Bir zamanlar bir adam vardı…
İmam-ı Âzam Ebu Hanife’nin babası Sabit bin Zuta.
Yolda giderken bir kızıl elma buldu.
Elma güzel… Cazip…
Dayanamadı, bir ısırık attı.
Ama o ısırık boğazından geçmeden kalbine takıldı:
“Bu benim değil…” dedi.
Ve o elmanın sahibini bulmak için yollara düştü.
Günlerce aradı.
Sadece bir elma için…
Sadece helalleşmek için…
Bugün ise…
O elmaya aynı vicdanla bakanlar yok artık.
Yerine başka bir anlayış geldi:
“Bu elma benim gibi bir Müslümana yakışır,” diyenler,
O elmanın ağacını kökünden söküp,
Kendi menfaat pazarına getirenler.
Bir zamanlar bir ısırık için yollara düşen insanlar vardı,
Şimdi elmayı almak için ağacı yok eden insanlar var.
Eskiden harama el uzatmaktan çekinen bir iman vardı,
Şimdi haramı meşru gösteren bir akıl var.
Bir zamanlar bir lider vardı…
Halife seçildiğinde minbere çıkıp sormuştu:
“Eğer ben haktan saparsam, ne yaparsınız?”
İçlerinden biri korkmadan cevap vermişti:
“Seni kılıcımızla doğrulturuz!”
Bugün ise…
Yanlışı yanlış diyebilen yok.
Haksızlığa ses çıkarabilen yok.
Herkes menfaatine göre eğiliyor…
Peki o kızıl elmaya ne oldu?
O elma bir meyve değil;
O, bir ahlakın, bir vicdanın, bir hakkın simgesiydi.
Ama biz o simgeyi kökünden söktük.
Menfaat pazarlarında çürüttük,
Korku ve sessizlikle suladık, büyüttük o çürümeyi…
Bugün insanlar elmaya bakmıyor.
Herkes birbirinin elindekine bakıyor.
Ama kimse kendi kalbindeki çürümeyi görmüyor.
Ve belki de en acısı şu:
Artık kimse, “Beni kılıcınızla düzeltin” diyemiyor…
Ve kimse o kılıcı kaldıracak kadar cesur değil…
O kızıl elma hâlâ duruyor.
Ama onu koruyacak vicdanlar yok artık.
İbrahim Küçüker



Niçin Kitap Okunur!
Özlemmm
Çalmayan Sadece Sen misin?
Siyaset ve Basın
Bir Şey Değişir, Her Şey Değişir
