Sahne açıldı star gözüktü, düğümler kör oldu, gel de çöz çözebilirsen evdeki hesap çarşıya çıkınca bozuldu, hesap şaştı.
Uykuda olan uyandı sahnede rolünü layıkıyla yerine getirmekte, birkaç tane daha perde açılacak, onlarda pusuda beklemekte.
Yeni seçim kanunu ile dahada alevlendi, yandı keten helva. Her fırsatta kendilerinden emin olanlar azıcık akılları ile meydanlarda bol keseden atanlar sersemleşti, fazla içtikleri için şu an mest olmuş vaziyette, rehavet çökmüş.
Yeni seçim yasası her seçim bölgesinde partiler aldıkları oylarla vekil çıkartacak. Nasıl kara, kara düşünmesin derde deva, geleceğim diyen türbe kaçkını, her fırsatta milli görüş diyen dışı hacı içi boş teneke.
Millet ittifakının bugüne kadar yaptığı tüm planlar tepe taklak oldu % 1 oyu dahi hesap ederken artık onların hiçbir hükmü kalmadı. Kendilerini milliyetçi sayan, milli görüş diyen ahir daha dün ‘’inançlarımıza çağ dışı’’ diyen, kişilerin ellerini sıkmakta,
Ayasofya’nın açılmaması için hezeyan koparanlar, ezandan rahatsız olan, oruçla ilgisi olmayanlarla kol kola olacaksın, sonra da milli duygudan, maneviyattan bahsedeceksin bu dalkavukluktur.
Adana’da kongre olur kürsüde muhterem konuşur nasyonel sosyalizmi övünce kürsüden alaşağı edilir ve bir daha teşkilata sokulmaz.
Muhteremlere paye verildi, kimi meclis başkan vekili, kimi gurup, kimisi genel başkan yardımcısı oldu,
Fakat bu makamlar bu zatları doyurmadı, daha fazla, daha fazla istediler.
Nefis var ya, ALLAH muhafaza, insanı dinden eder. Umduklarını bulamayınca teker, teker ayrıldılar. Tarlada star oldular amma nadas olduğunu unuttular, sevinçle ellerini ovuşturdular, başardık dediler.
Bir divanı dahi idareden acizler ellerine yüzlerine bulaştırdılar şimdi hepsi lider.
Herkes gönlündeki güzele aşık olurmuş eh ağzı açıldı adayımız Mansur Yavaş dedi.
Şimdi kılıçlar çekildi meydan toz duman.
Diğer tarafta ikna edilemeyen yaramaz çocuk Ekrem İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu kim, kime üstünlük sağlayacak.
Elbette oyun var lakin kim, kime oynuyor bilmek gerek. Yarın elbette bir kişi cumhurbaşkanı olacak bu kaçınılmaz, kazanan Ekrem olursa eh işte o zaman Cumhurbaşkanlığı külliyesi bahçesine Maonun, Leninin, Makaryosun heykeli dikilir.
Yavaş olursa oda nağme yazar sonra yazdığını yutar işte örneği
‘’Halkımızın çoğunluğu milliyetçi muhafazakardır, partimiz iktidar olmak istiyorsa, halktaki CHP’lileşme algımızı yıkmamız gerekiyor.” demiş’’
Peki sayın Yavaş siz şimdi nerdesiniz?
Benim inancıma çağ dışı diyen, her fırsatta inançlara küfreden bir kitlenin içinde olduğunu unuttun mu?
Biri kalkar camide Yasin okur, Müslümana şirin gözükür diğeri maneviyattan bahseder kötülediği yere sığınır,
Hani bir Yörük ata sözü vardır ‘’MAKAM İNSANI BOZMAZ, AYARINI ORTAYA ÇIKARIR’’ ne kadar doğru bir söz yerinde şimdi şöyle bir analiz yapıldığı vakit ne kadar fırıldak varsa mübarek rüzgar gülleri gibi dönmekte ama bir farkla rüzgar gülleri elektrik üretir, bunlar virüs üretiyor, milleti zehirliyor.
Bu zehrin panzehri elbette millettir, bugün hangi taşı kaldırırsan altından bunlar çıkıyor.
Kimi AB ülkelerinin konsolosları ile yemek yiyor, kimisi de alttan alta kendini pazarlatıyor.
Vaziyet karışık net olan bir husus varsa oda CUMHUR İTTİFAKI’ nın adayı.
Millet ittifakı şu an flu, net bir durum zuhur etmedi, aslında herkes ellerini kılıçların kabzasına götürmüş ama henüz çeken yok, bir birlerini kolluyorlar.
İktidarı seçime zorladılar olmadı, baktılar ki başarılı değil bahaneler uydurarak ekonomik yönden halkı kışkırtma yoluna gidiyorlar.
Elbette sıkıntı var ama bu sıkıntının kaynağına inmek ve tedbir almak milletin yararına olacaktır.
Zincir marketlerin ve gıda üzerindeki hakimiyeti olan iş adamlarının CHP ile olan bağları araştırılmalı, Kayıtsız şartsız denetimler yapılmalı bunların FETÖ ile bağlantısı olanlar tasviye edilmeli.
Bunun önüne geçilirse kışkırtıcılık yapanlar havanda su dövecekler. Ellerindeki belediyelerin baskısı illaki var dikkat etmek gerek.
1980 öncesi ve 2001 yılında üçlü koalisyonu devirenler aynı tezgah peşinde milletimizin uyanık olması şart. Konumunda hiçbir değişiklik olmayan sol, görünüş itibarı ile sanki milli manevi hususlar da destekliyormuş gibi gözüküyor, ancak perdenin gerisi karanlık, verilen demeçler, konuşan sözcüler hiç de öyle demiyor. Yapılan beyanatlardaki şifreleri iyi analiz etmek gerek.
Demirtaşa övgüler yağdırıp ziyarete gidenler, şeref madalyası diyenler, iktidar olursak Kavala’yı ve Demirtaş’ı serbest bırakacağız diyenler siz TÜRK milletinin gözünün içine bakarak yalan söylüyorlar. Bu diyaloglara ne temelden, nede kendini milliyetçi sayan İP’ ten ses çıkmıyor.
Çakallar dans ediyor, kim kimi yiyecek ama malum çakal av kovalamaz, nadirdir genellikle kurdun veya aslanın artıkları ile beslenirler, uyanıklardır iyi takipçidirler arta kalanları ziyan etmezler. TÜRK milleti ne çakallara teslim olacak, nede tilkilere, kurdukları tuzaklarda kendi başlarını yiyecekler.
Kişi şayet bir kuruma veya kuruluşa mensupsa konuşmasını o kurumun ve kuruluşun şartlarına göre beyanat verecek, efendim o şahsi konuştu partiyi bağlamaz demek güneşi balçıkla sıvamaya benzer, birde bakarsınız ki kurda, kuşa yem olmuş. Kendilerini dava adamı olarak görenler davanın merkezi dışında kalınca her ne kadar ben dava adamıyım dese de def olmaktan kurtulamıyor, önce etinden kemiğinden istifade ediyorlar sonra leş olunca bir kenara atıyorlar e oda çakallara yem oluyor, ne hazin bir son.
İp cambazı kurnaz yeni seçim kanunundan sonra oy alacağı mecraya doğru kaymakta, onun içinde İP’in ayarını yapıyor, tabii ki tepki çekilenleri bir, bir saf dışı bırakıyor e atalarımız ne demiş ‘’erken öten horozu keserler’’ tirübünlere şov yapmak güzel ama asıl maçta görelim zahiri, işte o zaman gerçek ortaya çıkıyor.
Maç başlamadan kırmızı kart görürsen hakem heyetinde sorun var demektir, garipler ne diyerek saf değiştirdiler, şimdi ne haldeler. Birisi giderken ‘’ ben partimi iktidar yaptım’’ sattım demiyor, diğerleri işledikleri suçlara kılıf hazırlıyorlar.
Bunların toplum nezdinde karşılığı yok. Bu Serok içinde, babacan içinde geçerli, bunları parti ve liderleri topluma angaje ettiöyle tanınmış halkın içerisinde al benisi olan şahsiyetler değiller.
Topluma ihanet edenler, inancı hakir görenlerle bir ve beraber olanlara alemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimiz HZ.MUHAMMET (s.a.v) ‘’ BİRLİKTE RAHMET, AYRILIKTA AZAP VARDIR’’ buyurmuştur elbette yarın ruzi mahşerde hesap görülecektir, ondan kaçış yok, inanıyorsan divana çıkacaksın müminleri bölmekten cezanı çekeceksin.
Bir kişinin değil cümle Ümmeti Muhammet’in yükü omuzlarında olacak. Hak için yola çıkanlarla, batılı kıble edinenler ayrılacak.
ALLAH’ın hükmü nettir ‘’İşte siz böylesiniz! Onları seviyorsunuz, onlarsa sizi sevmiyorlar.
Siz Kitab’ın tamamına inanıyorsunuz. Onlarsa sizinle karşılaştıkları zaman: “İman ettik.” derler, yalnız başlarına kalınca size olan kinlerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: “Kininizle geberin.” Şüphesiz ki Allah, sinelerde olanı bilendir. (3/Âl-i İmran 119)’’. Yarın geçmişte yaşanan sorunlar tekrar ederse sorumlusu onlara yol açanlardır, elbette destek veren ahalide dahildir.
Temennimiz TÜRK MİLLETİN, nin en kısa zamanda uyanıp bu şarlatanlara gerekli dersi yeri ve zamanı gelince vermesidir. TÜRK MİLLETİ daima uyanık olmak mecburiyetindedir, çünkü batının maşası olan hainler iş başında. ‘’ SU UYUR, DÜŞMAN UYUMNAZ ’’ demiş atalarımız.
1980 öncesi malum süper güçler arasında soğuk savaş vardı. Ulus devletler buna mukabil olarak gerekli tedbirleri alarak tehlikeyi minimize etmeye gayret ettiler. Her defasında anlattık fakat bizdeki dün moskof yanlısı, bugün ABD sevicileri kafalarına bir türlü TÜRKİYE’ de ki Komünist karşıtı hareketi ABD’ye bağladılar, onların organizetörlüğün de örgütlendiğini iddia etmekten geri durmuyorlar. ‘’Dünyada biter bizde bitmez, denize atsan balık olurlar’’
Komünizmin karşısında mücadele edenler devlete zarar vermediler veya ABD marşları, bayrakları taşımadılar meydanlarda ‘’”Ne Amerika, Ne Rusya, Ne Çin; her şey TÜRK’ lük için” dediler.
İstikametleri İLAY-I KELİMETULLA, ALLAH rızasını kazanmaktı. Fikirlerinden hiç sapmadılar inandılar ve başardılar bugün TDT faaliyette ise, TÜRK dünyası kenetlenmişse, o gün o mücadeleyi verenlerin eseridir.
Ülkemizde fikir hareketlerini savunan hangi kitlenin lideri bir başka ülke meydanında 500.000 kişiye hitap etmiştir.
TÜRK milletinin güçlenmesi bölgesinde süper güç olması birilerinin yüz yıl önce hazırladığı plana ve haritaya aykırıdır. Suriye sınırından 30 km girmemiz bölgemizdeki dengeleri değiştirmiştir. Dün Marksist ideoloji sahip olan PKK şimdi sahibi ABD’nin kuklası, paralı militer güçleri olmuştur.
Yazarken, çizerken delilin olacak belgelerle konuşacaksın gerçekten inanalım. Birçok konuda çamur at izi kalsın şaibesi ile yazdılar çizdiler. Dün yaşananları elbette biliyoruz, kimler ne yaptı, nerelerden istikbari ve lojistik destek aldılar aşikar.
Bunlar devletin belgelerinde mevcuttur. 1980 öncesi zuhur eden olayları incelemek ve hatırlamak sanırım yerinde olacaktır.
ABD yanlısı olanlar solun deyimi ile neden tabutluklarda işkence gördü,
1960 ihtilalinde 14 ler neden sürgün edildi,
Turancılık neden yasak edildi,
Çorum, Fatsa, Maraş, Erzincan, Sivas olayları kimlerin yerli uşakları tarafından çıkartıldı.
Bu hadiselerin alt yapısını hazırlayanları ve destek verenleri iyi analiz etmek doğrusu olacaktır afaki konuşmak mangalda kül bırakmamaya benzer.
Ne Rusya nede ABD bu bölgede güçlü,
İstikrarlı bir ülke istemiyor,
Kendilerine tabi olacak her isteneni yerine getirecek hizmetkar istiyor.
Bunun delili bir asır önce ülkemiz için hazırlanmış harita sanırım yeterlidir.
İstediklerini elde edemeyince solun istediği gibi ordu göreve hengamesi koparıyorlar,
Seçimle alamadıklarını güç kullanmak suretiyle elde etmek kafalarındaki sabit fikir.
Daha öncede bahsetmiştim. 12 Eylül’ün yapılmasının sebebi Yunanistan’ın Nato askeri kanadına girmesi içindi, gerçekleşmesi için ülkemizde kargaşa çıkarttırarak ihtilale zemin hazırlandı.
13 Eylül’de anarşi bitti. Kenan Evren Brüksel’e giderek imzayı attı.
Eğitimin yapılamadığı, öğrencinin, öğretmenin vazife yapamadığı bir zamanda devleti savunmak, bayrağa sahip çıkmakla ABD’ ci mi olunuyor.
Sol herhalde kendilerine benzetti, Çin’ci, Moskof, Leninci, Maocu gibi.
Yakalarında bunların rozetlerini taşıyanlar, onların marşlarını dillendirenler varken, rakip aramaları çok manidar. Tarihi vesikalar gerçekleri ayen beyan izah ediyor.
Ülkedeki iç karışıklık kimlerin işine yarardı, hangi süper güç nemalanırdı, 15 Temmuz’da o gece kutlama yapanlar neyi kutladılar, neden alkış tuttular.
‘’Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan’ın 15 Temmuz darbe girişimi gecesi bir türkü barda şarkı söylerken çekilen ve elinde kadehle “36 yıl önce haberimiz yoktu, şimdi var. İçelim” dediği duyulan görüntülerle ilgili ‘suçu ve suçluyu övme’ suçundan açılan davanın 5’inci duruşması Edirne 8’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü’’ suçu sabit görüldü ve ceza aldı.
12 Eylü’lün mağdurları MHP ve ÜLKÜCÜLER berat etti,
Hangi vesikada ABD’nin uşaklığını yaptığı yazmakta?
Fatsa olaylarının tezgahtarı terzi Fikri kimin ajanı idi, mahkeme tutanaklarından bakılırsa çıkacaktır.
Bu şahsın amacı ne idi, neden halkı devlete karşı isyan ettird,i o bölgeye militanları yığdı ?
Bu soruların cevabını vermek doğrusudur. ABD kendine hizmet edenleri mağdur sıfatı ile kanatları altına aldı,
İmralı canisini azınlık hükümetinde teslim etti ( 16 şubat1999) ve ona hizmet edenleri iktidar yaptı.
DSP’nin birinci parti olması, Ecevit’in olması da onların isteği idi, ancak biraz itiraz edince hastalandırdılar ve isyan çıkarttılar sonrada kukla aradılar.
Ancak kabul görmeyince MHP’yi baraj altı yaptılar. ( Bir takım MHP hasımları caninin getirilişinde MHP iktidar ortağı idi gibi sözler sarf ediyorlar üçlü koalisyon 28 mayıs 1999 da kuruldu ).
Şayet istekleri kabul edilseydi TC. ABD’nin kuklası olacaktı.
Bu bölgede hiçbir süper güç güçlü TÜRKİYE istemez, güçlü olmak çevrende güven ve caydırıcılığı temin etmektir.
Şayet ABD dost olarak gelseydi solun taraf dedikleri iktidar olmazmıydı?
15 Temmuz darbesinin kilit isimleri nerede?
Tabiki sahiplerinin kapısında bağlı.
ABD senatosuna bir önerge veriliyor ‘’Demokrat Nevada Vekili Dina Titus tarafından 2022 Savunma Bütçe tasarısına (NDAA) eklenen bir madde, Dışişleri Bakanlığının “Ülkü Ocaklarının yabancı bir terör örgütü olma kriterlerini karşılayıp karşılamadığının” araştırılmasının öngörüyor’’
Madem yandaş neden böyle bir önerge verildi ve sadece dışişleri bakanlığı tepki gösterdi?
Ne CHP, nede kendini Milliyetçi sanan İP ses çıkartmadı.
1960 ihtilalin de neden 14 ‘er sürgün edildi,
Sebebi ne idi?
İşte cevabı buyurun ‘’27 Mayıs’tan sonra, bakanlıkları dolaşmaya başladım, İçişleri Bakanlığı’na gittiğimde, orada, ayrı bir odada, bir ayrı büroda Amerikalıları gördüm. Bizim yetkililere ‘Nedir bu?’ diye sorduğumda şu cevabı aldım:
‘Biz komünizmle mücadele için Amerika ile iş birliği yapıyoruz. Buradaki Amerikalılar da onlarla bizim aramızdaki iş birliğinin koordinasyonunu yapıyorlar.’
Ama işi biraz daha inceleyince gördüm ki, İçişleri Bakanlığı’na dışarıdan gelen şifre, telgraflar ile bakanlıktan dışarı çıkan tüm evraklar oradan geçiyor. Yani onlar, bunları görüyorlar, kontrol ediyorlar.
‘Bunlar buradan çıksınlar, Amerikan Yardım Binası’na gitsinler. Orada çalışsınlar.’
Ben bu talimatı verdikten sonra CIA’nın Ankara’daki başkanı olan Amerikalı zat (Arthur V. Miller) bana geldi. Ben ısrar ettim. Sonra dedim ki, ‘Biz sizinle dostuz. Amerika ile dostluğumuzu sürdürmek kararındayız. Komünizmle mücadelede sizinle iş birliği yapacağız.
Fakat onlar orada kalmamalı.’
Derken, Amerikan Büyükelçisi geldi. Aynı talebi ileri sürdü. Israr ediyorlar, üzülüyorlardı. Ona da aynı şeyi söyledim. Bununla da yetinmeyip, ardından daha sonra bir de mektup yazdı Amerikan Büyükelçisi, ‘Orası, zaten küçük bir odadır, önemli değildir. Orada kalmalarına müsaade edin’ diyordu’’
Alparslan Türkeş
Şayet ABD’nin adamı olsaydı ne olurdu Cemal Gürsel yerine Cumhurbaşkanı olurdu.
Türlü izanlarla bir fikir hareketine çamur atmak hele hele TÜRK ve İSLAM davasına hizmet eden kurum ve kuruluşlara bu şekilde saldırmak zan altında bırakmak sadece ve sadece uşaklık ettikleri ABD’nin işine gelir.
Satranç tahtasına da piyon olanlar, şunu iyi bilsin ki bir tek dahi TÜRK kalırsa bu dava devam eder.
Ayasofya kebir camiinin ibadete açılması bu ülkenin bağımsız, egemen bir devlet olduğunun tescilidir.
İçimizdeki mankurtlar bundan rahatsızdırlar, çünkü kiliseye dayalı sahipleri rahatsız olmuştur.
Bugün bir çok kurum ve kuruluşta halen süper devletlere hizmet eden Fetöcüler gibi muhteremler mevcut, dünde oldu yarında olacak ancak bunlar TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ni yolundan döndüremiyecekler.
Bir gün uçsuz bucaksız büyük bir alemde uyanacağız, bunu biz görmezsek de elbette arkamızdan gelecek gençlik görecektir, delili bugün gelinen noktadır, artık kış bitti kurt uyandı.
İstediğinizi yazın çizin tarih hakikatleri yazacak bir vatan severler birde uşaklık ve tabiki ihanet edenler.
Her sıkıştıklarında orduyu göreve çağıranlar arkasına saklananlar bundan sonra öyle bir durumu yaşatamayacaklar.
İçe kapanmış sadece Anadolu coğrafyasında sıkışmış çevresinden bir haber bu şarlatanlar, TÜRK dünyasının gelişmesini ve büyümesini engelleyemeyecekler.
Uşaklık ettikleri zaten bu gelişmelerden rahatsız çünkü yaptıkları planlara aykırı.
Ülkemizde batının uşaklarını arayanlar evvela aynaya baksınlar sanırım hainleri göreceklerdir, yazarlar çizerler, yorumcular, ekran yüzleri yaptıklarını kendi nesillerine nasıl izah edecekler, şunu diyebilecekler mi?
Biz bu ülkeye ihanet ettik, masumları yok yere suçladık. İnsanın kendi suçunu itiraf etmesi büyük erdemliliktir. ‘’
FARE DELİĞE SIĞMAMIŞ, BİRDE DE KUYRUĞUNA KABAK BAĞLAMIŞ’’
Kelime manasına bakarsak birçok anlamı ifade etsede hepsi aynı kapıya çıkıyor.
Düzenbaz, hilekar, göz boyayan, üstün yetenekleri ile insanları aldatmada mahir kimse.
Ülkemizde birçok yerde karşılaşmak mümkün güncel yaşam içerisinde gerek görsel gerekse bire bir muhatap olmaktayız.
Zamanın alimleri şu nasihatte bulunmuşlar ‘’cahilin aliminden, alimin cahilinden sakın ’’
Şeytanla dahi pazarlık yapıp, iş tutmadan geri durmaz onu dahi yaptığı hilelerle aldatır. Tehlikeli, zarar verebilecek vaziyette.
Menfaati gereği her türlü kılığa girer insanın gözünü boyar kendine inanmalarını sağlar. Bu sanatı sirklerde ve gösterilerde sunanlara bir diyeceğim yok saygım sonsuz, bizim bahsettiğimiz bunlara benzeyen şeytani ruhlu her dala konduğunda rengini alan bukalemunlardır.
Ülkemiz büyük bir kıskacın içerisinde temkinli bir şekilde yoluna devam etmektedir, bu yürüyüşte elbette köstek olanlar, engel atanlar, halkı yanıltanlar olacak, işte mesele halkın bunları görüp itibar etmemesidir.
Ne demiş büyük TÜRK ATATÜRK ‘’İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır’’.
Geçmiş olayları şahsiyetlerin hayat felsefesini, iş birliklerini ve söylemlerini tahlil edelim sonucu çok çarpıcı olacaktır. İşte o vakit ipteki cambazı görecek gereken dersi vereceğiz, mesele bakmak ve görebilmektir. Göreceli değildir tamamen gerçek mesele görmeyeni görür, hale getirmek bu bizim vazifemiz, sizleri aydınlatmak karanlık noktaları aşikar etmek.
İnsanız ve bir noktada inanıyoruz belki saflığımızdan, belki de tam göremediğimizden kanıyoruz.
‘’Bir beldede iki derviş ve bir hizmetkarları var imiş, zikirlerini ve ibadetlerini yapar bir birleriyle ilim dererlermiş, bir gün hizmetkar şeyhine sorar neden sizlerin müridü yok ?
Şeyh ne yapacaksın biz bize yeteriz demiş, ısrar üzerine hazırlan çarşıya, pazara çıkalım, pazarda iki çocuk kavga eder görmüş birinin kucağında bir kuş, o diyor benim, öteki diyor benim, çocuk asılınca kuşun kafası kopar, diğeri ağlar şeyh BİSMİLLAH der kuşun kafasını alır bir tükürükle gövdesine tutturur, etrafta bunu gören ahali tekkeyi doldurur aylarca, yıllarca hizmetli şeyhi göremez bir gün karşılaşırlar şeyhim sizi göremez oldum der, git kasaptan sakatat al gel, hizmetkar gider bağırsak alır gelir, şeyh bağırsağı şişirir beline sarar, millet toplanmış o ben ilk safta olayım şeyhe yakın, diğeri de der kargaşa çıkar, namaz başlar şeyh rükuyu vardıkça zırt eder, secdeye gittikçe zırt eder bu namaz bitimine kadar devam eder selam verirler birde bakarlar ki üç kişiler diğerleri terk etmiş’’ mesele şekil değildir hakikaten inanmak yüzeysel değil kalpten bağlılık, samimiyet gerektir.
2. MURAT zamanında HACI BAYRAMI VELİ’ye tabi olan müritlere de vergi muafiyeti getirilmiş,
‘’– Bana irade getirenleri bugün fî-sebîlillâh kurban eylesem gerektir, diyerek bağlılarını kurban olmaya davet eder.
Toplananlar büyük bir şaşkınlık ve tereddüt içinde adeta dona kalmıştır.
Nihayet biri erkek diğeri kadın iki kişi;
– Başımız sana feda, diyerek Şeyh’in huzuruna varırlar.
Hacı Bayram hazretleri onları çadıra sokar ve oraya önceden konulan bir koyunu boğazlayarak kanlı kılıcıyla dışarıya çıkar. O iki müridin kurban edildiğini zanneden kalabalık, ‘Şeyh çıldırmış!’ diyerek darmadağın bir vaziyette telaş ve korkuyla kaçışır’’ padişahıma söyleyin iki müridim var der.
Halkın inanç ve maneviyatından milli duygularından yararlanarak şaklabanlık yapanlar bir gün aşikar olacaklarını da bilmeleri gerekir.
Bu millet TÜRK milletidir mazluma yunus, zalime yavuz olmasını bilir, eteklerdeki taşlar döküldükçe merhameti intikama dönüşecektir. İp üzerinde istediğin taklayı atsan da, tek ayak üzerinde yürüsen de, havada ağzınla kuş kapsan da gerçeği öğrendiği vakit sonu korkunç olacaktır.
Bir sahilde şehirde göçmen ailenin bir çocuğu 80 öncesi İzmit Kocaelitüpraş Mimar Sinan lisesinde tarih öğretmeni.
Malum 80 öncesi toplum bölünmüş, bunun yanında öğrenci, öğretmen, memur saf, saf örgütlenmiş.
Komünist öğretmenler TÖBDER’İ, ÜLKÜCÜ öğretmenlerde ÜLKÜ BİR’i kurarak teşkilatlanmış.
Elbette milli ve manevi duygulara hazi olanlar ÜLKÜ BİR’de yer almışlardır.
Milli hassasiyetler ve devletin bekası bunu gerektiriyordu, elbette genç nesillerin yetişmesi milli hassasiyetlerin aktarılması, millet olma vasfının gerekleri öğretilmeli idi.
İşte bu işi o dönemde yetişen öğretmenler büyük bir öz veri ile üstlendi. Görev esnasında devletin değil de komünistlerin iftiraları, tehditleri, kurşunlamalarına rağmen o yiğit gönül erleri milli vazifelerini lakıyla yerine getirmişlerdir.
Bu uğurda birçoğu şehit düşmüş ama hiç yılmadan vazifelerine devam etmişlerdir.
Her gün kelle koltukta vazifesini yerine getirmek, öğrencilerine bir harf öğretmenin mutluluğunu yaşamak için var güçleri ile her türlü zorluğu göğüslemişler, bugünki nesilleri yetiştirmişlerdir.
Böyle ulvi bir gayeyi şehit olma veya sakat dahi kalma riskine rağmen azimle, kararlılıkla sürdürmüşlerdir.
Bugün sahnelerde boy gösteren gafillerin, şarlatanların o gün o ulvi gayeye hizmet eden her an risk altında olan ÜLKÜCÜ öğretmenlerin neden yanlarında değildi?
Neden ÜLKÜ BİR’e üye değildi?
Hani siz milliyetçi idiniz, vatan perverdiniz geçmişte bu harekete omuz vermiş cefakar insanlara bunu nasıl izah edeceksiniz?
O günün ÜLKÜ BİR başkanı anlatıyor ‘’ öğretmen odasına gelir komünistlerle oturur sohbet ederdi’’ sordum hocam Meral hanım ÜLKÜ BİR’e üyemiydi hayır cevabını verdi.
Hocamız halen hayattadır birlikteyiz. Öyle bir ülkücü ki gıpta edersiniz birçoğuna taş çıkartır, dün ne ise bugünde aynıdır. (Ömer Faruk Yurtbaşı) Milletin huzuruna çıkıp ben, ben, ben şöyle milliyetçiyim zırvalarına karnımız tok.
İlk önce birilerinin tavsiyesi ile DYP’den dışarıdan içişleri bakanı oldu ve ‘’ DYP ile “Katolik Nikâhı kıydım’’ dedi,
ANAP’la görüştü, ancak bir müddet sonra kurulacak AKP ile flört etti ondanda vaz geçti.
MHP’ye katıldı peki ne demişti ne yaptı ‘’Ahmet Şafak’ın ‘Şimdi size ilke, bilgi, inanç, dürüstlük, karakter, tarihsel liderlik desem ne dersiniz?’ sorusuna Meral Akşener’in ‘Sayın Doktor Devlet Bahçeli derim’’ peki ne oldu da sayın öğretmen övgüden vazgeçti, kim ne vaatte bulundu.
Hani ne derdi ‘’ ben başbakan olacağım’’ İP Genel Başkanı Meral Akşener’in 15 Temmuz işgal girişimi öncesi sarf ettiği sözlerde hâlâ hafızalarda.
Akşener, 15 Temmuz işgal girişiminden önce de defalarca “Yurtta sulh cihanda sulh” kelimelerini kullanmış, daha sonra ise “Ben başkan olacağım” demişti.
Akşener’in yaptığı propaganda Fetöcülerin kendilerine verdiği “Yurtta Sulh Konseyi” ismiyle büyük benzerlik taşıyor’’
İnsanlar bir noktaya kadar toplumun aklıyla alay edebilir, ancak tarih asla yanılmaz mesele derinlere inip dün söylenenleri yaşananları ve olayları bir birine bağlarsak kolay çözeriz.
Bu kutlu dava dualı ve beddualıdır hainlik edenler ihanet içinde bulunanlar asla iflah olmaz. Kılıçdaroğlu diyor ya helalleşelim biz bu harekete gönül vermiş, gazisi, şehidi olan bir kitle olarak davamıza ihanet edenlerle helalleşmemiz olmayacak, hesaplaşmamız olacak.
Bu ip cambazına çanak tutanlar sizleri ÜLKÜCÜ şehitlerin ahı tutacak, geceleri rüyalarınıza girecekler. Kurtuluş ancak tövbede ve af dilemede.
Bu hareket makam, mevki benlik hareketi değildir
İLAY-I KELİMETULLAH, NİZAMI ALEM hareketidir, canı tatlı olanlar katılmasın. Makam arayanlar, kemik peşinde koşanlar, iradesiz olanlar bu hareket içerisinde yer alamaz, ismini de kullanamaz.
‘’Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır’’
Milleti oluşturan unsurlardan biridir, geçmişi ile geleceği bir birine bağlayan akışı sağlayan tarihin derinliklerinde bir toplumun inanç, ahlak, gelenek, görenek, töre ve bunların bütünü yaşayış biçimi, sistemdir.
Milletlerin devamı gelecek nesillere birlik içerisinde aktarılması milli kültürün geliştirerek korunması millet olma vasfının gereğidir.
Dil, tarih, yaşayış biçimi bunun nakşedilmesi kuvvetli bir kültürün var oluşunun ispatıdır.
Bu kültüre haiz olmayan topluluklar millet olma vasfına haiz değildir. Bu gün Avrupa’nın göbeğinde böyle çok devlet vardır ancak bunlar ulus devlet değil kanton devletlerdir.
Her ne kadar batı bir birleri ile iç içe olsa da yine de farklıklar zuhur etmektedir.
Gelenekleri, tarihleri, örf ve adetleri bir birine benzemez. Bu yüzdende yüz yıllarca bir birleri ile savaşmışlardır.
Kültür toplumun yaşayışına nakış, nakış işlemiştir düğünleri, ozanları, destanları, giyimleri, kuşamları, bir birleri ile olan münasebetleri, kilimlerindeki desenleri, gergef işlemeleri farklılık arz eder.
Van 100 yıl üniversitesinde öğretim görevlisi PROF. MUSTAFA AKSOY ile bir öğrenci arasında tartışma olur, ben Vanlıyım bizim halı kilim desenlerimiz farklıdır der, hoca dünyanın her tarafında araştırma yapmış, milletlere ait olan desenler üzerinde incelemede bulunmuş iç içe yaşayan aynı coğrafyadaki milletlerin dahi kültürlerinin farklı olduğu sonucuna varmış. Derlediği kilim desenlerini öğrencinin önüne koymuş, hangi desenler sizin bölgenin göster demiş, öğrenci desenleri escortbeşiktaş seçmiş hoca bu seçtiklerin arasında Kırgız, Kırım, Kerkük, Kazak, Tuva, Yakut, Macar, Türkmenistan, Anadolu, Kızılderililerin desenleri bizim demiş, öğrenci hayret ederek hocasından özür dilemiş.
‘’Türkler Ve Kürtler Asırlardır Aynı Kilimi Dokuyor
Mustafa Aksoy’un vardığı enteresan bir nokta daha var. Anadolu’da dolaşırken Türk ve Kürt kadınlarının aynı kilimi dokuduğunu görmek onu şaşırtmamış; ancak İran’da yaşayan Türklerin ve Kürtlerin dünyaca ünlü İran halı motifinden hiç etkilenmeden ortak motifler kullanmalarını anlamlı bulmuş. “Yazılı kaynakların önemli çoğunluğu Kürtleri Farsların bir kolu olarak değerlendirir. Ancak onlar kilimlerinde Fars düğümü ve damgalarını yani bitki ve hayvan şekillerini değil de ‘TÜRK düğümü’ ve ‘TÜRK damgalarını kullanmışlar. Bu hususun tesadüfle açıklanması mümkün değil. Edirne’den Tuva’ya kadar yaptığımız alan çalışmasında hem yazılı hem de Etnografik eserlerde bu iki halkın aynı damgaları kullandığını tespit ettik.” diyor.
Dr. Mustafa AKSOY
Bu sadece bir nokta ile belirtildi oysa gelenek ve görenek de de bu tescillenmiştir. Asya’nın en ücra köşesinden ta Kızıderililere kadar yapılan incelemeler bu verileri doğrular nitelikte. Bu verileri inkar etmek büyük TÜRK MİLLETİ, ne ihanettir. Yaşatmak devamını sağlamak vazifemizdir. Mezar taşlarında dahi belirgin olarak işlenmiştir, devlet görevinde olanların ve sair mezarlar baş uçlarındaki taşlarla bir birlerinden ayrılmıştır. Yine kapılardaki tokmak ve zerze ile ayrılmış, tokmak erkekler için zerze (demir halka) bayanlar için hazırlanmış. Töreyi koya kültürü de işlemiştir.
Değinmek istediğim asıl mesele şimdi daha iyi anlaşılacaktır. Çorum büyük uygarlıklara ev sahipliği yapmış tarihin derinliklerinde yer alan, devletlere başkentlik yapmış çok eski yerleşim bölgesi, tarihi vesikalar bunu kanıtlamaktadır. Bugün şehrimizin her yanında Hitit uygarlığına ait maketler, simgeler, isimler göze çarpmaktadır, turizm açısında önemli bir faktördür ancak bu şehir Hititlerden sonra birçok eski uygarlığa ev sahipliği yapmıştır, şimdi onların objelerini de şehrin muhtelif yerlerine dağıtalım olur mu?
Çorum Malazgirt meydan savaşından 4 yıl sonra 1075 yılında MELİK AHMET GAZİ tarafından fethedilmiştir yani 978 yıl önce TÜRK İSLAM şehri olarak tescillenmiştir. Fetihten sonra, tespit edilen 21 OĞUZ boyunun yerleştiği görülmektedir, yerleşim yerleri hali hazırda bu boyların isimleri ile anılmaktadır.
Bu boylardan bazıları; Avşar, Salur, Alayuntlu, Kayı, Bayat, Dodurga, Beydili, Buğdüz, Becenek, Eymir, Döker (Döğer), Karakeçili, Kınık, Kargı, Çepni vs hepsini saya biliriz. Bu kadar TÜRK boyunun yerleştiği bir yerde meydanlarda Hitit motiflerinin ön planda tutulmasına mana vermek akıl işi değil, Şehrin hiçbir meydanında MELİK AHMET GAZİ ve 7-8 HASAN PAŞA ismi verilmemiş. Şehri TÜRK’leştiren, İslamlaştıran kahramanları yad etmek, isimlerini nakşetmek bizim milli borcumuzdur.
ÇORUM kültürü ile bir TÜRK şehridir, folkloru, edebiyatı, geleneği, töresi ile bunu ispat etmektedir. Fakat görsel ve tarihsel verileri milletin önüne koymaz isek biz TÜRK MİLLETİNE ve tarihi şahsiyetlere ihanet etmiş oluruz. Tarihi düzgün anlatır vesikalarla desteklersek şehrin manevi havasına katkıda bulunmuş oluruz. Elbette tarihi dokusu korunsun ancak TÜRK şehri olduğu akıllardan çıkartılmasın. Simgeler, isimler bu doğrultuda kullanılsın. Gerekli yerlerde elbette bu uygarlıklar hatırlatılsın ancak şehrin bir TÜRK yerleşim yeri olduğu her fırsatta hatırlatılmalı. Öyle bir görüntü var ki sanki buraya hiç Türkler gelmemiş yaşamıyor izlenimi işlenmekte. Tabelalardaki isimler dahi yaşayan halkı temsil etmemektedir bize ne M.Ö yaşamış bağımız olmayan bir toplumun isimlerinden, korkarım yarın insanlar çocuklarına da bu isimleri koyarlar.
Kültür erozyonu, yozlaşma, başkalaşmaya zemin hazırlama yetkililerin bir an önce buna tedbir alıp doğru istikamette hareket ederek bu bölgenin bir TÜRKMEN yurdu olduğunu vesikalarla izah etmesi netice verecektir. Tarihi veriler zaten bunu tasdik etmektedir sadece yapılacak iş yerel yöneticilerin ve kültür müdürlüğünün bu meyanda çalışma yapması. Bizden sonra gelecek olan nesillere bu bölgenin tarihini anlatmak atalarımıza olan vefa borcunu ödemiş oluruz. Büyük meydanlara tarihi şahsiyetlerin icraatları ile heykelleri dikilmeli. ÇORUM’un fetih yıl dönümü görkemli kutlanmalıdır.
‘’Nastor ve Şattat, siz bilmiş olun ki ben Rum’a mal ve hazine toplamak için gelmedim. Niyetim geri dönmek de değildir. Belki bu illeri fethedip Müslümanlar memleketi yaparım diye geldim’’.
‘’Ali suavilere bir HASAN PAŞA YETER’’
ALLAH’A EMANET OLUN. RAMAZANI ŞERİFİNİZ HAYIRLI OLSUN. Namık GEDİK
Beni derinden etkileyen bir yapıttı “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabı. Nasıl etkilenmezdim; bir ülkenin dirilişi, şaha kalkışı, yoktan var edilişi ve dünya ülkelerine örnek oluşu…
Muhteşem bir şey…
Takdire şayan…
Atatürk, kitabı okuduğunda Finlandiya’daki bu destansı başarıya tek kelimeyle hayran olmuş; bu başarı öyküsünün, ülkesinde ders kitabı olarak okutulmasını çok istemiş ama maalesef isteği yerine gelmemiş.
Finlandiya’da yapılanlar, bir halkın topyekûn ülkesi için verdiği mücadelenin ne kadar değerli olduğunu anlamamız açısından çok önemlidir.
Birinci Dünya Savaşı ile her bir karış toprağı işgal edilmiş, bir ülkenin bağımsızlığını kazanmak için verdiği “Kurtuluş Savaşı” mücadelesine çok benzemektedir.
Şimdilerde ne çok ihtiyacımız var böyle bir topyekûn aydınlanma seferberliğine…
Köylerden bir bir toplanan yumurtaların, bir merkezde gemilerle yurt dışına gönderilmesi…
Ve diğer ürünlerde…
Markalaşmak…
Ne kadar kutsal bir iş değil mi?
Bilinç, özveri, dayanışma, vatan sevgisi…
Köylere her gün günlük gazetenin girmesi 1800’lüler de.
Kitap okuma seferberliği…
Okumak aydınlanmak…
Dişi, tırnağı ile var olmak…
Her şey…
Finlandiya için…
İşte bu kitap…
Beyaz Zambaklar Ülkesinde…
“Tüm yoksulluğa, imkânsızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen, bir avuç aydının önderliğinde; askerlerden, din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan işadamlarına kadar, her meslekten insanın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek, Finlandiya’yı, ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarmak için nasıl büyük bir mücadele verdiklerini, tüm insanlığa örnek olacak biçimde gözler önüne sermektedir.”
Devletlerin, kişilerin, kurumların, siyasilerin kırmızı çizgisi var, bu duruma göre değişmekte, Kiminin vatan, bayrak, ezan, milli duygu ve düşünceler.
İzah etmek o kadar zor değil bazen görünen köy kılavuz istemezmiş derler ya, kimin kırmızı çizgisinin hakikaten neyi ifade ettiği biraz dimağımızı yorarsak anlarız. Kim neyi diliyle ifade ederse etsin tarih yalan söylemez yeter ki biz millet olarak geçmişi muhakeme yapalım, unutmayalım.
Vatan ve millet elbette kırmızı çizgidir ama ondan önce anayasanın ilk 4 maddesi olmalı çünkü bu 4 madde tamamını kapsamaktadır. Laf işgüzarlığı yapmanın alemi yok, gözlerimizin içine bakarak yalan söylemek ancak usta bir piyonun kurgulanıp saha sürülmesinden ibarettir.
Bir zamanlar bağımsız TÜRKİYE sloganları atılıyor, fakat bu kitlelerin yakalarında Lenin’in, Mao’nun rozetleri takılı, istiklal Marşı yerine enternasyonel marşı söylüyorlardı.
Dün kahrolsun ABD diyenler şimdi onların kayığına binmiş medet umuyorlar.
Bunlar kendilerinin icraatı olmadığı gibi yapılan her işe karşılar Müzmin muhalifler. Geçmişe bir bakalım ne demişler kırmızı çizgi nerede?
Zihinlerimizi biraz yoralım bakalım hakikaten bunların kırmızı çizgisi ne?
Söze değil icraata bakalım.
Kılıçdaroğlu ne diyor; Ankara Elmadağ’da muhtarlar ve STK temsilcileriyle buluşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “İki kırmızı çizgimiz var, birincisi vatan, ikincisi bayraktır. Bunlar bizim kırmızı çizgimizdir. Bunun dışında herkesle otururuz, konuşuruz. Niye konuşmayalım?” dedi.
Elbette bizlerde kırmızı çizgimiz diyoruz ama farkı var biz ATATÜRK İLKE VE İNKİLAPLARI, anayasanın ilk 4 maddesi.
‘’CHP lideri Kılıçdaroğlu İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin sorularını yanıtladı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kuzey Suriye’de IŞİD ile savaşan PYD’nin silahlı gücü YPG’yi “terör örgütü olarak değil, vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşum olarak gördüğünü” söyledi’’
Tuncay Özkan; “Selahattin Demirtaş bir siyaset adamıdır, bir barış insanıdır’’
CHP İzmir milletvekili Hülya Güven; “Bizde nasıl PKK sorunu varsa, onlarda da muhakkak bazı sorunlar olacaktır. Mesela bizde PKK sorunu var. Askerlerimiz şehit oluyor. Her iki taraftan da şehitlerimiz oluyor. Bunun için başka bir ülkenin gelip bizim içişlerimize müdahale etmesi doğru mu? Değil tabii ki bunun için de bizim Suriye’ye doğrudan doğruya müdahale etmemiz doğru değil”
CHP li Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, seçimler öncesinde ‘’2 temennisinin olduğunu ve gerçekleşirse pilav dağıtacağını duyurmuştu. İlk isteğinin CHP’nin Çanakkale genelinde 1’nci parti gelmesi ve ikinci isteğinin de HDP’nin yüzde 10 barajını geçmesi olduğunu belirten Gökhan, dün öğle saatlerinde Cumhuriyet Meydanı’nda halka kendi tabiriyle ‘Şükür Pilavı’ dağıttı’’
Engin Altay;”Biz HDP’yi terör örgütü görmüyoruz. Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın cezaevinde tutulmasını doğru bulmuyoruz. Bu konularda açık ve cesuruz.” ifadesini kullandı’’
Bu örnekleri çoğalta biliriz araştırırsanız sanırım sizde göreceksiniz bunlar kayıtlı, mesele analiz yapıp ve doğru karar verebilmek, yüzlerine maske takmış içimizde dolaşan hokkabazları afişe etmek suçüstü yapmak devlet için hayati önemdir. Suriye harekatı niçin yapıldı ?
Suriye sınırındaki yerleşim bölgeleri devamlı taciz ateşine maruz kalıyor, kaçak olarak sınırdan geçen teröristler silahlı, bombalı eylem yapıyorlardı, halkımız tedirgin, diken üstünde yaşıyordu işte bu hadiseler son bulması için hükümet teskere hazırlamış ancak
‘’18:40 CHP adına konuşan Faruk Loğoğlu, yabancı askerlerden medet umanların milliyetçi olmadığını ifade ederek, “Güvenli bölge uçuşa yasak bölge komşuya saldırı anlamına gelir” dedi. Daha önceki teskerelerden farkı olmayan bir teskere ama masanın ayağı hayır deyince 6’lı silahşörler kandilin sesine kulak verdi.
Suriye’nin kuzeyinde bir terör devleti kurmak isteyen batı yanaşmaları vasıtası ile devletimizi devamlı taciz ediyordu bu kırmızı çizgi değilmidir?
Irak, ta yuvalanan PKK dış güçlerden aldığı destekle tacizde bulunmuyor mu?
Devletin insanının güvenliğini sağladığı gibi sınırları korumak, güven altına almak asli vazifesidir, bu görevin ifası, teröristlerin takibi için TBMM iznine ihtiyaç vardır teskere bunun içindir.
Ülke bütünlüğü, bekası tehdit altında iken elini taşın altına koymayanların millet dışarıda hainlere direnirken tankların arasından serbestçe geçip koltukta kahve yudumlayanların kırmızı çizgisi olamaz.
Milletin huzuruna inandırıcı bir yalanla çıkın da adam sanalım şu hal ile hiçbir kimseyi ikna edemezsiniz, 1940, 1978 li yıllar geride kaldı otel odalarındaki gizli aşklar artık tarih oldu sizin kırmızınız mor oldu
Rahmetli ATATÜRK; “Memleketimizin ellide biri değil, her tarafı tahrip edilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız.” (1920)
‘’Felaket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak gerekleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur.” (1920)
Büyük TÜRK MİLLETİ, nin menfaati, bekası için gerekirse bedel ödemeden çekinmeyen, her türlü zorluğa karşı set kuran, saldırılara karşı tedbir alan, önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben diyenlerin kırmızı çizgisi vardır. Bedel ödemeyenler devlet ve millet kıymeti bilemeyenlerin, kırmızı çizgileri yoktur.
‘’NEDEN AZMİN BU KADAR SÜREKSİZ, SEN MİYOKSA DAVAN MI YÜREKSİZ’’
Gam ve kederin olmadığı risk bulunmayan, muhalifi olmadığını düşünüp ona göre hayat felsefesi oluşturanlar, o doğrultuda hareket edenler bir gün kazandıklarını kaybedeceklerini akıllarının ucundan dahi geçirmezler.
Hizmeti kendi egolarını tatmin etmek ve halkı kendi mertebelerinden aşağıda görerek kibir abidesi olurlarsa kendi kendilerinin ayağına kurşun sıkarlar. Yapılan her icraatı ALLAH rızası gözetilerek yapılırsa daimi olur, kaybetse dahi halk arasında itibarı olur.
Millete hizmet etmenin çeşitli yolları vardır, idrak edebilmek, hissetmek, duymak ve görmek bunlar meselenin çözümünde en büyük faktördür. Koltuk sahibi olmak demek hizmet etmek değildir, o koltuğun hakkını teslim etmek gerek. İnsanlar makamlara oturur, o makamdan dolayı itibar görür ancak elle tutulur, gözle görünür eserler olmaz ise kişi o makamdan indiği gün unutulur gider.
Makama oturanların evvela ali cenap, alçak gönüllü, merhametli, halkın içerisinden birisi olması şarttır. Kibir ve benlik keskin sirkenin küpüne zarar verdiği gibi kişiye zarar verir.
Halkın oyları ile seçilip gelen bilhassa belediye başkanları bu konuları iyi tartmalı, zira bir daha ki seçimde kaybedeceklerini, halkın çantada keklik olmadığını tartması şarttır. Bu aynı zamanda genel başkanına karşı olan sorumluluktur, hizmet kalitesi seçmen gözündeki albeniyi artırarak yerel ve genel seçimlere yansıyacaktır. Nasıl olsa rüzgar benden yana deyip rehavete kapılırsan işte o vakit kaybettiğin gündür,
‘’Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir’’ Hali hazırda makam sahiplerinde rahatlık mevcut bu çıplak gözle rahat görülmektedir, Sorunları belirleyip, ihtiyaçlar giderecek plan, program yapmak asli vazifedir.
Ülkemizin kalkınması için hazırlanan planlar belirtilen yılın yarısında teknolojinin ve bilimin gelişmesi ile kısa sürede yakalanmaktadır. Oysa uzun vadede yapılacak bir çalışma ara raporlarla daha güçlü olacaktır. Bu çalışmalar yetişmiş uzman kişilerle detaylı yapılırsa kalite artacak insan rahatlayacak ülke kalkınacaktır.
Belediyeler bir nevi küçük iktidardır burada verilecek hizmet iktidarlara yansıyacaktır, hizmeti yaparken göz boyamak için değil, hakikaten ihtiyaç olduğundan dolayı yapılmalı.
Bir ilin gelişmesi çağın gereklerini yerine getirmek halkın ihtiyaçlarına zamanında cevap vermekle olur, görünen yerleri süslemek sadece makyajdan ibarettir, bu nedir ana caddeye bakan cepheleri süslemek ama diğer cephelerin perişan olmasına benzer. Makam sahipleri halkın istek, dilek ve şikayetlerine kulak vermeli mağduriyetler giderilmeli. Eleştiriye açık olanlar eksiklerini daha iyi görür ve hızlı bir şekilde giderirler. Hayat hiçbir zaman garanti olmadığı gibi, makamlarda garanti değildir. Bunun garantisi hizmet etmek, halkın memnun olacağı icraatlara imza atmaktır. Eksikler vardır bunların giderilmesi elzemdir. Alt yapı, çevre düzenlemesi, görüntü kirliliğinin ortadan kaldırılması kaliteyi artıracaktır. Cumhur ittifakının kazançlı çıkması halkın beğenisi ile mümkün olacaktır, ben değil biz olmalıyız,şayet kibre kapılıp ben, ben derse en yakın seçimde mevta olur. Kendini teşkilat üzeri gören çok kişi gördüm şimdi isimleri dahi zikredilmiyor, tarih dahi yazmıyor.
Rehaveti bir tarafa bırakarak yarın seçim olacakmış gibi hazırlanmak, görevi ifa etmek, gevşemeden çalışmak millete olan aşktan olmalıdır.
Belediye üzerine düşeni yapmalı metruk boş binalar derhal yıkılmalı, tarihi olan yıkılması mümkün olmayanlar restore edilerek turizme kazandırılmalı, elektrik hatları yeraltına indirilmeli, TÜRK TELEKOM telefon ve internet hatlarını aynı şekilde yer altına alması devletle yaptığı anlaşmaya uyması verilen sözün tutulması hizmet ahtinin bir parçasıdır.
Bunlar gözle görünenler ama şehirler büyüdükçe sanayisi geliştikçe o meyanda ihtiyaçlarda artmaktadır, yerinde ve zamanında yapılacak müdahaleler sorunları birikmeden çözecektir.
Yerelde ve genelde cumhur ittifakının başarılı olması için herkes üzerine düşeni yapacak üzerindeki ölü toprağını silkeleyerek sıtkıyle çalışacak halkın gönlüne girecek seçim zamanı gelince halkın yüksek teveccühü ile cumhur ittifakı daha güçlü hükümet edecektir. Bu vatanın bütünlüğü ve bekası için olmazsa olmaz.
‘’KURDUN AVI ORTAKLI, KUZGUNUN AVI AĞAÇTA KENDİNE AİT