nerede ithal kelime onu kullanıyor.’showroom, cafe, shopping..’ gibi.
Belediyeye bakıyoruz, tabelalardaki yabancılaşmaya sesi çıkmıyor. Kendi âleminde…
Kültürümüz yozlaşıyor, dilimiz gidiyor, geleneklerimize yabancılaşıyoruz, dünya nimetleri için, mal için, makam için birbirimize yapmadığımız hakaret kalmadı.
Bir Türk vatandaşının birinci görevi, her şeyden önce Türk milletinin birliği için çalışmaktır; beyniyle, yüreğiyle, elleriyle!… Ne derecede vatansever olduğu da, ancak bu gayretinin derecesinden anlaşılır.
Karamanoğlu Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277 tarihinde Konya’da ünlü dil fermanını yayınlayarak, Türkçenin yeniden devlet dili olmasını sağlamıştır. Mehmet Bey fermanında ‘Şimdengeru, divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden gayri dil kullanılmaya… uymayanların boynu vurula….’ diyerek Türkçenin ve Türklüğün Anadolu’da ve yeryüzünde ebediyen yaşamasında öncü olma şerefine erişmiştir. Bu suretle resmi devlet işlerinde kullanılan Arapça ve Farsçanın hâkimiyetine büyük bir darbe vurulmuştur. Mehmet Bey’in fermanı Türk kültür tarihinin önemli olaylarından biridir. Günümüzde 13 Mayıs tarihi her yıl Karaman’da Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.
Türk diline sahip çıkalım. Birlik beraberlik içinde, ayrıştırmadan yaşamak varken insanlarımızı ötekileştirmeyelim. Mutluluğun yolu buradan geçiyor. Anlayana….”dedi.



Sahnelerin Sultanı Yaşam Mücadelesinde!
30 Milyonluk Dolandırıcılığı Önledi
Alaca’da Gönüllere Dokunan Din Görevlisi
50 Yıllık Evlilik Hikayesi Gençlere Örnek Oldu
Yusuf Aygün İçin Son Görev
