Kategori: Köşe Yazıları

  • Köşe Yazısı / Milliyetçilik

    Köşe Yazısı / Milliyetçilik

    Milliyetçilik; milletini, vatanını sevmek ve milletini tehlikelerden korumak için her türlü fedakarlığı göze alma düşünce ve duygusudur.

    Tarifi budur, ancak milliyetçilik kelimesin kökeni milli kelimesinden türemiştir yani yerlicilik anlamına gelmektedir.

    Doğuş tarihi olarak her ne kadar Fransa, yı  (Ernest Renan) işaret etseler de, Milliyetçilik oluşumuna aykırıdır. Milletlerin tarih sahnesine çıkışı ile oluşmuş ve devam etmektedir.

     Milletin oluşturan en küçük birim ailedir, dili, kültürü, tarihi, inancı, gelenek ve görenekleri aynı olan ailelerin birleşmesi ile millet meydana gelir,  ortak menfaatleri, birliği, beraberliği, dış tehlikelere karşı korunma içgüdüsünü oluşturur. 

    Kaideleri, kuralları ve yaşayış tarzı, bunları korumak gelecek nesillere aktarmak milletin yaşam felsefesini oluşturur. Milliyetçilik kelimelerle tariften daha ziyade yaşmakla ve yaşatmakla, sözde değil, icraatla tatbiki ile şekillenir. Sorulduğu vakit herkes milliyetçi, vatansever ama hayat tarzı, düşünceleri, içinde bulunduğu durum, orrtam tam aksini izah etmektedir.

     Ülkemiz emperyalistlerin yerli maşaları vasıtası ile büyük bir tehdit altındadır, bu gayet açık ve nettir, görmemek, farkında olmamak ancak kör ve sağır olmak demektir, yada dünyada yaşamamak anlamına gelir.

    Terörle mücadelede çok büyük ivme kat edildi, şimdiye kadar böyle bir mücadele yapılsaydı, bugün terör diye bir husus  kalmayacaktı.

    Terörle mücadelede başarılı olan bir bakana tavır almak, ancak ve ancak PKK’nın ve onun yardakçılarının işine gelir.

    Milliyetçi vatan bütünlüğünü savunan, milli değerleri koruyan, kollayan, ona gelecek saldırılara karşı cephe almaktan korkmayan, her türlü fedekarlığı yapan insandır.

    Geçen hafta yapılan çirkin hareket devletin terörle mücadelesine karşı takınılmış bir tavırdır, bunu milliyetçilikle bağdaştırmak mümkün değildir.

    Milliyetçi askere, polise velhasıl devlete karşı hiçbir vakit karşı eylem ve protestoda bulunmaz, bulunamaz, bu ilke ve kaidelerine aykırıdır.

    12 Eylül itibarı ile birçok kişi işkenceye maruz kaldı, ülkücüler gördükleri işkence ve zulme rağmen devlete isyan etmemiştir. Resmi kurumlarda ve askerlik hizmetlerinde gizlilik dereceleri yerlerde çalışmaları sakıncalıdır yazısı göndererek devletine karşı sevgi ve saygısını gösteren bu yolda ölmeyi, gazi olmayı göze almış yiğitler dün gördükleri muamele, ye rağmen bugün devletinin yanında onun hizmetindedir.

    Yakmak, yıkmak, düzene aykırı hareket ancak ve ancak düşmanların ekmeğine yağ sürer. Kendini milliyetçi sanan ve öyle lanse eden Ümit Özdağ yaptığı hareketle, tavırla tüm TÜRK düşmanlarının istek, dilek ve arzuları doğrultusunda davranmıştır.

    Terörle mücadelede gayet başarılı olan iç işleri bakanı sayın Süleyman Soylu’ nun başarısını gölgelemek, itibarsızlaştırmak, yapılan mücadeleyi baltalamak adına kitleleri harekete geçirerek, sıkışmış olan pkk nın rahat etmesini temin için yapılan hareketlerdir.

    Bunlara destek veren sözüm ona milliyetçiler bu resmi iyi okumalı ve o yönde karar vermelidir. Amacımız ‘’Devleti Ebed Müddettir’’ bunun bizdeki izahı budur. Bölgesinde güçlü olan bir devletin, ondan ilham alan merkez olarak gören esaretteki TÜRK illeri, İSLAM coğrafyası güçlü liyakatli, çevresinde söz sahibi Türkiye Cumhuriyeti mücadelelerine ışık tutacak, yön verecektir.

    Emperyalist ve etrafımızda bulunan komşu ülkeler bölgelerinde güçlü, dinamik, demokrat, söz sahibi bir süper güç istemezler. Milliyetçiliğin esaslarında biri devletin bekası ve bağımlılıktan kurtulması, kendi, kendine yetebilmesi bölgesindeki güç dengelerini kendi lehine çevirmesidir.

    Güçlü, dengeyi, caydırıcılığı pasifize etmek için ekonomik, siyasi yaptırımlar yapılacaktır, besledikleri maşaları vasıtası ile yapılacak olan mücadeleler baltalanacak güç dengesi bozulacak, iç kargaşalarla milleti hükümetlere karşı eylemlere teşvik edecek, bu sayede zafiyetler ve kaos  yaratılarak  güçlenmesi engellenmek istenecektir, bu doğrultuda başarılı bir bakanın protesto edilmesi bunun bir ürünüdür, yapılan eylemler vazifenin layıkıyla  yapılmasından, ülke içerisindeki eylemlerin son bulmasından rahatsız olan güruh içerideki sözde milliyetçi denilen ama kuyruğu dışarıda tutulan kesimleri harekete geçiriyor.

    Mesele Suriye, li göçmen meselesi değildir, bu terör örgütünün köşeye sıkışması, onun bu cendereden kurtarılması için yapılan hamledir. YPG ye terör örgütü diyemeyen CHP ile aynı zihniyette ve kulvarda buluşmaları bir merkezden yönetildiklerinin ispatıdır, başka bir izahı varsa söyleyin biz de bilelim.

    HDP oyları ile vekil olmuş birinin milliyetçilikten söz etmesi en son konuşacak muhteremdir, evvela üzerindeki o yaftayı kaldırmalı, sonra milletin huzuruna çıkıp milliyetçiyim demeli, gerisi fasarya.

    Milletler mücadelesinde devletini desteklemeyen, günlük siyaset yapan, kendi emelleri doğrultusunda benlik peşinde koşanlar, çarşı, pazardaki pahalılıktan medet umanlar milliyetçi olamaz.

    Milliyetçi ülkesinin ve insanın refahı, mutluluğu ve güvenliği için zaman sarf eden o meyanda çalışan, emek harcayan kimsedir. Boş gürültülere, ukala tavırlara bizim karnımız tok.

    Hani ne demişler ‘’ Geçmiş Geleceğin Aynasıdır’’ bunların geçmişi ne ki geleceği olsun.

    Hangi kavganın, mücadelenin içinde yer almış, aranmış, ceza almış da gerile, gerile meydanda geziyor.

    Biz birilerini adam sandık fakat hepsinin yüzü, gözü boya çıktı, sahte kabadayılarmış, kimi ip atlamaya, kimisi tirübünlere selam çaktı. Değer verdik, yer gösterdik yedikleri kaba ettiler, ne geçmişten nede bugünden ders aldılar, var olanı yıkmak, kendi emel ve gayelerine ulaşmak için araç olarak gördüler lakin unuttukları bir nokta vardı bu toplum sabreder sonra ihaneti asla affetmez bu TÜRK MİLLETİ, nin şiarıdır, ALLAH, ın bize bahşettiği müşfik, lik,  merhamet duygusudur, ama bununda bir hududu,  sınırı vardır ve nihayetinde belli bir noktada dur denilir.

    Elbette biz TÜRK, üz bununla gurur duyuyoruz, bu fiziki adımızdır, ruhumuz İSLAM, dır hayat tarzımızdır, ikisi bir arada olmak zorundadır aksi takdirde her biri ayrı, ayrı olması etle ,kemiğin ayrılmasıdır, velhasıl ‘’ Türklük Bedenimiz, İslamiyet Ruhumuzdur, Ruhsuz Beden Cesettir’’ demiş rahmetli BAŞBUĞ.

    Her yaratılanın elbette bir fiziki adı vardır, bu inanış, yaşayış tarzı değildir ancak töre, gelenek, görenek ve inanç yaşayış tarzıdır. TÜRK İSLAMİYET, ti yeryüzünde kendiliğinden kabul eden tek millettir. Kendilerini TÜRK, çü sayanlar, bu müptezellere destek verenler şuurlarını emperyalistlere satmış yerli uşaklardır.

     Çizgimiz, yürüdüğümüz yol net ve berraktır hedefimiz TURAN, yaşayışımız KURAN, dır. Bu yolda yürümek devletine hizmet milliyetçiliğin vaz geçilmez asli unsurudur, aksi banka soyan, asker ve polisle çatışmaya girenden bir farkımız olmaz, bizi onlardan ayıran en önemli özellik ‘’ insanı yaşat ki, devlet yaşasın’’ yıkmak çok basit ama yapmak çok zor.

    Gelin bu hareketlere destek veren kendini milliyetçi olarak ifade eden siz vatandaşlarımız, bu eylemlerde bulunanlara desteği keselim, tepkimizi koyalım. ‘’Nefislerine teslim olmuş, vehimlerine rehin düşmüş, hırslarına yenilmiş, egolarına boyun eğmişler için değişen bir şey olmayacaktır’’ bizim endişemiz TÜRK MİLLETİ, dir.

     Vatan için canını feda etmekten bir nebze dahi geri durmayan yiğitlerin mücadelesi için, gelecek nesillere güzel vatan bırakmak için desteğimizi esirgemeyelim. Bu uğurda serden geçenlerin ölürsem şehit, kalırsam gazi diyenlerin yolunda yürüyelim. Bayrağı gelecek nesillere emin, güvenli, vakur bırakalım.

    ‘’İSLAMİYETİ ELE ALIP TÜRKLÜĞÜ İNKAR ETMEK İHANETTİR. BUNUN TERSİ DE AYNI DERECEDE GAFLET VE İHANETTİR’’

    ALLAH’A EMANET OLUN /  Namık GEDİK

  • Köşe Yazısı / Sorgulamak!

    Köşe Yazısı / Sorgulamak!

    Sorgu; çoğunluk tarafından kabul görmüş doğruların akıl ve bilim temelinde irdelenmesidir.
    Sorgu, sorgulama, sorgulamak…
    İnsanın var oluşu ile başlar…
    Bilim adamları, felsefeciler en çok sorgulayanlardır.
    Bugünlere de onların sorgulamaları sayesinde gelinmiştir.
    Her dönemin kendine göre doğruları vardır.
    Bugünün doğruları yarının doğruları olmayabilir.
    “Dünya, tepsi gibi dümdüzdür” doğrusu uzun yıllar kabul gördü.
    Coğrafi keşifler öncesi, dünyanın bilenen büyüklüğüne inanıldı.
    Kölecilik, Feodalite, kapitalizm en iyi yönetim şekilleri sanıldı.
    Buluşların, keşiflerin her dönem için son olduğu iddia edildi.
    Her doğal afette de dünyanın sonu geldiği söylendi.
    Büyük afetlere kıyamet günü dendi…
    Irkların, sınıfların üstünlüğü savunuldu.
    Değişmeyen tek şey değişimdir…
    Doğrular sürekli değişiyor.
    Bir değişim döngüsü her daim vardır ve de var olacaktır.
    İnsanlar bu değişimi sorgulayarak öğrenir.
    Sorgulanmadan öğrenme gerçekleşmez; öğrenilen bilgiler, sadece zihinde yer kaplar. Bilginin öğrenilmiş olması için; davranışa dönüşmesi gerekir.
    Bir hikâye anlatılır: Bir kışlada yeni yapılan bir anıtı korumak için askerler tarafından tutulan nöbet zaman içinde sürekli hale gelir ve yıllarca o anıtın başında askerler nöbet tutar. Bir zaman sonra tutulan nöbetin yapım aşamasında anıtın zarar görmemesi için olduğu anlaşılır ve askerlerin nöbet tutma süreci sona erer.
    Sorgulamak; neden aramaktır. Doğru bilgiye ulaşmaktır.
    Sorgulamak kolay bir iş de değildir
    Sürüden kopmak, aykırı sayılmak…
    Cezalandırılmak…
    Tek başına kalmak…
    Tek olmak…
    Cezası ne kadar ağır olursa olsun…
    Meyvesi paha biçilmez değerdedir.
    Sorgulamak…
    Kutsal bir görevdir.

  • Köşe Yazısı/ İnsan Olmak

    Köşe Yazısı/ İnsan Olmak

    İnsan yaratılırken elbette bir gaye ile halk edilmiş, bu gayenin gerçekleşmesi için, bir yol güzegah belirlenmiş, bu güzergahın güvenli, doğru istikamette olması için yaratıcı kurallar ve kaideler koymuş, kaide ve kurallara uyanlara ve uymayanlara sonunda mükafat verilmiştir, cennet ve cehennem.

    Hani insanı iyi ve kötü hatırlanır ya anılarınla, ya da kötü intiba ile. Mesele idrak etmekten geçer.
    Allah insanı diğer canlılardan farklı yaratmış, düşünme, akıl, izan, zeka vermiştir ve tüm alemi onun önüne sermiştir, eşrefi mahlukat denmiş, fakat dünya hayatını yaratılış gayesini anlayamayanlar günlük yaşamayı, gelecek kaygısını, yarın hesap vereceğini unutur, rehavete kapılır.
    Sunulan nimetleri har vurup, harman savurur istek ve dilekleri yerine gelmeyince hırçınlaşır, saldırgan olur, bu milletler arasındaki mücadeleye aksederse, dünya içinden çıkılmaz yer olur. İnsan hakları, kişilik hakları, demokrasi sözde kalır. Fert menfaatleri çoğalınca milletlere, o da devletler arası mücadeleye, kargaşa ve savaşlara sebep olur.
    Gurur ve kibir nefsin dışa ( ene) aksetmesidir. İnsanı öyle bir hale sokar ki normal düşüncelerle yapamadığını yaptırtır.
    Aile ve toplum içerisinde sıkıntılara, bunalımlara sürükler, aykırı hareketlerle dengeyi bozar, ahlaki ölçülerden uzaklaşır, istedikçe ister, doyumsuzdur.
    Kendini başka yerlerde arama, olduğundan daha büyük görme, etrafına tepeden bakma duygusu aslında yalnızlığa iter, fakat zayıf karakter, yanlış istikamet hazin sonu hazırlar.
    Bu bir nevi bağımlılık halini alır, ta ki izbe bir yerde nihayet bulana kadar.
    Toplumun değer yargıları değişir saygı, sevgi, kural, kaide ortadan kalkar hep ben, ben olur, bencillik hortlar.
    Büyük, küçük, yaşlı kavramları yok olur, ne tanınır, nede bilinir. Kozmopolit bir kitle ortaya çıkar. Bunun önlenmesi bertaraf edilmesi ancak aile içi ve okullarda ve camilerdeki eğitimlerle düzeltilebilir.
    Pazardaki, çarşıdaki esnaf hakkaniyet ölçülerine riayet ederse ala, olması gerekenden fazla isterse ve fahiş artırımlar yaparsa, sadece dünyalığını kazanır, işte o vakit yaratılış gayesinden uzaklaşır nefsi arzularına hizmet eder.
    Bugün sadece ve sadece kendi hırs ve menfaatlerini düşünenler yarın bu hırs ve menfaatlerden elde ettikleri kazanımları harcayacak, belki de kullanacak bir vatan bulamazlar.
    Nasıl alışveriş yaparken hesap yapıyor, fazla vermeyelim düşüncesinde oluyorsak, bugün ki kazanımlar ya sevap olarak, ya da günah olarak elbette önümüze gelecek bu kaçınılmaz.
    Hırs ve tamah nefsin arzu ve isteklerinin insan hareketlerindeki hayata yansımasıdır.
    Var oluşunu, bahşedilişi unutup dünyanın sahibi gibi davranmak, değişiklikler yapmak, sanki yaratıcıymış gibi, daha, daha yükseğe çıkmak, tatmin olmamak vücuttaki takati bitirir ve sonunda hayattan zevk alamaz hale gelir.
    Nihayetinde nereden geldiğini, bir sahibinin olduğunu unutur. Tarihin derinliklerine baktığımız vakit ahlakın ve saygının ne derecede olduğunu görme imkanımız olacaktır, Cuma namazına müteakip esnaf dükkanının kapısını açık bırakıp camiye giderdi, hane kapıları açık olurdu, ne vakit insan olduğumuzu unuttuk o vakit kilit icat oldu.
    ABD de bir zengin hayatta her şeyi dener hiçbir şeyden zevk alamaz, nefsi doymaz, nihayetinde bir gün uçağına biner gökyüzüne yükselir sonra zirve noktadan aşağı tepe takla yere çakılır, yani intihar eder.
    İnançsızlığın ürünüdür, şayet kadere iman etmiş olsaydı bunu yaşamazdı.
    İnsanın yaşam gücünü yok ediyor, artık hayatın bir anlamı kalmadı algısı yaratılıyor. Toplumun her kesimi bir birinden sorumludur, aksi kaos yaratır ‘’ Harun reşit Behlül Dana,yı huzura çağırtır ‘ halkın büyük bölümü esnaftan şikayetçi seni vazifelendirdim kontrol et der, Behlül Dana esnafı dolaşır gördüğü lüzum üzere nasihatte bulunur, esnaf perişan olduğunu iddia ederek Harun Reşit, in huzuruna çıkar, Behlül Dana, yı şikayet ederler, ona ne bizim ticaretimizden, yarın hesabı verecek olan biziz, her koyun kendi bacağından asılır’’ derler.
    Harun Reşit Behlül Dana, yı huzura çağırır vaziyeti anlatır, Behlül saraydan ayrılır kasaba gider koyun butları alır, sokakların başlarına, yükseksek yerlere asar, esnaf bu manyak, kafayı yemiş der, ancak bir hafta sonra esnaf saraya çıkar, Emir ül mümin her taraf leş kokuyor derler, şikayet çi olur, Behlül huzura gelir, emir sorar bu hal nicedir?
    Bunlar ne demişti ‘’ her koyun kendi bacağından asılır, bende astım onlara ne?’’ Kötünün sadece kendine değil çevreye de zarar verdiğinin fiili ispatıdır.
    Esnaf bundan ders alır ve Behlül Dana, nın nasihatlerine kulak verirler.
    Biz niçin yaratıldığımızı, vazifemizin ne olduğunu bile bilirsek o vakit dünya nimetlerinin gelip geçici olduğunu anlarız, fakat bunu idrak etmek için evvela nefsi arzularımıza gem vurmamız şart, sonra yaratılış gayemizi anlamamız, öğrenmemiz gerek. Kullandığımız dil, düşünceler, niyetler ahlaki ölçüleri aşarsa sıkıntı büyüktür. Toplumun tüm kesimlerinin bu şekilde bir davranış sergilediğini düşünürsek ortada ne vatan, nede namus, ahlak kalır fertler bir birini kandırma durumuna düşer.
    Milletleri ayakta tutan gelenek, görenek, inanç, ahlak ve bu istikamette hayat tarzıdır.
    Kural ve kaidelerin olmadığı gelişi güzel yaşayan toplumlarda insanlık dışı olaylar cereyan eder, herkes bir birini boğazlar. Milletler arası münasebetlerde her ne kadar insan haklarından bahsedilse de yazılanlar çizilenler kağıt üzerinde kalıyor.
    Ortadoğu bataklığı, Afganistan, Ukrayna, Rusya dün medeni batının göbeğinde insanlar işkenceye, zulme maruz kalırken kendilerini demokrasi havarisi görenler sus pus oluyor.
    Hümanizm ve sosyalizmden bahsedenler kendi menfaatleri söz konusu olduğu vakit söyledikleri sadece sözde kalıyor, fiiliyata gelince maalesef unutuyorlar. Ülkemizde nefsi arzularla hareket edenler, hedeflerine ulaşmak için önüne kim gelirse onu devirerek hayallerinin gerçekleşmesini sağlamaya çalışıyorlar.
    Ulaşılamayan yerleri kötü ilan ediyor, hatta isyan ederek yakıyor, yıkıyor, ne toplumu nede hakkı, hukuku düşünüyor. Bu gün yaratılış gayesine uygun hayat sürsek sadece ve sadece iman ve itikatta yarışılır, hizmet hakka olur, insan faydalanır fakat insandaki ihtiras nefsi arzular bunu önler, yani şeytani düşünceler hakim olur. Dünya tarihine baktığımız vakit aslında hak ile batılın savaşı, mücadelesi göze çarpmaktadır. Kendini ilah ilan edenler mensubu olduğu ahaliyi kul, köle etmişler, yaradan, ı unutmuşlardır.
    İnsanlık bu mücadele ile karşıdakinin haklarını çiğnerken kendini bataklığa götürdüğünün farkında dahi değildir, zenginin, fakirin, hükmedenlerin aynı toprağa gireceğini akıl edemezler.
    Edep ve hayayı unutanlar sonun geldiğinde eyvah derler, ancak iş işten geçmiştir.
    Makamlar, mevkiler, üzerimizdeki etiketler hepsi geçicidir, mesele kırmadan, dökmeden saygı ve sevgi çerçevesinde hayat sürmek bahşedilen hayat tarzıdır.
    Görebilmek, duyabilmek ve hissedebilmek, insan için idrakin en önemli unsurlarıdır, işte bunu anlamak için ‘’ VATAN SEVGİSİ İMANDANDIR’’ sözünü düstur eden hak yolunda ölürsem şehidim, bu insanlık alemin de, ALLAH katında en yüce makamdır, anlamak bunu şiar edinmek, bu istikamette yürümek, cem olmak sonucu vatan olmak, insanlığa hizmet etmektir.
    Fertler aileyi, ailelerde milleti oluşturur, ahlaki ölçü ve kurallar oluşur.
    İtikadımız ‘’ ÖNCE ÜLKEM, SONRA PARTİM VE BEN’’ dir, maksadımız ALLAH rızasını kazanmak, zalime yavuz, mazluma yunus olmaktır. Ferdi toplum dışında tutmak, bitkiyi topraktan ayırmak gibidir.
    “Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır.” (Ebû Dâvûd, Libâs, 4.)
    ALLAH’A EMANET OLUN-Namık Gedik

  • Köşe Yazısı/ Dilin Kemiği Yoktur

    Köşe Yazısı/ Dilin Kemiği Yoktur

    Suç işleyen bir zanlı padişahtan aman diler, bağışlanmasını talep eder, her ne istersen yaparım der.

    Padişah huzura getirtir, sana bir soru soracağım, şayet cevabını bilirsen serbestsin der. Şimdi söyle bakalım ‘’ aynı anda acıyı ve tatlıyı bir arada bulunduran nedir? ‘’

    Mahkum günlerce cevap arar mühlet dolmaya yakın tekrar huzura çıkartırlar, cevabı verir ‘’DİL’’ ve serbest kalır.

    Bu organımızın çok yönlü fonksiyonları var, acı ve tatlıyı tadan tek organımızdır, bunun yanında güzel ve kem söz eder.

    Hani atalarımız ne demiş ‘’ tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır’’ mesele kullanmada gizli. Kalp tasdik eder, dil ikrar, ikisinin de aynı istikamette olması elbette güzel, bu bizleri yaradan ALLAH, a olan imanımızın tasdikidir.

    Ahlaklı, imanlı kişiler dil ile söylediğini kalp ile tasdik eder, yalan, riya yoktur, bu yüzdendir ki tasavvuf ehli hacı Bektaşi veli ‘’ eline, beline, diline sahip ol’’ demiş.

    Kısa ve öz bunu idrak edersek nerde, ne zaman, ne konuşacağımızı, elimizi, gücümüzü nasıl kullanacağımızı aslında bizlere hatırlatıyor. İnsanları incitmeden, tavır ve hareketlerimizi nazik ve ince şekilde kullanmalıyız.

     Bir hanede karı, koca kavga ederler, sokaktan geçen bir polis memuru sesleri duyar, tam o sırada cam şangırt eder kırılır, terlik polisin ayaklarının ucuna düşer, polis terliği alır, evin kapısını çalar, adam içeriden ‘’ kim lan o der, ‘’polis efendim terliğinizi getirdim, adam gülerek kapıyı açar, karşısında polisi görünce duraksar, kavganın sebebini sorar.

    Buradaki dil içerideki kavgayı bitirmiş kızgın adamı sakinleştirmiştir. Mesele kullanılan üslup nerede, ne şekilde davranacaksın, hangi dili kullanacaksın bu çok önemli.

     Siyasi önderler topluma mesaj verirken kullandıkları dile dikkat etmelidir, bakarsın bir çuval incir berbat olur.

    Halkı devlete karşı ayaklanmaya kadar götürür. Önder toplumun aynasıdır, diline, yaşayışına, ahlakına, toplum değerlerine uygun hareket etmek zorundadır, zira yaktığı ateşle kendisi de yanar.

     Muhalefet partimizin lideri son konuşmasında “Vatanına bağlı bütün kesimleri yol arkadaşım olarak kabul ettim ve onlara çağrı yaptım.

    Vatanını satanlarla kavga etmek lazım dedim. Ben bunu söylemek zorundayım. Bizim vatanını satanlarla kavga etmemiz lazım. Ben bunu söylemek durumundayım.

    Allah aşkına, bir davadan beraat ediliyorsunuz, aynı dava yeniden açılıyor, bu sefer müebbet hapis cezası alıyorsunuz. Böyle bir Türkiye’yi ben istemem’’ “Ya bana katılın ya şimdi, şu anda yolumdan çekilin”. Söz bazen kurşun gibidir, dil her kelimeyi söyler, dile değil onu kullanana bakmak gerek.

     Yaptığın konuşmalarda kendinle ters düşmeyeceksin, dün söylediklerini unutmayacaksın, bugünde aynı doğrultuda söylemler de ve eylemde bulunmalısın, yada yanlışı görüp tolumdan özür dileyeceksin, bu büyük erdemliliktir.

    Lakin dün söylediklerin yenilir yutulur değilse, bugün söylediklerinde tam zıtsa, işte o vakit çelişki var demektir, şimdi vatandan bahsediyor ama “Bizim için YPG terör örgütü değildir. Şimdi bir kere terör örgütü olarak sivillere genç, yaşlı, kadın, erkek demeden öldüren örgütlenmelere biz ‘terör örgütü’ diyoruz.

    PKK bu bağlamda terör örgütüydü, çünkü genç, yaşlı, kadın, erkek demeden katletti.

    Ancak YPG’nin şu ana kadar Türkiye’ye veya kendi halkına yönelik böyle bir uygulaması olmadı. Olursa tabii ona da karşı çıkarız.

    YPG kendi vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşumdur.” Bunu söyleyip sonra yön değiştiriyorsa elbette tıp dilin de bir izahı vardır. Vatanına bağlı bu söz çok su götürür neden mi?  dünkü söylemlerin ve eylemlerin seni yalanlar.

    Sadece bir örnek bu sözün sadece duyusal olarak söylendiğini, eylem faslında ise tam zıttı olduğunu göstermektedir son Suriye ve Irak teskerelerine hayır dedi  ne demişti ‘’ hayır demek vatan severlik ‘’ şimdi bakalım Kılıçdaroğlu, terörle mücadeleyi polis ve askerin yaptığını vurgulayarak, “Terörle mücadeleyi bunların yaptığı gibi yapmayacağız. ‘Kandil’ denen yuvayı yerle yeksan etmezsem Kılıçdaroğlu demesinler.

    Mücadele yürek işidir, mücadele bilek işidir. ‘’ Çok büyük bir çelişki, izahı mümkün mü? bunun hem teskereye hayır diyeceksin sonrada kandili yerle yeksan edeceksin, bu sözlerden hangisi doğru.

    Dilin söylediğini kalp tasdik ediyor mu?

    Bu malumun ilanıdır. 28 Şubatın iç işleri bakanına bakalım neler demiş, bugün hangi noktada ‘’ 28 Şubat kararları için ‘Uygulanması gerektiğine gönülden inanıyorum, kıyafet yasası da uygulanacak’’ ekranlara çıkıp dün söylediklerini unutup bugün tam zıddını söylemekte ‘’peki bugün ne demiş ‘’Bu arada unutmadan söyleyeyim; bu ülkede ölümle tehdit edildim. Evim basıldı, her şeyler oldu ama yani bana posta koyup benim de geri durduğum hiçbir hadise olmamıştır. Dayak yerim, posta yemem” Rahmetli Demirel, in bir sözünü hatırlarım ‘’ dün, dündür, bugün, bugündür’’ fakat o dönemde siyasette bir seviye vardı usluplar mizahi idi, devlete isyan yoktu, halk isyana teşvik edilmiyordu.

    Bugün halk galeyana getirilebilse aynen gezide olduğu gibi ülke tekrar kaosa sürüklenecek fakat yaktıkları ateş kendi etrafını yakmaktadır.

     Toplumun ahlaki değerlerine saygı göstermek, o doğrultuda mesajlar vermek önderlerin ilk işidir. Yalan propaganda üretmeden reel olarak halkın karşısına çıkıp doğruları evirmeden, çevirmeden izah etmek gerek çünkü hitap ettiğiniz yüce TÜRK MİLLETİ, dir. Yukarıdaki misalleri çoğaltmak mümkündür eylem esnasında geçmişte ve bugün çelişkili bir çok ifade kullanmışlardır.

    Akşener ve avanesi ilk önce ülkücüyüz ama sonra ‘’ Aydın’ın basın toplantısında salonun hazırlanışı ve salonu dolduran kalabalığın tezahüratlarına yansıyan bu değişim, merkez kaygısıyla vazgeçilen 2 simgeyi açıkça ortaya koydu.

    Yeni partide “bozkurt” işareti yapılamayacak. Alparslan Türkeş’in resmi de asılmayacak’’ şimdi bana neyi izah edecek görünen köy kılavuz ister mi, bu hadiseler cereyan ederken bunlara destek veren güruh bu söylemlerden habersiz mi?

    Halen peşlerinden sürüklenen kendini ülkücü ilan edenler, bizim bilmediğimiz sizin bildiğiniz ne var ki halen savunuyorsunuz. Gerçi hoş elektrikçi kemal, de bir ara BOZKURT yapmıştı, ülkücüler kardeşiydi, ama görünce dişlerini göstermekten de geri durmuyor.

    Peki neye, nasıl inanacağız, bunların hangi sözlerine kanacağız, bir değil ki hangi birini sayayım. 

     Her fırsatta devleti, kamu vazifesi icra eden memuru, işçiyi taciz eden bir güruhun toplum nezdinde karşılığı elbette bellidir, mesele milletin hassas olduğu milli duruş ve o doğrultuda söylem ve icra ortaya koymak zorundadır. Geçmişini irdeleyerek hataları tespit ederek revize edip toplum huzuruna o şekilde çıkmalıdır. Yoksa eşeği istediğin kadar boya, eşek yine eşektir.

                                DİL İLE BAĞLANAN, EL İLE ÇÖZÜLMEZ

    ALLAH,A EMANET OLUN/Namık Gedik

  • Köşe Yazısı/ Dün Gibi İçimdesin

    Köşe Yazısı/ Dün Gibi İçimdesin

    Alışmak, kabullenmek, kabul etmek çok zor…
    Bir gerçek var, o yok artık. Bir daha da olmayacak.
    Bu kadar net işte…
    Bir daha da olmamak… Ebediyete gitmek…
    Kavgalarımız, sevinçlerimiz, paylaşımlarımız…
    Çocukluğumuz… Gençliğimiz…
    Omuz omuza verdiğimiz mücadelemiz…
    Var olma kavgamız…
    Sol yanımız…
    Hepsi beynimde, bir film şeridi…
    İzliyorum bir bir…
    Bazen gülüyor, bazen ağlıyorum…
    Kabul etmek istemiyorum ölümünü.
    Ölmeseydin, yaşasaydın diyorum.
    Kafam nedenlerle dolu…
    Neden diyorum…
    Neden…
    Neden ölüyor insanlar…
    Ne kadar soğuk ölümün yüzü.
    Nefret ediyorum ölümden…
    Ölüme övgüler düzenlere inat…
    “Ölüm adın kalleş olsun” diyorum.
    Hiç kimse ölmesin istiyorum…
    Ama hiç kimse…
    Biliyorum, “Her ölüm erken ölüm!”
    Hala dün gibi…
    Öyle yaşıyorum…
    Ali derdim!
    Ali!
    Dünyanın en güzel insanı, dürüstlük abidesi.
    Sevgi dolu yüreği…
    Kin, nefret değildi rehberi.
    İyilik meleği…
    Doğanın dengesi, dünyanın gerçeği…
    İnsanlığın düşmanı…
    Ölüm!
    İsyanım var…
    Kabul etmiyorum.
    Her bir yaşanmışlığı…
    İnadına yüreğimde taşıyorum.
    “Dün gibi içimdesin…” diyorum.

  • Köşe Yazısı/ Ortaklar

    Köşe Yazısı/ Ortaklar

    Yardım Almaya Alışanlar Emir Almayada Alışırlar

    Ortaklık  çeşitli, kimi ticari, kimisi siyasi, her birinin yapısı değişik, içerikleri, yöntemleri, şartları farklı. 

    Asıl mesele ortak noktayı bulabilmek,  yani uzlaşıp aynı istikamette belirlenen hedefe kararlılıkla yürümek.

    Elbette farklılıklar olacak ancak o faklılıkları minimize etmek büyük maharet ister, hele, hele tamamen zıt fikir yapısı ile oluyorsa, düşünceler hedefler uyuşmuyorsa, işte o vakit büyük sorun var demektir, yani ortaklık uzun vadeli değil sadece menfaate dayanan ve menfaatlerin bitiminde ayrılan bir antlaşma. Öküz ölür ortaklık biter.

     İstikameti paralel, ülkü birliği yapmış, hedefleri aynı olan kitleler mutlaka amaçlarına ulaşırlar.

    Mesele o gayeleri ortak zemine taşıyarak yol güzergahında bulunanları dahil edip, aynı inanç ve gaye ile yürüyenleri bir kulvarda toplamak.

    Programları bir birine benzemeyen, aynı gayeyi gütmeyen, hedefleri ayrı olan kim olursa olsun uzun vadeli birliktelik olmaz, zaman içerisinde mutlaka ayrışma yaşanacaktır, biri diğerine baskın çıkmaya fikirlerini kabul ettirmeye çalışacaktır, yok olacak, yada kendini korumak için ayrılacaktır.

    Şu anki tabloya baktığımızda bir birleri ile bağdaşmayan siyasiler ittifak etmekteler, tabi bunu yaparken elbette amaç iktidar olmak, onun içinde büyük oy potansiyeline sahip olmak zorundalar, yani HDP,yi içlerine sindirmek zorundalar.

    Yada üçüncü yol dedikleri İP, SP, DP, DEVA, GELECEK bir grup oluşturacak, fakat bunların bir araya gelmeleri de çok sıkıntılı, büyük olaylara gebe çünkü iki genel başkan bugün eleştirilen AKP içersinde yıllarca vazife aldılar yani işleri bitmiş kişiler, dolayısı ile millet nezdinde al benisi olanlar değil, karşılıkları olmayan çöpler.

    Millet ittifakının aslında iyi bir adayı var müzmin geveze Arınç her şartta konuşan, sivri dilli bir şahsiyet devlete olan kini hiç bitmemiş, hali hazırda aleyhte konuşmaktadır, ne Ali Babacan nede Serok onun siyaseti yanında gölgesi dahi olamaz, aslında millet ittifakının bulunmaz adayı.

    Ortak yönleri çok araştırırsak bulabiliriz, uzak değil geçmişteki beyanatları bize fikir verecektir.

    İP gibi gizli siyaseti yok dobra, dobra ne ise o düşmanlığını gizlemiyor.

    Adam her fırsatta halen üyesi olduğu partiyi yerden yere vuruyor,

    CHP için tam istenilen adam, ama yarın onlarıda eleştirir mi ?, e bizim oralarda biz söz vardır ‘’ Alışmış Mabatta Tumman Durmaz’’ kozmik odaya dahi Fetöcüleri sokmayı başarmış bir isim.

    Her fırsatta devlete kin kusan ancak ne hikmetse devletin imkanlarını sonuna kadar kullanan muhterem.

    Profili uygun bir zat, Türkiye Cumhuriyetini idare etmeye yani başkomutan olmaya layıkmı, orada durmak gerek zira dışı bürokrat içi nefret dolu.

    Bağdaştırmamdaki sebep CHP zihniyeti ile aynı düşüncede olması. Türk’lük kavramından nefret eder, sosyalistlerle aynı düşüncede bir zat. 

    Bunların düşünce yapılarında milliyet kavramı yoktur, sosyalistlerde aynı, hümanist düşünceye sahipler, güya evrensel insan sevgisi, oysa düşüncelerine yakın olan devletler görünüşte hümanist ama icraatlarına gelince öyle değil. Misal Çin, Rusya, Küba hangisinde ayrım yok bakmak gerek.

    Sınır istemeyen bu güruh Avrupa’nın ortasındaki vahşete ses çıkartmaz ama Türkiye, Suriye’ye girerse, Irak’ta operasyon yaparsa işgal derler, insan haklarından bahsederler.

     Temel Efendi Suriye’nin bu hale gelmesi, bu iktidarın yanlış politikaları sonucu doğmuştur diyor.

    Esat’ la anlaşmadan, görüşmeden bahsediyor oysa Esat olaylar olmadan önce Ege’de tatilini yaptı, ama süper güçlerin planlarına mani olamadı.

     Türkiye’ye karşı PKK ile iş birliği yaptı onlara var olan imtiyazları dahada fazlalaştırdı.

    O vakitler Temel kış uykusunda olduğu için bilmeyebilir, ortakları Babacan ve türbe kaçıran Serok iyi biliyor, ne diyordu Şam’da Emevi camiinde namaz kılacağız, ne oldu Peşmergeyi bir cumhuriyet bayramında sınırlardan geçiriverdi.

    Birde gövde gösterisi yaptı yeni türbe ve bayrak dikimi. Bu hususları yıllarca AKP iktidarında bakanlık ve başbakanlık yapmış muhteremlere sorarak engin bilgilerimize yenilerini kata bilir.

    Dilin kemiği yok acıda söyler, tatlıda asıl içlerindeki sübjektif olan ( gizli görünmeyen) düşünceleri, fikirleri aşikar ettirmek, işte o vakit dosyalarındaki sırlar afişe olur, zaman, zaman bir birlerine aykırı sözler sarf etseler de hedefleri devletin geleceği, insanların refahi değil.

    Batının ve bunların ortak noktası Erdoğan gitsin devlete ne olursa olsun zihniyeti.

    Bugüne kadar bir çok konuda cumhur ittifakını eleştirdiler, başarı oranı sıfır, fakat son zamanlarda ekonomik yönden yüklenmekteler, bunları tutan maşa sufle vererk söylemler geliştirip halkı hükümete değil altını çiziyorum Devlete karşı isyana teşvik ediyorlar.

    Kendi yerel yönetimlerde yolsuzlukları örtbas ediyorlar ama en ufak bir meselede fırtına koparıyorlar.

    Nedendir bilinmez İBB’nin İP’e ait 80.000 TL. lik faturayı ödemesi, Eletrikçi Kemal’in 100.000 TL.lik otel faturası ve İBB başkanının trafik derdinden kurtulmak için yatla işe gitmesi, bunlar israf değil?

     Ülkemiz elbette güzel, refah içinde idare edilsin, lakin bu isteklerin karşısında dış güçler hamle yapmakta bu hamlelerine de maalesef kendine tutunacak dal arayan, medet batı diyen yerli provakatörler mevcut.

    Gayeleri ülkenin ilerlemesi değil, halkın refahı değil iktidarın düşmesi. Ülkemiz birçok zaman dilimi içerisinde küresel ekonomik sıkıntılarla baş başa kaldı, en az kayıpla kapattık.

    Parlamenter sistem isteyen muhalefet üçlü koalisyonun nasıl bozulduğunu.

     Ecevit’ in hastalığını ve sadık adamlarının istifa ederek aciz duruma düştüğünü bilmemeleri mümkün mü?

    11 Eylül 2001, 5 Nisan 1994 krizi küresel ölçekli olarak tüm dünyayı etkiledi.

    İşçi memur aldığı maaşı % 10 düşürmek zorunda kaldı. Bugün sadece bir farkla sinsice gizli bir şekilde ülkemizin ekonomisi ile oynuyorlar.

     Bunların tabii ki sebepleri var öncelikli olarak dışa bağımlıklıktan kurtulmak, kendi kendine yete bilmek, en güzel örneği savunma sanayiindeki yerli imkanlarla ilerleme.

    Elbette dış güçleri rahatsız etmekte, düşmanlık besleyenleri ürkütmekte bunu önlemek için işte tam bu noktada 6+1 formülü ile bir birlerine benzemen uhu ile yapıştırılmış maşaları saha sürdüler. Sorun fikirleri uyuşmayan, İstikametleri farklı, nefislerikabarık  bu muhteremleri iştahlandırdılar.

     Hani bir söz vardır ‘’YARDIM ALMAYA ALIŞANLAR, EMİR ALMAYA ALIŞI’’ Kadir geceniz mübarek olsun.

    ‘’ HİMMET ALAN, HİMMET DAĞITAMAZ’’

     KADİR GECENİZ MÜBAREK OLSUN

      ALLAH’ A  EMANET OLUN /Namık Gedik

  • Köşe Yazısı / İnsan Hakları ve Batı

    Köşe Yazısı / İnsan Hakları ve Batı

    Medeniyetin beşiği dedikleri batı, tam göbeğinde vahşet yaşanırken, insanlar soy ve renklerine göre ayrıştırılırken, kendi içlerindeki vahşetten ve çevresinden bir haber başka ülkelerde suç aramakta ve o meyanda raporlar tanzim etmekteler.

    Gözlerin gördüğünü, kulakların duyduğuna ne hikmetse bunlar sağır. Bir kimseyi suçlamadan önce kendini tartman, sonrada karşı tarafı tahlil etmen gerek, şayet sende sorun varsa evvela onu sıfırlamalısın.

     ABD ülkemiz için insan hakları raporu düzenlemiş, kimlerin verdiği bilgiye dayanarak, buradaki yandaşlarının o güdümlerindeki STK ların tavsiyesi ile, tabi ki olumsuz olacak, olumlu olmasını beklemek abesle iştigaldir.

    Batı istediklerini alamadığı vakit karşısındakini hasım ilan ediyor, maşaları vasıtasıyla o ülkenin iç dinamitleri ile oynuyor.

    Mesela Boğaziçi olayları, daha önceki gezi olayları gibi maksat ülke içerisinde kaos yaratarak iktidarın halk nazarında beceriksiz göstermek.

    Bu sadece ABD’nin değil AB ülkelerinin de devamlı gündeminde, ya mahkemelere müdahale ederler yada aleyhte karar çıkarttırırlar aynen Kavala ve Demirtaş davalarında olduğu gibi, oysa bunların bir takım suçları mahkemelerce karara bağlanmış, bir kısmı da karar sürecinde.

     28 Şubat döneminde ve 90’lı yıllarda üniversitelerde baş örtülü olduğu için okullara alınmayan, batı çalışma grubu tarafından fişlenen, tankların yürüdüğü zaman bu medeni batı ABD insan hakları raportörleri piyasada yoklardı, acaba kış uykusunamı yattılardı, yada uzaya seyahat mi etmişlerdi sormak gerek.

    Kendi ülkelerinde renlerinden dolayı işkence görenleri, polis tarafından sorgusuz sualsiz öldürülenleri, insan hakları kavramı içerisine almıyorlar o hadiseler olağan kendi iç meseleleri olarak görüyorlar, fakat bizde olunca insan hakları oluyor.

    Irakt’a, Suriye’de, Filistin’de, Doğu Türkistan’da yaşananları normal, orada hak arayanlarıda terörist ilan ediyorlar.

    İçimizdeki batı hayranları oralarda yaşanan ayrımcılığa hiç ses çıkartmıyor aksine alkış tutuyorlar.

    İspanya ve Fransa arasında pay edilmiş olan eski medeniyet Katalanlara hak tanımıyor, adeta asimilasyona tabi tutuluyorlar, ülkemizi bölmek için terör örgütlerine destek verenler kendilerine gelince medeni, insan hakları savunucuları oluyorlar.

    Yıllarca Ermeni diasporasının silahlı kanadı Asala’yı beslediler ateşelerimizi ve elçilerimizi şehit ettirdiler ama insan haklarından bahsetmediler.

    Bunun neresi medeniyet anlam vermek mümkün değil. Ya içimizdeki kuklalar onların uşakları hepsi ermeni oldu.

    Fransa İslam karşıtı yasalar çıkartırken, Yunanistan TÜRK azınlık değil, Müslüman azınlık diyeceksiniz derken, susan aydın gözüken satılık diplomalılar, ülkemizi AB ye şikayet eden şarlatanlar her fırsatta aynı tezgahı kullanıyorlar.

    Bu kervana İBB başkanı da katıldı. Kuzey Makedonya aslında ismi Makedonya idi, ancak ülkenin tanına bilmesi için ab nin yaramaz çocuğu Yunanistan itiraz etti, çünki güney Makedonya onların sınırları içerisinde, yarın olası bir durumda bağımsızlık isteyebilir, bu durumdan dolayı gelecekte sorun yaşamamak anlamında kuzey kelimesi eklettirdiler.

    15 Temmuz elebaşısı belli iken, mahkemeler tespit etmişken ellerinde bulunan FETÖ’yü teslim etmiyorlar, Almanya, Yunanistan sığınan teröristleri kırmızı bülten olmasına rağmen ne hikmettir vermiyorlar, ama ülkemizde tutuklanıp yargılanan FETÖ elemanlarını serbest bırakılmasını istiyorlar.

    İçimizdeki yerli uşaklarda çanak tutuyorlar. Bunların yaptıklarını ifade özgürlüğü sayıyorlar ancak Fransa, da ve İsvicre,de Ermeni soy kırımı olmamıştır dersek tutuklanıyorsun, o vakit ifade özgürlüğü olmuyor.

     İtalya Libya da, Fransa Cezayir de, İspanya Tunus ta, İngiltere Arab Yarımadasında yaptıkları insanlık dışı işkence ve zulümleri hiç gündeme getirmiyor.

    TÜRK MİLLETİ olarak 400 yıl balkanlarda hüküm sürmüş fakat ne asimile yapmış, nede zorla tebaalarını ve inançlarını değiştirmeyi düşünmemiştir, aksine fethettikleri yerlerde tabi olan gayri Müslümlerin vergilerini kendi tebaalarından düşük tutmuşlardır.

     İstanbul’un fethi ile fatih camiinin yapımına karar verilmiş, Rum mimar başı İpsilanti Efendiye , inşaa için iki büyük mermer sütun verilir, camiinin Ayasofya’dan büyük olması istenir ancak sütunları keser, bunu duyan Sultan mimar başının bileklerinden kestirir, mimarbaşı kadıya şikayet eder ‘’ kolunun kesik olması münasebetiyle iş göremez ailesinin geçimini temin edemez.

    Sultan ve İpsalanti Efendi huzura çıkar, kadı Hızır Efendi şahitleri dinledikten sonra kısasa kısas ister tam o vakit İpsalanti Efendi yere diz çöker adaletinizden dolayı Müslüman oldum böyle bir cihangirin kolu kesilmesin der, kadı o vakit tüm iaşesi karşılana der, sultan hazine anahtarlarını atar, kadı bu milletin hazinesinin anahtarları, sen kendi hazinenin anahtarlarını ver der, Sultan ey kadı doğru hüküm vermeseydin bu kılıçla kelleni alırdım, Kadı ey Sultan kararıma karşı çıkaydın bu gürzle başını ezerdim.

    Adalet konusu kul hakkına girer bunun yükü ağırdır, yarın ruzi mahşerde hesabı görülecektir.

    Adaleti ile nam salmış Hz. Ömer bir kadınla sohbetinde  “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu. Gelir de adl-i İlahi sorar Ömer’den onu.” sözleriyle onun adalet ve yöneticiliğindeki sorumluluğu ifade etti.

    Avrupa kadınlara ikinci sınıf muammelesi yaparken, kıymet vermezken,islam onlara benliklerini vermiş, kumlara gömülmekten kurtarmış, atalarımız otağlarındayanıbaşında yer vermiştir.

    Bu örnekleri çoğaltmak mümkün meselemiz kedini medeni sayan insan haklarının kesintisiz uygulandığı yer olarak lanse edilen batı evvela kendi hukuksuzluğunu gidermeli karanlık çağlarda batının kadınlar üzerindeki hukuksuzluk örneği    ‘’ilk gece hakki” olduğunu göstermek için kullandığı kavram.

     Helpless daha gılgamış destanı’ndan itibaren birçok metinde yer alan teamüli uygulama.

    Fransızlar Droitduseigneur olarak adlandırdıkları bu ilk gece hakkını ifade eden başka ifadelerde kullanmışlardır, Droit de Jambage, Droit de Cuissage gibi.

    Almanlar ise dasrecht der erstennacht veya dasherrenrecht olarak bu hakkı tanımlarken,

    İtalyanlar  Dirittofeudale,

    İspanyollar Derecho de Pernada ifadelerini kullanmışlardır.

    İlk gılgamış destanı’nda bu hak şekillendirilmeye başlanmış ardından birçok metinde yer verilmiştir.

    Babylontalmud’unda bir genç kızın kocasından evvel prensle yatacağı belirtilmiş, herodotadirmachides bakirelerini anlatırken, bu kabileden ve onun iktidar sahibi kralından bahsetmiştir.

    Roma’da senatonun Ceasarlara verdiği kadınlar üstündeki mutlak yetkiyi Caligula’nın kullandığına dair rivayetler vardır.

    Anlaşılan manyaklıkları dışında Praegustatorluk ile de uğraşıyormuş…’’ tarihi vesikalar batının hangi medeniyete sahip olduğu bizlere anlatmakta.

    Medeniyet, demokrasi, insan hakları batı kendini bunun neresinde görmektedir. İtalya’nın Pompei şehri tarihi ve kalıntıları ile batının insanlığını izah etmektedir.

     Şimdi 5000 yıllık tarihi olan TÜRK milletinin geçmişini araştıralım şu vakalardan hangisi yaşanmış, tarihe geçmiştir, İSLAMİYET’in doğuşundan bugüne böyle bir insan hakları ihlali olmuşmudur ki batı bize insan hakları dersi versin.

    ABD kurulmasında etken olan Avrupa’dan kaçan suçlular o topraklarda iskan eden asıl sahipleri Kızılderilileri katletmişler, soy kırım uygulamışlar, ama ne hikmetse hiç bahsetmezler.

    Kızılderili şefi Gerenimo,nun mezarından alınan kafatasını halen apaçilere devretmemişlerdir, Bush ailesi ellerinde bulundurmaktadır.

     TÜRK milleti üç kıtaya 600 yıl hükmetmiş, idaresi altındaki milletlerin değerlerine dokunmamış, hattı zatında saygı göstermiştir, korumaya almıştır.

     Tarih vesikalarla ispatlanmıştır, arşivlerden araştırmak mümkündür. Millet olarak dün atalarımız hangi yerde ise şuan bizde oradayız. Dün aman dileyene nasıl kucak açtıksa bugünde aynı noktadayız, sicili bozuk olan batı bize insanlık dersi ve ayar veremez. Önce kendi geçmişleri ile yüzleşmeli, sonra bizi.

    ” Dinleri, inançları ne olursa olsun, dünyamızda binlerce erkek ve kadın, eğer geleceklerini seviyorlarsa bilsinler ki, Batı medeniyeti İFLAS etmiştir.

    Eğer bu medeniyetin akıntısına kendimizi bırakacak olursak, o bizi toplu bir intihara sürükleyecektir.”Garaduay

    ‘’ Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır’’  M.K. ATATÜRK

    23 Nisan Ulusal Çocuk Bayramı kutlu olsun.

    ALLAH’A  EMANET  OLUN. Namık Gedik

  • Köşe Yazısı/Karma Eğitim

    Köşe Yazısı/Karma Eğitim

    Bir köşe yazarı köşesinde, karma eğitimi konu edinmiş. “Karma eğitimin öğrencilerin başarısını düşürdüğünü iddia etmiş. İngiltere’de, bazı okullarda kızlarla, erkeklerin ayrı sınıflarda öğrenim gördüğünü, bu okullarda başarının çok yüksek olduğunu söylemiş, sonra da “Neden hala ülkemizde karma eğitim de diretiliyor, bunu anlamış değilim.” demiş.

    İşin doğrusu şaşırdım kaldım.
    Okul nedir? Eğitim nedir? Öğretim nedir?
    Bilmek gerekmez mi?
    Eğitim, okulla başlar…
    Eğitim; kültürel değerleri yeni nesillere aktarıp, toplumsal devamlılığı, bütünlüğü sağlayarak bilimsel teknolojik gelişmelere bağlı kalıp kültürün gelişimini sağlayacak yeni bireyler yetiştirmektir.
    Bireyleri eğitmek ve yetiştirmek…
    Toplumun devamını sağlamak…
    Kültür aktarmak…
    Bir toplumun kalitesi okullarından belli olur.
    Kadın cinayetleri, töre cinayetleri; kan davaları, berdeller…
    Her gün yaşanan şiddet olayları…
    Gelenekçi yaşam dayatmaları…
    Ülkenin gerçekleridir.
    Bu gerçeklerle;
    Kızlarla, erkekleri ayrı sınıflara koyarak mı?
    Eğitimi boş ver öğretime bak, diyerek mi?
    Eğitime cinsiyetçi bakarak mı?
    Baş edeceksiniz…
    Eğitime cinsiyetçi bakmak, ilkel bir yaklaşımdır.
    Bizi orta çağ karanlığına götürür.
    Ne diye övünüyoruz: Kadınlara seçme ve seçilme hakkını Avrupa ülkelerinden daha önce biz verdik diye.
    Övünmeliyiz de…
    Kadınsız bir toplum; medeni bir toplum olmaz…
    Öğretim adı altında olayı masumlaştırıp, öğrenci başarısı kisvesine büründürmek…
    Kadını ikinci sınıf görmek…
    Eğitimi yok sayıp okulu öğretime indirgemek…
    Ne kadar ahlaki…
    Teknoloji erkeğin beden gücü üstünlüğünü ortadan kaldırmış; kadını erkeğe eşitlemiştir.
    Bunu artık anlayın…

  • Köşe Yazısı / Karamsar ( Ümitsizlik )

    Köşe Yazısı / Karamsar ( Ümitsizlik )

    Karamsarlık inancımıza göre ayet ve hadislerle belirtilmiştir, okursak sanırım anlarız, tabi anlamak istersek, bu konuya girilirse konuşanlar altında kalır, kalkamaz.

    Nerde nasıl konuşulacağını iyi tartmak gerek bilhassa toplum önderleri ağızlarından çıkanları, sarf ettikleri sözleri tartarak konuşursa yerinde olur, aksi takdirde rezil olur.

    Bilhassa din adına konuşurken mutlaka ulemadan bilgi almak gerek. İslamiyet, inred ettiği karamsarlık ( ümitsizlik ) konusunda.

     Ne denmişti de biz bu konunun üzerinde duruyoruz, aslında bir cümle lakin manası çok büyük, yükü ağır, hedefini bulmazsa sözün çıktığı yeri yakar.

    1990 yıllarda  Gaziosmanpaşa’da bir konser verildi. TÜRKAV tarafından, sanatçılar AŞIK REYHANİ, ABDÜL VAHAP KOCAMAN, HİLMİ ŞAHBALLI.

    Reyhani bir deyiş söyledi dedim yaşın kaçtır, dedi 15….. durdu sordu ne demek ister dedi, kimi sevdiğine dedi, kimisi başka yorumlarda bulundu .

    Aşık deryadır onlar saz çalar lakin sohbetleri tasavvuf ehlidir, engin bilgilere sahiptirler.

    Cevaben; bu Elif’e söylenmiştir,

    Elif bir deryadır.

     Sadece ve sadece Kur’anın bir harf değildir anlamı çok büyüktür.’’

     Sarf ettiğimiz her kelimeyi iyi tartıp, manasını bilerek konuşmak daha yeğdir.

    ‘’ Müslümana karamsarlık haramdır’’ bu söz üzerine zahir imam Kemal Bahçeli, ‘’Karamsarlık haramdır’ diye fetva vermeye başlamış.

     Neyin haram olduğunu çok iyi bilir aslında.

    Kimin elinin harama uzandığını da!

    İnşallah bir gün yüzlerine söyleme cesaretine de kavuşur…” .

    Soralım bir vatandaş olarak şeyh Kemal’e ne haramdır;

    Kul hakkı yemek,

    Haram yemek,

    İçki içmek,

    Domuz eti yemek,

    Zulmetmek,

    Zina etmek,

    Dedikodu,

    Livata(lgbt),

    Bunları çoğalta biliriz meselemiz, elbette mümin kişiye karamsarlık yakışmaz , mümin kişinin istikameti bellidir ALLAH’a tevekkül, mümin isyan etmez hayrında ,şerrinde ALLAH’tan geldiğini bilir.

    Sarf edilen sözlerin ucunun nereye gideceğini hesap etmek toplum nazarında al beni oluşturur, fakat yanlış sarf edildiği zamanda büyük tepki alır, çünki bu toplumun en büyük değeridir.

    Haramı göstermeden önce yaptıklarından nedamet duyup tövbe etmek gerekmez mi?

    Ortada çok büyük rezalet, işlenmiş bunca günah varken birde üstüne kaymak mı koyuyorsunuz. Onca masumun üzerinizde hakkı var, ikna odaları, kadrolaşmalar, şehit ailelerinin incinmesi, yaptığınız işkence ve zulümler varken kime neyi göstereceksiniz.

    Daha dün inacımıza ‘’ çağ dışı, Ayasofya açılmasın, şehitler ölmez sözünden tiksinen, ezandan rahatsız, cami basıp imamı öldürmek isteyen her fırsatta saldıran kitlen varken sen haramdan, helalden bahsedemezsin.

    Ne diyor ‘“Kapıda oynayan çocuklardan rahatsız olunca kızgın yağ dökem mi üsttlerine!

    Ya da uykumdan uyandıran ezan için camiyi basıp imamı mı keseyim?

     O ezanlar ki şehadetleri dinin temeli ama BENİM yurdumun üstünde ebedi inlemesin artık nolur ya!

    Resmen ağzıma ağzıma okunuyor her sabah!!”

    Bana ne helallikten bahset nede haramdan zihniyet aynı değişen sadece dışındaki urba, bunları bilerek siz inaclıyız diyenler, yuvarlak masada toplananlar millete yalan söylüyorsunuz yada sizde bunlarla aynı kulvardasınız.

    Bu sözlere temelin, hacı bacının diyecek bir sözü yokmudur?

    Susmak demek desteklemek manasına gelir, hani ne demiş ‘’ Resûlullah”ı (sav) şöyle derken işittim: “İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle (ona karşı kin ve nefret beslesin). Bu ise imanın asgarî gereğidir.

    “Peki siz bunun neresindesiniz?

    Yoksa bunları imana getirdiniz de bizim mi haberimi yok?

    İnanç sömürüsü diyorlar, fakat asıl sömürüyü bunlar yapıyor.

    Ne demiş Mevlana ‘’Ya Olduğun Gibi Görün, Ya Göründüğün Gibi Ol ’’ Kıvırmanın ,eğip bükmenin alemi yok, milletin huzurunda söylediğini icraata dökeceksin, aksi takdirde makyaj silinir gerçek yüzün ortaya çıkar.  

    Yüce rabbim ne diyor ‘’Maide Suresi, 55. ayet: Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O’nun elçisi, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü’minlerdir.’’

    İnanan insanlara hakaret edilecek, haram, helal karışacak sonra kalkacaksın dinden, imandan bahsedeceksin, bizde buna inanacağız, bunun tarifi bellidir ‘’ münafık’’ inananların sofrasında mümin, inanmayanların sofrasında ateist, başka izahı yoktur.

    Milletin değerlerine saygı göstermeyenler ne haramdan, nede helalden bahsedebilir.

    İlk önce tövbe etmesi gerektir, ama ne hikmetse bırak tövbeyi üstüne, üstüne halen hata işlemekte.

    Bu hususu milletimizin göz ardı etmeyeceği bilinmeli, elbette cevabı verilecektir buna şüphe yoktur, biz sadece uyarıyoruz, TÜRK milleti balık hafızalı değildir.

    İnanç konusu hassastır, bu hususta tepki göstermeyen Temel, hacı İP Müdiresi neden suskundurlar?

    Destekleyen ehli ahali, yarın iktidar olurlarsa dün ne ise yarında o olacak, buna katlanacakmısınız, yeniden tecrit edileceksiniz, hani ne demiş atalarımız ‘’ huylu, huyundan vazgeçmez’’

    Kim değişti İP’ mi,

    Saadet’mi?

     Yoksa CHP mi?

     Şu anki resim CHP’nin aynı çizgide olduğunu göstermektedir, dünden farkı yok.

    Bunun hesabı çok çetin olacaktır, hem inananlar, hemi de ALLAH soracak kaçış yok, yük ağır. 

    Müslüman karamsar olamaz, bu İslam’ın temel esaslarına ve kulluk vazifelerine tamamen zıttır.

    Ne diyor yüce yaradan ‘’”De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi asan kullarim! Allah’in rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bagışlar. Süphesiz ki O, çok bagışlayan, çok esirgeyendir.” Zümer 53’’. Ümitsizlik, karamsarlıktır daha fazla izaha gerek varmı?

     Ne demiş Hacı Bektaşi Veli’’ Eline, beline, diline sahip ol’’ nerde ne konuşacağını tartacaksın, bilmediğin hususlarda ahkam kesmeyeceksin, zira günaha düçar olursun, büyük azabı vardır.

    Mümin kişi uyanık olmak ve ilmi düşünmek zorundadır, bugün eskisi gibi değil bir konuyu araştırmak, incelemek tasavvuf ehli olmasa dahi ilmihallerden ve fıkıh kitaplarından öğrenile bilinmektedir. 

    Okumak araştırmak Müslümanın vazifesidir ne buyurmuş alemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimiz ‘’İlim müminin yitik malıdır, onu nerde bulursa alsın. Hz. Muhammed (s.a.v.) Tirmizi, İlim 19. Hadisin’’ karamsarlık yok, sığınacak ALLAH var o bize yeter.

    Zafer, ümit kaynağının bir çeşmesidir.

    Zafer birçok gönüllerin birleşmesidir.

    Gönülleri birleşenler ölse de bir gün,

    Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün.

    Gönülleri birleşenler! Selam sizlere!

    Uzaklarda dertleşenler! Selam sizlere

    ALLAH’A EMANET OLUN/Namık Gedik

  • “DAVA ADAMI OLMAK”

    “DAVA ADAMI OLMAK”

    ‘’ DALINDAN KOPAN YAPRAĞIN AKIBETİNİ RÜZGAR TAYİN EDER ‘’

    Adliyede görülen bir hukuk işlevi değil, kulun ALLAH’ a olan sadakatidir, samimi olan her daim müşfik, merhametli, adil, liyakatli, korkan, zalime yavuz, mazluma yunus olan kişidir.
    Topluluklar bu düstur üzere eğitilirse maddi değil manen yolculuk ederler, başarı işte o zaman gelir.
    Az gözükebilir fakat inançları onları karşı tarafa büyük, vakur gösterir. Mesele hakkı gütmek, hak ile yürümek, batıla fırsat vermemektir.
    Atalarımız büyük devletler kurmuş dünyaya adalet getirmiş, emperyalist olmamış, daima hak ve hakikat ehli olmuşlardır.
    Bu sebeptendir ki TÜRKLER İSLAMİYETİ kılıçsız kabul etmiştir. Dünya tarihine iyi bakmak gerek kimler nasıl anılmakta .
    Zalimleri ve yaptıklarını bilirsek, işte o vakit atalarımızı anlar, bugün bize diş bileyen, şirin gözüküp fırsatını bulduğu vakit zehrini zerk edenleri tanır, o meyanda tedbir alırız.
    Hunları, Göktürkleri, Avarları, Karahanlıları, Selçukluyu, Osmanlıyı anlarız.
    Nasıl dünya devleti olmuşlar baş eğmeyenlere diz çöktürmüşler öğreniriz.
    Bugün bize anlatılan tarihle gerçekler çok zıt, aslında tarihimiz yeniden dizayn edilmeli.
    Ekonomik, siyasi, kültürel yönleri detaylı incelenmeli ve bu millete gerçek kimliği öğretilmeli.
    Devletler arası hukuku, kuruluş felsefesi, ödün verilmeyen devlet geleneği ders kitaplarında okutulmalı, bu sadece Anadolu coğrafyası ile sınırlı kalmamalı tüm TÜRK coğrafyasında anlatılmalı.
    İşte o vakit davalarının kuru bir cihangirlik olmadığını öğreniriz. Bugüne bakarsak 15 Temmuz’dan sonra oluşan birlik işte tamda bu siyaset üzere oldu, yani oluşan birlik menfaat birliği değil TÜRK MİLLETİ’ nin geleceğidir.
    Henüz uygulanan dış politikayı dahi anlayamayan bir muhalefet bu topraklarda iktidar olma şansına sahip değil.
    Dün Suriye’de baba Esat ne ise yavru Esat’ta aynı noktada.
    Ne istemişlerdi Hatay’ı ikisinin de emelleri aynı doğrultuda, ülkemize karşı ne kadar terör örgütü varsa barındırdı, eğitim verdirdi, üs haline getirdi.
    Bu Rus maşası ile diyalog diyen bir muhalefet acaba Hatay’ı iktidar olursa Esat’a teslim eder mi ?
    Yarın kandillede pazarlık eder mi ?
    Hani bir ata sözü var ‘’ görünen köy kılavuz istemez?
    ’’Gittiğin yol, yol değil, güttüğün koyun, koyun değil, çakalın dostu kurt olmaz olsa, olsa çakal olur.
    Her yazımda üstüne basa, basa dediğim gibi uyanık olmak zorundayız, bir daha ne 15 Temmuz’lar yaşansın nede hendekler kazılsın.
    İktidar olacağız diyorlar peki kimlerle beraber olacaklar sayı yetersiz elbette HDP ile, bakanlık dağılımı nasıl olacak, savunma bakanlığını isterse, yada biz artık Güneydoğuda hiçbir harekat istemiyoruz derlerse, biz kardeşiz mi diyeceğiz?
    Bu pencereden baktığımızda bir araya gelenler birbirlerine benzemeyen 6’lı silahşörler, hepsinin parti proğramları bir birlerine zıt, yeni sistem öncesi yaşanan siyasi krizler ülkemizin gelişmesini sekteye uğratacaktır.
    Oluşan birlikteliklerde bir amaç, mana, anlam olması gerekmez mi?
    Bunları masaya yatıralım her birini ayrı ayrı tartışalım, kim neyi hedefliyor?
    İyi bir analiz yapılırsa işte o zaman gerçek zihniyetler aşikar olacaktır.
    Biri el altında kuytu köşelerde HDP ile pazarlık halinde, öteki maneviyattan dem vuruyor ama gittiği yolla yürüdükleri akla, kara gibi.
    Milliyetçilikten dem vuranlar, ATATÜRK’ cüyüm diyenler neden susar ‘’Bursa CHP vekili Orhan Sarıbal, “Dersim katliamında yitirdiğimiz canları saygıyla anıyorum.” ifadelerini kullandı’’ sayın hacı, bacı neden susar, partisi hiç eleştirmez, sonrada biz ATATÜRK’ ün partisiyiz derler.
    Fakat 24 Nisan’la ilgili HDP bildirisine karşı çıkmadılar, yarın dersim katliamı diyerek hainlerden, isyan edenlerden özür dilerlerse hiç şaşırmam.
    Dışarıda vatandaş hainlerle çarpışırken koltuğunda kahve yudumlayıp tv seyredenlerden medet ummak sadece ve sadece aptallıktır, bunun başka bir izahı yoktur.
    Hayatın devamı geleceğe olan plan, proğram ve koyduğun hedef doğrultusunda istikamet alacaktır.
    Hedefin yoksa, günlük yaşıyorsan demek ki bir davan yok, öyle ise yarınında olmaz.
    Yıllarca bizlere verilen eğitimlerde hedef gösterilmiş, o istikamet üzere güzargah belirlenmiş, adına dava denmiş, bu yolda enerji tüketenlere de dava adamı, gönül dostları denmiş.
    Yoldaş değil, sırdaş bilinmiş, yoldaş yol boyu seninledir, yol bitiminde ayrılırsın ama sırdaş ebediyete kadar seninledir.
    Bazen öyle durumlar olur ki o seninle birlikte mezara kadar gider.
    Dava adamı menfaat gütmeyen, makam peşinde koşmayan sadece ve sadece ALLAH rızasını gözetendir, müşvikler Ebu Talibe gelip alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz için vazgeçsin dediler, peygamberimize amcası söyleyince ‘’ “Bunu bilesin ki, ey amca! Güneş’i sağ elime, Ay’ı da sol elime verseler, ben yine bu dinden, bu tebliğden vazgeçmem.
    Ya Allah, bu dini hâkim kılar, yahut ben bu uğurda canımı veririm” O kadar çileyi ve eziyete rağmen vaz geçmeyen rahmet Peygamberinin % 1 kadar yokmuyuz?
    Dava adamı olmak ilk önce belirlediğin hedefe odaklanman ve inanman gerekir.
    İnanan mutlaka kazanır ‘’ZAFER HAKKA İNANANLARINDIR’’ bir dava uğruna eğer şehit verildi ise bu daha da önemli olur, amma başlayıp yarıda bırakmak, saf değiştirmekte en büyük ihanetlerdendir.
    Dünyaya hükmeden büyük devletler (Osmanlı, Selçuklu gibi) ilk önce insanlar arasındaki adaleti tesis etmişlerdir, ahalinin güvenini kazanmış sonra toplumun geneline hakim olunmuştur.
    Kuru kavgalar ve koltuk hırsları, o uğurda yapılan insanlık dışı baskı ve zulümler, insanları adil yönetilen bölgelere sığınma mecburiyetinde bırakmıştır.
    Avrupa’nın göbeğinde bizdeki kör gözlü aydınların deyimi ile medeniyet dedikleri batı derebeyleri vasıtası ile zulüm işlemişler tebaasında olanları köle olarak kullanmışlardır.
    Daha dün Bosna’da ki Srebrenitsa katliamına ses çıkartmamış çanak tutmuştur, Irak’ ta, Suriye’de, Doğu Türkistan’da, Filistin’de yapılan zulme sessiz kalanlar kendilerinden olanlara yapılınca insanlık dersi veriyorlar.
    Dava büyük ve kutlu bu yolda zayıflara, ehli keyiflere, tembellere yer yok, yol dikenli, yalın ayak gidilecek canı tatlı olanlar gelmesin, mükafat maddi değil manevi bilen, hisseden gelsin.
    Bir türlü idrak edemedikleri inanç ve kararlılık kavramını en güzel anlatan Çanakkale harbidir, bir lider düşünün 7 düvel bir karış kara parçasına saldırıyor, bu kadar kalabalığa rağmen cepheden, cepheye koşan büyük komutan ( MUSTAFA KEMAL ATATTÜRK ) askere; ‘’ Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum’’ diyen bir komutan binlerce Mehmetçiği şehit verir ama savaştan galip çıkıp o inanç ve kararlılıkla devlet kurar.
    Bu manevi hissiyatın zuhurudur. Öldüğü vakit şehit olacağını bilmek onları azim ve kararlılığa götürmüş sonunda zafer gelmiştir.
    Hareketimizin ilk yıllarında rahmetli BAŞBUĞ Genel Başkan seçilir, büyük dava adamı DÜNDAR TAŞER’e sorarlar ‘’siz neden genel başkan olmadınız şöyle cevap verir ‘’ bir duvar yıkılacaksa ben 3 sefer zorlarım sonra vaz geçerim ama TÜRKEŞ o duvarı dişleri ile söker’’ inanmak, kararlılık zaferi getirir, zaten başarının yarısı inanmaktır.
    Yıllarca her günümüz bu inançla geçti bize hayalperest dediler, kıblesi Moskova, Pekin olanlar yıllar sonra hayal kırıklığına uğradılar fakat biz zafere kazandık, bugün yer yüzünde hepsi olmazsa dahi en azından TÜRK dünyası uyandı.
    Bu inanların zaferi, kıblesi Pekin ve Moskova olanların hezimetidir.
    Bir avuç insan uyuyan TÜRK dünyasını uyandırdı. MUSTAFA ABDUL CEMİL KIRIMLIOĞLU ilk TÜRKİYE ziyaretinde ‘’ Sibirya’da sürgünde iken Moskova’nın sesi ve bizim radyo devamlı olarak ALPARSLAN TÜRKEŞ aleyhine yorumlar yapıyor, kin kusuyordu, yaptığım incelemede TÜRK dünyasını savunduğunu öğrendim, o zaman tanıdım BAŞBUĞ’ u’’.
    Büyük davalar inançla, kararlılıkla zafere ulaşır. Günlük menfaatlerle değil, koltuk ve makam hırsı insanın gözünü karartır önünü dahi göremez.
    Nefis insanı yapmayacağı işlere iter doymaz, istedikçe ister taki ölene kadar.
    Ne demiş İMAMI GAZLİ ‘’ AKIL NEFSİN ÖNÜNE GEÇERSE ALA, NEFİS AKLIIN ÖNÜNE GEÇERSE VAY HALİNE’’.
    Dava büyük, yük ağır, manevi boyutu düşündüğümüzden daha büyük.
    Şu vasiyet açık, ‘’ Sunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa’lar ölür, Allah davası ölmez, Milliyetçilik yaşar.
    Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır.
    Zafer her zaman Allah’a inananlarındır’’
    Fazla söze hacet var mı ?
    Şimdi ben dava adamıyım deyip sağda, solda kendine yer arayanlar.
    Koltuk sevdalıları, menfaat prestler, eskiyim deyip başka yerlerde gezenler ibret alın.
    Mekanları cennet olsun, rahmetle minnetle yad ediyorum.
    ‘’ NAMERTLE DOST OLMA :MERTLİK BİLMEZ, YÜREK BİLMEZ, DOST BİLMEZ; ÜZÜLÜRSÜN’’
    ALLAH,A EMANET OLUN / Namık Gedik