Bugün bayram… öyle mi gerçekten?
Mart 2026…
Ramazan’ın son günleri. Bayramın eşiği…
Riyad’da bir masa kuruldu.
Ev sahibi Suudi Arabistan idi.
Masada Türkiye, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Bahreyn, Umman ve diğer bazı Arap–İslam ülkelerinin dışişleri bakanları vardı.
Ve o masa…
Bayram sabahına çok yakındı.
Belki de tam içindeydi.
Toplantı bitti.
Bir açıklama yayımlandı.
İran kınandı.
“Egemenlik”, “güvenlik”, “istikrar” denildi.
Gerilimin düşmesi istendi.
Diplomasi çağrısı yapıldı.
Kâğıt üzerinde her şey yerli yerindeydi.
Cümleler düzgün, ton ölçülüydü.
Ama mesele hiçbir zaman dil bilgisi değildi…
Çünkü aynı günlerde,
Filistin kan ağlarken…
Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa esaret altında, kapıları ibadete kapanmışken…
O anlı şanlı temsilciler,
İsrail’e bir “öf” bile diyemedi.
Dilleri orada tutuldu.
Cümleler orada kurudu.
Ama ne hikmetse söz,
yolunu bulup başka bir kapıya vardı:
“Ey İran… menfaatimize zeval getirme.”
İşte bütün cümle buydu.
Ne eksik, ne fazla.
Bir bayram sabahına sığdırılmış,
bir ümmetin susuş özeti…
Belki resmî metinlerde böyle yazmıyordu.
Ama hakikat, çoğu zaman kâğıtta değil,
satır aralarında konuşur.
Ve o satır araları şunu fısıldıyordu:
Kimin karşısında susuyorsan,
kimin karşısında konuşuyorsan…
oradasın.
Bugün bayram…
Öyle mi gerçekten?
Takvimler “bayram” diyor.
Minareler tekbir getiriyor.
Sofralar kuruluyor…
Ama aynı saatlerde bir başka coğrafyada kan akıyorsa,
o günün adı gerçekten bayram olur mu?
Tasavvuf der ki:
“İnsan, dilinin söylediği değil; kalbinin sakladığıdır.”
O hâlde soralım:
Bu masalarda hangi kalpler konuştu?
Hangi korkular sustu?
Hangi hakikatler ertelendi?
Bayram…
Affın, merhametin, kardeşliğin adıydı.
Ama bugün bayram;
Güçlünün incitilmediği,
zayıfın rahatça hedef seçildiği bir güne dönüştüyse…
Orada bayramdan söz etmek,
ancak bir teselli olur.
Aynı kıbleye dönenler…
Farklı yönlere hizalandı.
Aynı bayram sabahında…
Kimileri secdeye vardı,
kimileri güç dengelerine.
Şimdi herkes kendi içine dönsün ve sorsun:
Bugün gerçekten bayram mı?
Eğer onurunuz varsa… bayram olsun.
Eğer vicdanınız hâlâ konuşuyorsa… bayram olsun.
Eğer mazlumun yanında durabiliyorsanız… bayram olsun.
Yoksa…
Bugün sadece bir tarih.
Bir takvim yaprağı.
Ve kaybedilmiş bir anlamdır.
İbrahim Küçüker



Niçin Kitap Okunur!
Özlemmm
Çalmayan Sadece Sen misin?
Siyaset ve Basın
O Kızıl Elmaya Ne Oldu?
