‘’Sevgi ve acıma, insanlık; hiddet ve şehvet ise hayvanlık vasfıdır.’’ (H .Bayram Veli)
İnsanoğlu diğer canlılardan faklı yaratılmıştır, onlar gibi bakar, duyar ancak farkı, mantık yürüterek duyduklarını ve gördüklerini analiz ederek iyiyi, kötüyü, zararı ve karı hesaplar, o doğrultuda istikamet çizer. Düşünen hüküm yürüten, uygulayan muhakeme eden, istikamet çizen, plan, proğram yapan canlıdır.
Ne gariptir, yanıbaşında hasıl olan olayları göremeyen, duymayan, anlamakta güçlük çeken kimseler mevcut ve dolayısı ile tepkisi olmayan, hissiyatsız yaratıklar olup çıkılıyor. İnsanların bu yumuşak zaafından istifade edenler, çevrelerini parmaklarında oynatarak kendilerine has üslupla uyutuyorlar. Bu tip hadiseler sadece bizlerde değil, dünyanın her yerinde mevcuttur.
Siyasilerin uyguladıkları icraatlara karşı halkın isyan etmemesi, ahlakın, soygunun, ekonominin olumsuzluklarını örtbas etmek, ilginin başka alanlara kaymasını sağlamak gayesi ile, İspanya, Portekiz gibi ülkelerde yönetimler 3F yi uygulamak suretiyle toplumu sağır ve kör etmişler, bunların dışında hiç bir hadise ile ilgilenmemektedirler.
3F nedir?
Futbol; Dikkatinizi celp edeyim, bilhassa derbilerde kitleler dünyada ne oluyor, bitiyor asla ilgilenmez, maçın haricinde hiç bir olayı irdelemez, adeta kör ve sağır olur, tek odak noktası 90 dk maçtır.
Eğlence; Festivaller, karnavallar, insanın nefsini okşayan, basite iten, kolayına giden eğlencelerdir. Her türlü sapkınlığın yapıldığı şenlik olduğu için, sıkıntıları, dertleri, hatta ve hatta aileyi dahi unuturlar, bir kenara atarlar.
Kadın; En güzel örneği bir zamanlar İran Alamut kalesinde Hasan Sabbah, ona inanan müritlerini, önce afyonla kafa buldurarak, cennet vaadinde bulunup serap görmelerini sağlamış, kadınları huriler olarak karşılarına çıkartmış ve fedaisi olmuşlardır, inandıkları için her isteğini yerine getirmişlerdir. Avrupa’nın bazı ülkeleri iktidarların rahat tepkisiz, boykotsuz, yürütmenin temini için maalesef bunu uygulamışlar ve başarılı olmuşlardır. Gerek uzak doğuda ve batıda, ne yazık ki bu ticari boyut kazanmış, hali hazırda birçok ülkede devam etmektedir.
Uyutulmuş toplumlar duyarsız ve ilgisiz olurlar, rahat idare edilir, basit kandırılır, karşıdakilere arzu ve isteklerini rahat sergilerler. Bunların yaptığı olumsuz tüm icraatlar alkışlanır, taltif edilir, paye verilir, taki uyuşturulmamış bir zümre zuhur edip karşı durana kadar. Tarihin derinliklerine bakalım, kendilerini tanrı ilan eden faniler, tebasının gözünü boyamak için her türlü şaklabanlığı sergilemişler, taki peygamberler gelinceye kadar.
Nemrut zamanı, Hz. İbrahim; Halk kendi yaptığı heykellere tapar, önünde eğilir, bir gün onların kutlu günüdür ‘’ Hz İbrahim putların olduğu yere gelir tüm putları kırar, baltayı büyük putun omuzuna asar, ahali kutlamadan döndüklerinde tanrılarının kırıldığını görür, araştırırlar kutlamaya gitmeyen bir tek İbrahim var, nemrut huzura getirtir, bu işi sen mi yaptın?
Büyük put kendisinden başkasına tapılmasını istemiyordu. Bu sebeple diğerlerine kızgındı. Sonunda hepsini baltayla parçalayıp baltayı omuzuna asmış olabilir. İsterseniz birde kendisine sorun! Durumu size o anlatsın. Putlar konuşmaz. O halde nasıl olur da kendilerini bile koruyamayan şu aciz, varlıklar sizi korur.
Hala akıllanmayacakmısınız?’’
Bu misaller çoğaltılabilir, meselemiz, aklın yolu birdir düsturu ile muhakeme yapıp, geçmişte yaşanmışlıkları göz önünde bulundurarak mantık yürütüp o doğrultuda hareket etmemizdir. Her devirde bu tip çıkarcı, alavereci, dalavereci sahtekarlar olacak, mesele akli melekelerimizle zamanı okuyarak yanlışa düşmemek.
Bir takım insanlar yaşanılanları belgeli dahi olsa kabullenemiyor, kabullenmek istemiyorlar, ancak güneş balçıkla sıvanmıyor ışık sızıyor. Doğruyu kabullenmek, yanlışın içinde debelenen için çok zordur, nefis istedikçe daha fazlasını ister, dönmek ancak nefsine hakim olmakla geçer. İnsanoğlu kolayına kaçanı icra etmek ister, zor olanı ancak inanan ve kararlı olanlar başarır.
Ahlakın çöküşü, aile kavramının menfaatlere dönüştüğü, ilişkilerin bu istikamette seyrettiği zaman diliminde çıkar ilişkileri daima ilk etapta olacaktır, çözümü manevi iklim ve güzel ahlakla olacaktır, bu geçmişte denenmiştir.
Doğruları kabul etmek her ne kadar insanoğluna zor gelse de, bu ruhun ve bedenin aynı paralelde kendisini bulması, hoş görünün hakimiyeti, haz alacak pozisyona gelecektir.
Kendisi ile barışık olmayan kimselerin maneviyattan feyz almaları, bedeni sakinleştirecek varlığının değerini bilecek, hayata sımsıkı sarılacaktır, ferdiyetçilikten, toplumculuğa geçerek mücadeleyi toplum bilinci ile yapacaktır.
‘’ Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir.’’ ( İbni Sina)
ALLAH’A EMANET OLUN.
Namık GEDİK



Yeni Bir Çağ!
Kucağı Boş Kalan Çocuk
Alışveriş Merkezleri (AVM)
Milli Değerler
Kar Yağdı
