Kartal yuvasında söğüt,te burçlar,
Devletin zırhıdır sınırda uçlar.
Gazi Osman,lara zağlı kılıçlar,
Yunus emrelere söz verilmeli.(N.Y.G)
Emperyalizim hiç bir zaman kendinden üstün ve sahasında başka bir tezgah asla istemez, var olanı türlü oyunlarla kaoslar yaratarak devre dışı bırakır.
Kendi dışında asla bir ikinciyi kabul etmez. Yeryüzündeki kargaşaya baktığımız vakit bunu açık ve net görebiliriz. Hakimiyetini kurmak ve menfaatlerini ön plana çıkartmak için oluşturdukları sözde düşünce kuruluşları, basın ve yayın yoluyla dezenfarmasyon yaratarak hedeflerine ulaşmak, her türlü imkanı lehlerine dönüştürmek için oyunlar kurgular ve başarılı olurlar.
Geçmişin derinliklerinde gezdiğimiz vakit bunların hangi işleri yaptıkları bir bir afişe olacaktır. Afrika kıyılarını istila eden bu güçler oradaki masum insanları zoraki alıkoyarak kendi ülkelerinde pazarlarda bir mal gibi satışa sunmuşlardır, bugün halen yöntem ve teknik değiştirerek aynen uygulamaktadırlar. O ülkenin yeraltı kaynaklarını, zenginliklerini gasp ederek kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmışlardır. Asya kıtası, Afrika kıtasında dünyanın bir diğer ucundan babalarının hayrına gelmiyorlar, gelmeden önce gidecekleri yerlerde kaoslar ve anarşi yaratarak bahanelere sığınıp işgal ediyorlar.
Geçmişte ülkemizde bu hadiseler cereyan ettirildi, en son 15 temmuz kalkışması bunlara bariz örnektir. Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de bulunmalarının temel sebebi budur.
Batının tam göbeğinde binlerce katliam yaşandı fakat ne hikmettir oralara demokrasi ve özgürlük götürmediler, bu yüzden Bosna’da yapılan katliama göz yumdular. Ülkeler güçlendikçe önünü kesmek için her türlü oyunu kurmaktan geri durmuyorlar. İçeride ve dışarıda bulabildikleri maşaları sahaya sürerek krizler ve kaoslar yaratarak sanki sorunları kendisi giderecekmiş gibi baba kılığına bürünüyorlar, güya hiç bir hadiseden haberdar değil, çözüm için şefkatli yaklaşarak zihinleri bulandırıyorlar.
Güçlü ülke ne demek; iç dinamitlerini kendi kurgulayan, kullanan, bölgesinde hatırı sayılır itibar sahibi olmak, var olan pazardan pay almak, hiç bir vakit hoşlarına gitmez, engellemek için Bizans oyunlarına kalkışırlar.
Terörün geçmişini analiz edelim faklı tarihlerde, değişik yöntem ve konularla milletlerin hassas noktalarına müdahale ederek sinsice hadiseler yaratarak o ülkenin geri kalmasına sebebiyet veriyorlar. Karanlık odakların fitilini ateşledikleri dinamitler patlatmak suretiyle iç siyasete müdahale ediyorlar. Arkası karanlık hali hazırda açığa çıkarılmamış bir çok olay durmakta, bazen bilerek ve isteyerek üzerleri örtülmeye çalışılıyor yada unutturulmak isteniyor. Hiç bir vakit suçluları yakalanmadı maşalar yakalanarak olaylar örtbas edildi. Azmettirici asla meydanda gözükmüyor, kendini gayet güzel kamufle ediyor. Ülkemizde hali hazırda bu tip hadiseler kaos mutfağında yoğunlaştırılarak servis edilmek isteniyor, geçmişte iktidarlar vasıtasıyla yaptırtılıyordu şimdi kim müsaitse ona havale ediliyor, burada vatan sevgisi ve menfaat çatışıyor.
Dikkatli bir analizden sonra konuya fakıf olmamamız mümkün değil, çıplak gözle görebiliriz. Bu propagandalar gerek görsel, gerekse yazılı basın yoluyla işlenebiliyor. Ülkelerde istemedikleri iktidarları muhalefete destek vererek hırpalayıp sonrada ya istifa yada terör estirerek kriz çıkartıyorlar.
12 eylül ihtilaline gelinen zaman dilimini inceleyelim, 1972 muhtırasından sonra 80 ihtilali arasında her türlü terör estirildi, pazarlıklar, soygunlar, yağma, kamu kurum ve kuruluşlarına zarar ve nihayetinde ihtilal. Dün yaşananlar başka bir senaryo ve teknikle tekrar ettirilmek istendi bunda kısmen başarılı oldular ancak en kısa zamanda toparlanılarak zafere ulaşmalarına engel olundu.
Batının düşünce kuruluşlarına hizmet edenler, aldıkları maddi destek belgeleri ile sunulmuştur (Sivil örümceğin Ağında. Yazar: Mustafa Yıldırım) isimler bir bir afişe edilmiştir. Hiç ummadığımız isimler, makamlar zikredilmiştir. Bu tip oluşumlarda sadece siyasi ayak olmaz, olamaz başarılı olmaları ve halka şirin gözükmeleri içinde yazılı ve görsel basından da insanlar mevcut.
Bu gün belki o isimlerin bazıları faaldir ancak yenilerinin olmaması mümkün değil. Devletin resmi organları bu tip insanları tespit ederek bulundukları yerlerden derhal uzaklaştırmalıdır. Düşünelim kozmik odaya girebilenler nerelere el atmaz. ‘’ MP5 silahı ile üretimine henüz başlanan milli piyade tüfeği MPT-76 nın çizim ve üretim planlarını satmak isterken yakalanan eski makina kimya ve endüstrisi kurumu (MKEK) fabrikası müdürü Mustafa Tanrıverdi 12 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı’’ Suç üstü yapılarak yakalandı.
Devletin mihenk yerlerinde görev alanların milli ve manevi hasletlerle dolu olması şart. Vatanı satmayacak, satılmayacak kayıtsız şartsız bağlı olacak hizmetkarlara ihtiyaç vardır, her ne teklif gelirse gelsin asla vazifesinde suistimal yaşatmayacak kadrolar ancak devleti zirveye taşır. Devlerin en büyük suistimale açık kurumu gümrük ve tekel bakanlığıdır. 1980 öncesi rahmetli GÜN SAZAK bu kurumun bakanı idi, onun makama oturmasıyla akçeli işler bıçak gibi kesildi, çünkü kadrolar değişmiş kaçak delikler kapatılmıştı, bir iğne dahi habersiz geçirilmiyordu, menfaatlerine dokunan kaçakçılar taşeron örgütü yemleyerek 27 mayıs 1980 Dev-Sol tarafından çapraz ateşle şehit edilmiştir. Daha önceki bakan Tuncay Mataracı’nın açtığı tahribatı kapatmış kaçakçılığa geçit vermemiştir. Devlete hizmet edecek kadrolar vatanperver gençlerden teşekkür ettirilmeli ki 15 temmuzlar yaşanmasın, devletin temeline dinamit konmasın. Önemli kurum ve kuruluşlarda hizmet edecek, suistimale geçit vermeyecek ülkücü gençliktir.
Çalıştığım kurumda taşeron firmaya bir müdür atanmış, rahmetli Reha Oğuz Türkkan’ın müdür. İş yerine gelince kiminle görüşebilirim, bana yardımcı olur demiş ismimi vermişler, geldi tanıştık, sohbet esnasında bakın madem müdür olarak geldiniz vardiya şeflerinizi değiştirin bizim vereceğimiz isimleri atayın , ancak kabul etmedi. Aslında yaptığımız gözlemlerde vardı ya şefleri gece yarısı lüks arabalarla ziyaret ediliyor, güvenlikte bulunan ülküdaşlarımız bize bilgi aktarıyor. Aradan bir ay geçti, bir sabah ezanında telefon çaldı açtığım vakit titrek bir sesle acele bana yardım et kapımın önünde örgüt elamanları bekliyor, sen kapat arayacağım dedim. O bölgede teşkilattan olan arkadaşı aradım, ben onu alıp geliyorum dedi. Eyüp Sultan’da buluştuk dinledim ve haklı çıktım, ben sana demedim mi bunları değiştir.
Akşam işe gittim şefe durumu izah ettim saat 18 gibi Genel müdür seni bekliyor çık anlat, gittim ve durumu izah ettim ‘’ senin gibi 10 tane elamanım olsun sırtım yere gelmez’’ bir ay sonra izin dönüşü kapıda karşılaştık ‘’ ya adamların işlerine son vermişler, Mitin verdiği bilgi ile senin verdiğin bilgi örtüştü teşekkür ederim dedi. Biz vatan severlik vazifemizi ifa ettik meselemiz makam yada menfaat değil. Bunlar yaşadığımız küçük örneklerdir daha büyükleri de elbette var. Siz idareciler mutlaka önem arz eden yerlerde vatanını seven, o uğurda şehit olmayı göze ala bilen kadrolara yer verin. Ülkücü vatanını satmaz, sattırmaz o hizmeti hakka hizmet olarak görür ve gereğini gözünü kırpmadan yerine getirir.
Görev ehline verilerek devamlılık sağlanmalı, nefsini, makamı, menfaati düşünmeyen, tek arzusu milleti olan kimseler idari makamlarda yer almalı. İşgal ettikleri makam ve mevkileri milletin değil kendi hırsları ve nefsi arzuları için heba edenlere fırsat verilmemeli.
‘’ Nefislerine teslim olmuş, vehimlerine rehin düşmüş, hırslarına yenilmiş, egolarına boyun eğmişler için değişen bir şey omayacaktır’’ (Dr.D.Bahçeli)



Anneler Gününüz Kutlu Olsun
Mehter
Edep Yahu!
İyi İnsan Kimdir?
Toprağın Altındaki Altın mı, Üstündeki Hayat mı?
