Bir insanı geçmişiyle vurmak…
Ne kadar tanıdık bir refleks.
Elinde taş olanın hedefe bakmaya ihtiyacı yoktur; çünkü maksat isabet değil, incitmektir.
Bugün en sık duyduğumuz cümlelerden biri şudur:
“Onun kim olduğunu biz biliyoruz.”
Oysa bilmek, her zaman anlamak değildir.
Ve her hatırlamak, hatırlatmaya hak vermez.
Geçmiş, İnsanın Mezarı Değil; İmtihanıdır
İnsan, geçmişinin zincirlerine takılıp kalmamalıdır; çünkü geçmiş, mezar değil, imtihan sehpasıdır.
Türk edebiyatı bunu bize yıllardır fısıldar.
Yunus Emre, “Bir ben vardır bende, benden içeri” derken, insanın dünle sınırlı olmadığını söyler.
Mevlânâ ise daha ileri gider: “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım.”
Ama biz ne yapıyoruz?
Dünü alıp bugünün boğazına bastırıyoruz.
Sanki insan bir kere yanlış yaptıysa, bir daha doğrulmaya hakkı yokmuş gibi.
Din Ne Der? Sahabe Ne Der?
Eğer geçmişle hüküm verilseydi, İslam’ın ilk nesli tarihten silinirdi.
Hz. Ömer… Dün kız çocuğunu diri diri toprağa gömen bir cahiliye adamıydı. Bugün adaletiyle çağları titreten bir halife.
Hz. Vahşi… Uhud’da Peygamber’in amcasını şehit etti. Sonra tövbe etti. Resûlullah onu affetti; ama kalbini incitmemek için yüzüne uzun uzun bakmadı.
Bu, ahlakın zirvesidir.
İmam Gazâlî der ki: “Allah bir kulun tövbesini kabul ettiyse, senin hatırlatma hakkın yoktur.” Peki biz kimiz?
Kur’an’ın Ölçüsü Netken
Kur’an, günahı değil, ısrarı mahkûm eder.
“Onlar günahlarında ısrar ederlerdi.”
Israr… Yani bile bile, savuna savuna, meşrulaştıra meşrulaştıra devam etmek.
Yoksa bir düşüp kalkan, ağlayarak secdeye kapanan, “Rabbim, ben oldum demiyorum ama dönmek istiyorum” diyen insan Kur’an’da mahkûm edilmez.
Aksine, Allah onu över: “Yanlış yaptıklarında hemen Allah’ı hatırlayanlar…”
Ahlakın Kırıldığı Yer
Bir insanın terk ettiği günahı yüzüne vurmak, ahlak değildir.
Bu, kalbin güçsüzlüğüdür.
Çünkü güçlü ahlak affeder.
Zayıf ahlak teşhir eder.
Nurettin Topçu’nun dediği gibi: “Ahlak, başkasının ayıbını örtme iradesidir.”
Ama biz örtmüyoruz.
Açıyoruz. Yetmiyor, büyütüyoruz. Yetmiyor, alkış bekliyoruz.
Siyerden Canlı Bir Ders
Bir gün Resûlullah’ın huzuruna bir adam getirilir.
Adam, aynı hatayı defalarca yapmış, cezası uygulanmıştır.
Etrafındakilerden biri dayanamaz ve şöyle der:
“Allah’ım, buna lanet et! Ne kadar da çok günah işliyor!”
Adamın kalbi yerle bir olur. Gözlerinden süzülen yaşlar sessizce yanaklarını ıslatır.
Her sözcük, geçmişin ağırlığını omuzlarına bindirir.
O anda herkes onun bir günahkâr olduğunu düşünür.
Ama Resûlullah (sav) sessizce ona bakar. Kalbinin derinliklerine bakar.
Ve söyler:
“Böyle söyleme. Vallahi ben onun Allah’ı ve Resûlü’nü sevdiğini biliyorum.”
Adamın gözleri daha da parlar; içinde yıllardır bastırdığı korku, utanç ve pişmanlık bir anda hafifler.
Resûlullah, onu sadece işlediği günahtan ibaret görmez. Onun kalbini, Allah’a dönme arzusunu, tövbe eden ruhunu görür.
O an, etrafındakiler de anlar:
İnsan geçmişiyle mahkûm edilmez. İnsan, hatalarına rağmen Rabb’ine yöneldiği an yeniden başlar.
Ve belki de bu yüzden İslam bir dönenler dinidir.
Bir Korku Hatırlatması
Bir insanı geçmişiyle utandırırsanız, Allah sizi geçmişinizle sınar.
Çünkü Kur’an’da bir denge vardır: Settar olan Allah, setredeni sever.
Bir insanı toplumdan düşüren dil, yarın sahibini yalnız bırakır.
İnsan geçmişiyle değil, istikametiyle ölçülür.
Bir yanlışı terk etmişse, onu mezarından çıkarıp yüzüne vurmayın.
Çünkü taş attığınız o geçmiş, bir gün sizin de arkanızdan konuşulabilir.
Ve unutmayın: Allah kulunun dönüşünü sever. İnsan ise çoğu zaman başkasının düşüşünü.



Demokrasi Kime Göre, Kıyafet Neye Göre?
Sevgi Kurtarır
Çorum’a Dair
Nasıl Bir Çağ?
Özü Sözü Bir
