Uzun zamandır bunu düşünüyorum.
İlham perisi neden gidip Boğaz manzaralı villalarda yaşamıyor da rutubetli evlerde dolaşıyor?
Neden şiirler genellikle kırık masalarda yazılıyor da masif ceviz çalışma odalarında değil?
Sanırım cevabı basit.
Çünkü zenginin problemi yok.
Adam sabah kalkıyor.
Kahvesini içiyor.
Arabasına biniyor.
Tatile gidiyor.
Akşam dönüyor.
Yatıyor.
Bitti.
Ne yazsın?
“Bugün de her şey yolundaydı.”
Bundan roman çıkmaz.
Ama fakirin hayatı öyle mi?
Sabah uyanır.
Elektrik faturasıyla göz göze gelir.
Öğlene doğru banka mesaj atar.
Akşam kiracı değil ev sahibi gibi davranan ev sahibinden telefon gelir.
Gece ise tavana bakıp hayatı sorgular.
“İnsan neden yaşar?”
“Mutluluk nedir?”
“Bu ay kira nasıl ödenecek?”
İşte edebiyat tam burada başlar.
Çünkü insanın karnı doyunca uyku gelir.
Ama cüzdan boşalınca edebiyat gelir.
Fakir edebiyatının temel malzemeleri de bellidir:
Bir adet yalnızlık.
İki kaşık hasret.
Üç bardak çay.
Bol miktarda yağmur.
Ve mümkünse karşılıksız aşk.
Karşılıklı aşkın zaten edebiyata pek katkısı yoktur.
İnsan mutlu olunca yazı değil düğün davetiyesi çıkarıyor.
Üstelik fakir edebiyatının değişmeyen dekorları da vardır:
Rutubetli odalar.
Islak sokaklar.
Otobüs terminalleri.
Garlar.
Köy kahveleri.
Yalnız parklar.
Kısacası insanın içini açmayan her yer.
Fakir yazarın bir başka özelliği de her şeyi sembolleştirmesidir.
Kırık sandalye?
Toplum eleştirisi.
Boş cüzdan?
Kapitalizmin trajedisi.
Bitmiş çay?
Hayatın faniliği.
Aslında sandalye kırılmıştır.
Çay da bitmiştir.
Ama fakirin elinde bunlar bile romana dönüşür.
Çünkü fakir adamın elinde her şey metafora dönüşür.
Yağmur yalnızlık olur.
Erişte sabır olur.
Kira günü varoluşsal krize dönüşür.
Bu yüzden fakir edebiyatı güçlüdür.
Çünkü umut stokta azdır.
Hayaller büyüktür.
Para yoktur.
Ama duygu premium pakettir.
Yazarın çalışma masasında da yıllardır aynı şeyler bulunur:
Bir kırık kalem.
Bir bitik defter.
Bir bardak soğuk çay.
Ve umut…
Ama dediğimiz gibi, umut stokta azdır.
Bazıları yatırım yapar.
Bazıları alışveriş yapar.
Fakirler ise hikâye biriktirir.
Çünkü zenginler alışveriş yapar.
Fakirler hikâye.
Belki de ilham perisinin maaşı yoktur.
Bu yüzden sürekli fakirlerin yanında dolaşıyordur.
Çünkü zenginin kafası yatırımla meşgulken, fakirin kafası evrenin sırlarına kadar gider.
Demem o ki…
Eğer son zamanlarda yağmura bakıp derin düşüncelere dalıyor, çay bardağında hayatın anlamını arıyor ve boş cüzdanınıza şiirsel anlamlar yüklüyorsanız…
Tebrik ederim.
Siz de fakir edebiyatı okulunun fahri profesörü olmuşsunuz.
Kaleminiz ucuz olabilir.
Ama acınız pahalıdır.
Ve unutmayın:
Fakiriz belki…
Ama duygularımız premium.
İbrahim Küçükler/ Fakir Edebiyatı Bölüm Başkanı



Yol
Hancı Ve Yolcu
Söylenecek Çok Şey Var
Yanlış İmanın Çocukları
Kirli Siyaset
