Son Güncelleme: 3 Haziran 2016 15:11 Aydınlar Ocağı tarafından ‘Muhsinî Tavır’ konulu konferans gerçekleştirildi.
Önceki gün Gazi Caddesi Cenk Apartmanı kat 5’de bulunan dernek binasında düzenlenen konferansa konuşmacı olarak katılan Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam felsefesi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aygün Akyol, Muhsinî Tavrı “İnsanın Allah katında en üstün değer ölçüsü olan takva erdemine ulaşabilmesi için adil davranması, adaletli ve doğru söz söylemesi şarttır. Bu durum, nitelik ile donanmaya Muhsinî Tavır denir” diye tanımladı.
Muhsinî Tavrın en önemli yanının öncelikle kişinin fıtratını ve nefsini bilmesi gerektiğini belirten Akyol, “Allah inancına ve din ilişkisine dair teorik temellendirmeleri bilip kabul ettiğinde kişi, iman mertebelerine bir diğer ifadeyle ilme’l-yakin mertebesine ulaşmış olur.” dedi.
Muhsin olan kişinin iyilikle kötülüğü gideren bir birey olduğunu da ifade eden Akyol konuşmasına şöyle devam etti:
‘MUHSİN OLMAK, TAKVA SAHİBİ OLMAYI GEREKTİRİR’
“Kâmil, olgun insan, yanlışa ‘evet’ demeyen kişidir. İnsanın Allah katında en üstün değer ölçüsü olan takva erdemine ulaşabilmesi için adil davranması, adaletli ve doğru söz söylemesi şarttır. Bu durum, nitelik ile donanmaya Muhsini Tavır denilir. Bu tutum ve tavır, iman, İslam ve ihsan kavramlarının hulasası olup doğrudan takva ile irtibatlıdır. Çünkü bu tutum, Allah rızasını kazanmak için inancının gereğini yapmayı gerektirir. İman, İslam ve İhsan kelimelerinin gereğini yaparak ıslah edici tutum, yani Muslih ve Muhsin olmak, iyilik ve barış içinde olmak, takva sahibi olmanın gereğidir. Muhsini tavır ve tutumun iman ve İslam uyumunun sonucu olan ihsan mertebesi olduğunu söylemek, tevhid tasavvurunun somutlaşması da demektir.
Muhsin kişi, diğer insanlarla olan münasebetlerini İslam’ın sözlük anlamının gereği olarak ‘barışcıl bir şekilde’ sağlamaya çalışır. Diğer bir ifadeyle, Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağırır. Bu çağrı, Tevhid öğretisinin tarihin, hayatın, bilginin, birliğine doğal olarak yansımasının gereğidir. Çünkü iman esaslarını bilmek, kişinin nefsinin arınmasını hedefler ve Hakk’ın bilgisine ulaştırır. İslam esasları bu bilgiye uygun davranmayı ister.
Muhsinî tavrın en önemli yanı öncelikle kişinin fıtratını, nefsini bilmesidir. Allah inancına ve din ilişkisine dair teorik temellendirmeleri bilip kabul ettiğinde kişi, iman mertebelerine bir diğer ifadeyle ilme’l-yakin mertebesine ulaşmış olur.
Sonuç; insanoğlunun dünyada mutlu ve huzurlu bir hayat kurabilmesi birey-aile- toplum ilişkilerini nasıl kurduğuna bağlıdır. Bireysel olarak kişinin kendini tanıması, anlamlandırması ve etrafıyla iletişim kurarken iyi ve doğru olan tercihlerde bulunmasına bağlıdır. Kendisine yönelik kötülüğe karşı öfkesini yenen ve iyilikle mukabele edendir. Sanki Allah’ı görüyormuş gibi davranan, halk içinde daima Hak ile olan bu kişinin nihai mutluluğa kavuşması doğaldır.
Muhsinî tavır, millete kin ve husumet değil, suhulet ve sükûnet verenlerin tavrıdır.
Muhsinî tavır, gönlündekiyle ağzındaki bir olanların tavrıdır.
Muhsinî tavır, zamana ve zemine göre konuşmayanların, menfaati ve mensubiyeti hakikati söylemesine engel teşkil etmeyenlerin tavrıdır.”




“Güngörmüşlere Gönülden Dokunuş” Projesi Başladı
Sahnelerin Sultanı Yaşam Mücadelesinde!
30 Milyonluk Dolandırıcılığı Önledi
Alaca’da Gönüllere Dokunan Din Görevlisi
50 Yıllık Evlilik Hikayesi Gençlere Örnek Oldu
