‘’İnsan, erdemli ya da rezil yaratılmamıştır ama yapısı gereği ikisine de eğilimlidir. Hangisi kolayına gelirse ona yönelir’’ ( İbni Sina)
Toplumlar belirli kural ve kaidelerle idare edilir, şayet gelişi güzel herkes, istediği şekilde hareket eder, aklına geleni işler, diline dolananı söylerse orada bir devlet ve millet olmaz, kozmapolit bir yapı olur, ahlak, düzen, istikrar asla olamaz. Millet olmadan devlet olamaz, zira belli bir süre sonra bağlayıcılığı biter, ayak ayrı, başlar başka tarafa gider.
Türkiye cumhuriyeti bir kabile veya toplulukların oluşturduğu birliktelik değildir, bunu ülkenin kurucusuyum diyen siyasi örgütün bilmemesi mümkün değil, ya bulundukları yerin ne olduğunu, hangi vasıflara haiz olduğunun idrakinde değiller, yada bilerek yapmaktalar.
Ülkenin idaresi, halkın seçimi ile belirlenmektedir, önce bunu bilmek gerek, devletin başına yani Cumhurbaşkanına ve seçmenine hakaret edenin ve ona taltifte bulunanların iyi ki yaptın denmesi ülkemizin siyasi yelpazesinde, yarın idare etmesini düşündüğünüz oluşumun neler yapabileceğini iyi analiz etmeli, zira bugün devletin zirvesine ve seçmenine hakaret edenin yarın terör yapmayacağını kim garanti edecek.
Bu durum şunu açık ve net göstermektedir ki gerekli tedbirler alınmazsa ve millet ders vermezse, gelecekte daha fazlası çıkacak ve terör estireceklerdir. Geçmişte yaşanan hadiselerin kaynağı demek ki bunlar, uzağa gitmeye veya suçlu aramaya gerek yok, her şey ayan beyan ortada, gerisi teferruattan ibaret. Kimisi odasından Atatürk’ün resmini kaldıracak, Mustafa Kemal diyecek Atatürk demeyecek, ilkeleri hiçe sayılacak, sonra devletten, milliyetçilikten ahkam kesecek herhalde Demlendiğini unutmuşa benziyor. Kuruluş aşamasından Onbeş yıl sonra, bugüne kadar devamlı surette türlü bahaneyle seçmen iradesine ipotek koymak veya baskılar yaratarak insanların bir birlerine olan saygısının azalması ve kin, nefret tohumları atılması ülkenin gidişatını sekteye uğratacak, ileri ki zaman diliminde, şimdi beyni yıkananlar terör estirecek, yıkıma hizmet edecek.
Seceresi, bu millete haiz olmayanlar elbette mensubiyet duygusu ile hareket edecek, içlerindeki geçmişin kini zamanın her saniyesinde fırsat buldukça kendi gösterecektir. Teröre, teröriste, devlete karşı olanlar ve desteklenmeleri, ne demokratik haktır, nede hürriyet ve özgürlüktür.
Milli hassasiyetler de bir olmayanlar, hiç bir yerde devletten ve milletten bahsedemez, iktidara karşı olmayı, sinkaplı küfürler etmeyi fikir özgürlüğü sayamaz, bu hiç bir devlette yoktur. Batı ülkeleri bu tip söylem ve eyleme müsaade etmez, ancak Türk Milletine yapılırsa serbesttir, kendilerine asla izin vermezler. Bir meczup çıkıyor, Atatürk’e hakaret ediyor, bir başkası dine ve inançlara, bir başkası mezhepler üzerinden yürüyor, istek ve dilekleri yerine gelmeyenler ise hazuruna yani iktidara serbest atış yapıyor muhalefette Fransız kalıp sahip çıkıyor.
Ne demişti özgürün prensesi ‘’ 21. Yüzyılın göbeğinde kalkıpta parlementer sistemden çıkıp, koskoca Türkiye Cumhuriyetini kalkıpta tek bir adama verirsek, o da böyle babasının çiftliği gibi, ahırı gibi kullanır. Bir akşam çat diye instagramı kapattım olmaz. Kendi instagramı açık bir şekilde Cuma mesajları yayımlıyor.
Tabiki kullanacak, tabii ki açacak diye Ve hatta bunu destekleyenler var, onlar geri zekalısınız, beyinleri emciklenmiş: Yani elin Arabı öldü diye ben neden yas tutuyorum beni ilgilendirmez bir hafta yas ilan etti utanmazsa yirmi gün ilan edecek. Bu dediğim yanlış da anlaşılabilir başka yerlere de gidebilir. Hiç umrumda değil.’’ Bu millet, çok kimseleri yüksek yerlere taşıdı makam, liyakat, sıfat verdi, ancak milletin kadrini kıymetini bilmediler, şimdi aynı oyunları yeniden sahnelemek istiyorlar, darbeler, kalkışmalar ve ülkemizin bunlardan dolayı geri kalmışlığı, iktidar olamayanların demokrasi dışı taşkınlıkları, bunlar getirisi olmayan zaman kaybına sebep olan düşünce ve hareketlerdir.
Demokrasi, seçimi işaret etmektedir, ancak kaybedince kazananı da tebrik etmek gerek, fakat ne gariptir bu ülkeyi sahiplenen bir kısım güruh milletin yarısını yok saymakta, tek adam rejimi acaba ne zaman tarihimizin sayfalarında yerini aldı örnekler verelim ki halkın gözü açılsın. ‘’20 Temmuz 1946 Ankara Haymana kaymakamı Şefik Canbüyük bir aç gözlülük ve gayretkeşlik göstererek sarih emir ve kanun hilafına seçimi bir gün evvel tezelden yapıvermiştir.
Dün akşam demokrat parti merkezine Haymana’dan kişi gelerek hadiseyi bildirmiştir ve ayrıca oy sadıkları başında yakılmış bulunan oy pusulalarını Demokrat parti erkanına ve ulus gazetesi hariç olmak üzere bütün gazete mümessillerine gösterilmiştir’’ ( CHP Zulümlerinden H.Kıran. s.93) ‘’ Demirci’ye giden Hikmet Bayur ve Hüsnü Yaman çok büyük heyecan ve tezahürlerle karşılanmışlardır. Oradan Gördese gitmişler, fakat kaymakam, evvela konuşma için müsaade ettiği halde, sonra bu fikirden vazgeçmiş ve konuşturmamak istemiştir.
Hikmet Bayur, kapalı bir salonda gece konuşması yapmak mecburiyetinde kalmışsa da CHP’ nin radyoya bağladığı hoparlör görültü yapmaya başlamıştır.
Söylevin devam ettiği sırada, jandarma komutan vekili, kaymakam adına gelerek halka teması kesmek istemiştir. Bu da kar etmemiş ve Belediye reisi elektrikleri söndürmek emrini vererek elektrikleri söndürmüştür. Derhal tedarik edilen gaz lambalarıyla ortalık aydınlatılmış Hikmet Bayur nutkuna devam etmiştir.’’ ( H.Kıran. S. 82-83)
Yukarıda ki örnekler; sadece o dönemim bir kısım hadiseleri aslında işin özüne bakıldığında 1938 den sonra ülkenin tek parti ve adam rejiminin vesikalarıdır, demokrasinin rafa kalktığı kararların bir adamın iki dudağı arasında olduğu bir zaman. Tarih hiç hadiseyi ‘’s’’ geçmez mutlaka birileri yazar ve saat, saat, dakika, dakika. Konuşurken kendi geçmişini unutmayacaksın ki yarın birileri ettiğiniz haltı aşikar eder.
‘’ Allah kimseyi; yanlışı savunacak kadar cahil, doğruyu inkar edecek kadar da nankör yapmasın’’
ALLAH’A EMANET OLUN
Namık GEDİK



Anneler Gününüz Kutlu Olsun
Mehter
Edep Yahu!
İyi İnsan Kimdir?
Toprağın Altındaki Altın mı, Üstündeki Hayat mı?
