‘’ Bir kez yalanını yakaladığın birinin. Bin kez doğrusunu sorgularsın’’
Liyakatsiz, basiretsiz, hampacı, düzenbazlar her zaman dolambaçlı yollardan gider, sözü doğrudan değil evirip, çevirip kendi menfaatlerine uygun bir şekilde anlatmaya ve ikna etmeye gayret eder, toplumumuzun geneline yayılmış, doğruyu söylemek ve yapmak zor, ama yalanı süsleyerek söylemek kolay. Bir gün her sözün gerçeği ile yüzleşeceğini aklının ucundan geçirmez, öyle ya insanlar balık hafızalı, kendileri ayküleri yüksek akıllı yaratıklar. Çevresini aşağıda, kendini toplumun üzerinde görüyorlar.
Menfaat veya nefsi arzular insanı kılıktan kılığa sokabiliyor, bir gün hoca, ertesi gün ateist, alim, terörist her türlü suretle toplum içerisinde boy göstermekteler. Ahlaki kurallar içerisinde liyakatli, vakur, ilim, irfan, müşfik alçak gönüllü olanlar hem toplum nazarında ve yaradan nazarında değeri vardır. Kimi parasıyla, bir diğeri makamıyla çevresine tepeden bakıyor, para bitince bir köşeye kıvrılıyor, emekli olunca o hava attığı koltuk altından gidiyor adeta yolunmuş kaza benziyor.
Aslında gelecek hesabı yapamayanlar günlük yaşayanlar, zamanın ne getireceğini akıl edemeyenlerdir, ya işlerine öyle geliyor, yada hakikaten aklı gıtlar. Ebeveyinlerin kendilerinden sonra gelecek nesillere günlük ve menfaate dayalı yaşantıyı değil, ileri yıllarda önüne çıkacak sorunları çözebilmesi için şimdiden kendini hazırlamasını ve en önemlisi maneviyatı kendine düstur edinmesini sağlaması gerek. Paranın, makamaın bir gün sona ereceğini ama insanlığın, ahlakın ve inancın hiç bir vakit kaybolmayacağını kendisine insanlık aleminde itibar kazandıracağını bilmesi yarın için önem arz etmektedir. İnsan kısa vadede makam, mevki ve maddiyat elde edebilir ama o ahlak, haysiyet, şeref ve itibar kazandırmaz.
Topluma göre değil insan olmanın yükümlülüklerini şiar edinirse işte o vakit insanı kamil olur. İnancından zerre taviz vermeden karşısına çıkan engelleri azim ve kararlılıkla aşarsa dünyada ve ahirette vazifesini yapmış olarak gider. Adam var işi görülene, sendeki cevherden istifade edene kadar sanki seninle birlikte ölüme gidecekmiş gibi salvolar yapar amma zoru gördüğünde sığınacak kovuk arar, şayet tehlike sezerse bir müddet ortada gözükmez, sular durulunca bir kahraman edasıyla sahnedeki yerini alır.
Geçmiş zamanda caddede gezerken bir muhteremle karşılaştık yanımdaki arkadaşla diyaloğa girdi‘’ biz çile çektik öyle caddelerde sokaklarda kahraman edasıyla dolaşmaya benzemez, yanımda bulunan; ey aklı gıt yapmadığın işten kendini dilinle sorgulattın ben senin gibilerin değil, karda yürüyüp izini belli etmeyenlerle yol yürürüm, dilini tut, yüksekten uçma zira senin kanadın yok düşersin’’ Bazen insanlar layık olmadıkları makamlara ve sıfatlara sahip olduklarında ne oldum delisi oluyor ve herkese tepeden bakıyor, ellerindeki kayıp gittiğinde çıplaklara benziyor.
Benlik, kin ve nefret insanın varlığına aykırı işler yaptırtıyor ve dünyayı versen nefis doymuyor. 1990 lı yıllarda kamu çalışanlar vakfı kurulma aşamasında il ocak başkanı çağırarak elime üye kayıt formu ve tüzük verdi Başbuğ ‘un emri üye kaydı yapacaksın, kurum ve kuruluşların ismini de verdi, önce kendi iş yerimizden üye kaydına başladık hayli üye yaptım, yemek daveti aldım, arkadaş seni birisi ile tanıştıracağım iyi bir ülkücü, akşam üzeri davete icap ettim, arkadaşla tanıştık sohbet esnasında;
– ben bu vakfın başkanı olmak istiyorum’’
– şu an üye kaydı yapıyorum, öyle bir yetkim yok, kimin olacağını,
kendiminde yönetimde olup olmayacağını dahi bilmiyorum, sadece üye yapıyorum.
-Biliyormusun 1980 öncesi ankara ülkü ocaklarında üye idim,
– Siz yöneticilik yaptınızmı?
-Hayır yapmadım.
Filim orada koptu, ertesi gün tanıştıran arkadaş
-nasıl buldun iyi bir ülkücü değilmi?
– Bak kardeşim bu adam ülkücü falan değil, yalan söylüyor,
-Olurmu çok sağlamdır,
-Ocakta çaycılık yapan bundan daha iyi ülkücüdür.
İşin aslı sorduğum sorunun cevabında gizli ama bilmedikleri için katmerli yalan söylediler, 1980 öncesi ocakların üye kayıt defterinde yönetim kurulu haricinde kayıt yoktu, bizi bir şey bilmeyen olarak gören kibir abidesi verdiği açıkla aslında nefsi için yalan söyleyecek kadar alçalmıştır. Tanıştıran arkadaş o birçok kişiden iyidir diyebildi. Bir topluluk içerisinde yaşıyorsa insan o toplumun kural ve kaidelerine, terbiyesine uyum sağlar bu duruşu ile gittiği yabancı yerlerde bariz olarak kendini gösterir. Hani ayağınız 40 numaradır ama siz 45 numara ayakkabı giyerseniz yürüdüğünüz vakit çevredekilerin dikkatini çeker veya bol elbise giyerseniz palyaço derler. Mum yanmaya başladığı vakit eriyince söner, yani yalanın mum kadar ömrü vardır, şahsiyeti ve şerefi iki paralık eder. Bir Fetöcü şöyle bir itirafta bulunuyor;
-Ülkücülerin içine gir dediler,
-onlar çok farklı ve bir birlerini tanıyorlar, aralarında sırıtırım.
– Çünkü onlar genç yaşta katılıyorlar, hareket ve davranışları aynı hangisine bakarsak bakın aynı dili konuşuyorlar, aynı hareketlerde bulunuyorlar, o yüzden içlerine girsem de sırıtırım açığa çıkarım, barındırmazlar. Hayvan sürüsüne dahi yabancı bir hayvan girdiğinde onlarda öcü görmüş gibi bakarlar. Elbette profesyonel olarak yetişmiş ajanlar temelden olmazsa da bazen topluma ayak uydurmaktadırlar, ama bir gün mutlaka açığa çıkmaktadır. Doğruluk ahlaki kurallara dayanan bir hayat tarzıdır, her nerede olursan ol hiç bir vakit karşındakini aptal yerine koyma, alavere, dalavere, üç kağıt yapma, belki zor olur ancak sonrasında ummadığın kadar itibara sahip olursun, insanın yaradılış gayesi de bu değilmidir?
Sözüne itibar edilen, saygınlığı olan, her hadisede hakem tayin edilen olmak elbette çok güzel bir sıfattır, doğru olduğun müddetçe. Vaktinde borcunu ödemeyenin bir başka günde ihtiyacı olduğunda çaldığı her kapı yüzüne kapanır, çünkü kara listeye girmiştir ve o toplumun içerisinden dışlanarak terk etmek zorunda kalır.
Çevremize iyi bakalım ve insanları akıl süzgecimizden geçirelim, iyi bir analizden sonra kimin hangi zihniyete haiz olduğunu açık ve net göreceğiz. Ben seni çok seviyorum, fakat ne hizmettir her defasında bana sille atıyor, eziyet ediyorsun, bu nasıl bir sevgi iş bitene mum sönene kadar, köprüden geçinceye kadar, sonra ne olursan ol banane?
Şeytan, şeytanlığını yapacak o vazifesinden vaz geçmeyecektir, fırsatını bulsun yapacağı bellidir, ancak insan ondan daha tehlikelidir şeytana pabucunu ters giydirir, Tatlı sözle, sahte gülücükle gönül fethedip istediğini alır, uyanık olup o fırsatı vermemeliyiz. Her nerede olursak olalım doğruluktan ve ahlaki duruştan taviz vermeyelim.
‘’ Ne kadar kibirli dursa da bardağın önünde eğilir çaydanlık. Öyleyse bu büyüklenme niye? Bu kibir, bu gurur niçin? ‘’ (İ.Gazali)



Anneler Gününüz Kutlu Olsun
Mehter
Edep Yahu!
İyi İnsan Kimdir?
Toprağın Altındaki Altın mı, Üstündeki Hayat mı?
