1. Haberler
  2. Köşe Yazıları
  3. ALLAH’I CAMİYE KİLİTLEDİNİZ, YERYÜZÜNÜ KİME TESLİM ETTİNİZ?

ALLAH’I CAMİYE KİLİTLEDİNİZ, YERYÜZÜNÜ KİME TESLİM ETTİNİZ?

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bazı toplumlarda din vardır.

Hem de fazlasıyla vardır.

Camiler doludur.

Kur’an okunur.

Minareler sabahı ezanla karşılar.

Ramazan geldiğinde sofralar kurulur, kandil gecelerinde ışıklar yanar, hac mevsiminde uçaklar dolar, umre fotoğrafları sosyal medyayı kaplar.

Fakat ne hikmetse bütün bunlar bittiğinde başka bir hayat başlar.

Caminin kapısından çıkılır.

Ve Allah sanki içeride bırakılır.

Çarşıda başka bir ahlak…

Bankada başka bir hesap…

İhalede başka bir vicdan…

Mahkemede başka bir hukuk…

Siyasette başka bir dil…

Devlet dairesinde başka bir adalet…

Ticarette başka bir ölçü…

Ve sonra bütün bunların adına:

“Dünya işleri”

denilir.

İyi de…

Allah’ın olmadığı bir “dünya”yı kim icat etti?

Allah göklerin Rabbi ise yeryüzünün Rabbi değil mi?

Rızkı veren Allah ise, rızık kazanırken O’nun ölçüleri neden ortadan kalkıyor?

Hayatı ve ölümü yaratan Allah ise, insan hayatını etkileyen kararlar ahlaktan ve sorumluluktan nasıl bağımsız hale geliyor?

Allah adaleti emrediyorsa, mahkeme salonuna girildiğinde adalet neden birden “siyasi mesele” haline geliyor?

Kul hakkı haramsa, güçlü birinin yediği kul hakkı neden “denge”, “siyaset”, “zaruret” veya “dava menfaati” adıyla yeniden paketleniyor?

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Biz Allah’ı göklere hapsettik.

Sonra da yeryüzünü insanlara teslim ettik.

İnsanlara…

Kurumlara…

Partilere…

Cemaatlere…

Tarikatlara…

Devletlere…

Liderlere…

Ve en sonunda kendi nefsimize.


ALLAH CAMİDE Mİ KALDI?

Bir düşünün.

Sabah namazında Allah’ı hatırlıyoruz.

Öğle namazında yine hatırlıyoruz.

İkindi…

Akşam…

Yatsı…

Beş vakit Allah’ı hatırlıyoruz.

Ama altıncı vakit neden yok?

İhale vakti.

Yedinci vakit neden yok?

Makam dağıtma vakti.

Sekizinci vakit neden yok?

Torpil vakti.

Dokuzuncu vakit neden yok?

Kul hakkı yeme vakti.

Onuncu vakit neden yok?

Güçlünün karşısında susma vakti.

Ne garip bir din anlayışıdır bu!

Allah’a secde ederken eğiliyoruz.

Fakat makamın önünde eğilmekten hiç rahatsız olmuyoruz.

Kur’an okurken adaleti öğreniyoruz.

Ama kendi tarafımız haksız çıktığında kitabı kapatıyoruz.

Vaazda kul hakkının ne kadar büyük günah olduğunu anlatıyoruz.

Sonra sevdiğimiz adamın yediği kul hakkına:

“Bir bildiği vardır.”

diyoruz.

Başkasının yalanına “yalan” diyoruz.

Bizim siyasetçimiz söyleyince:

“Strateji.”

Başkasının torpiline:

“Yolsuzluk.”

Bizimkine:

“Adamına sahip çıkmak.”

Başkasının cemaatine:

“Çıkar ilişkisi.”

Bizim cemaatimize:

“Dava kardeşliği.”

Başkasının liderine:

“Putlaştırma.”

Bizim liderimize:

“Sadakat.”

Böylece günahın kendisini değil, failini tartışmaya başlıyoruz.

Oysa haramın nüfus cüzdanı yoktur.

Zulüm kimlik sormaz.

Haksızlık parti üyeliği istemez.

Rüşvetin mezhebi yoktur.

Torpilin cemaati yoktur.

Kul hakkının siyasi görüşü yoktur.

Haram, kim yaparsa yapsın haramdır.

İşte bunu söylediğiniz anda gerçek imtihan başlar.

Çünkü insan başkasının günahına karşı çok cesurdur.

Kendi günahına gelince dili tutulur.

Hatta bazen insan kendi günahına bir isim bulur.

Başkası yapınca “zulüm” dediğine, kendisi yapınca “zaruret” der.

Başkası yapınca “çıkar ilişkisi” dediğine, kendisi yapınca “dava” der.

Başkası yapınca “adam kayırma” dediğine, kendisi yapınca “kardeşine sahip çıkmak” der.

Ve insan, nefsinin yaptığı şeyi meşrulaştırmak için bazen dinin kelimelerini bile kullanmaya başlar.

İşte tehlike tam burada başlar.


TEVHİD SADECE “ALLAH BİRDİR” DEMEK Mİ?

Tevhidi yalnızca Allah’ın birliğini zihnen kabul etmek sanıyoruz.

Oysa tevhidin insanı sarsan başka bir tarafı daha vardır:

Hiçbir insanı Allah’ın yerine koymamak.

Hiçbir lideri mutlaklaştırmamak.

Hiçbir cemaatin sözünü vahiy seviyesine çıkarmamak.

Hiçbir devlet kurumunu kutsamamak.

Hiçbir âlimi hatadan münezzeh görmemek.

Hiçbir çoğunluğu hakikatin ölçüsü kabul etmemek.

Para karşısında eğilmemek.

Makam karşısında eğilmemek.

Korku karşısında eğilmemek.

Çıkar karşısında eğilmemek.

Çünkü insan Allah’tan başka her şeyi mutlaklaştırdığında, kendi kulluğunu fark etmeden başka otoritelere teslim edebilir.

İnsan Allah’a kul olmak için yaratılmışken, insanı insana kul eden düzenler kuruyoruz.

Sonra buna:

“İtaat”

diyoruz.

Oysa bazen itaat diye pazarlanan şey, yalnızca otoritenin kendisini koruma mekanizmasıdır.

Elbette toplumun düzeni için itaat, disiplin, hukuk ve sorumluluk gereklidir.

Ama hiçbir beşerî otorite mutlak değildir.

Çünkü insan sınırlıdır.

İnsan hata eder.

İnsan yanılır.

İnsan nefsine yenilir.

İnsan gücü eline geçirdiğinde zulmedebilir.

Bu yüzden insana düşen, otoriteyi kutsamak değil; hakkaniyet, adalet ve sorumluluk ölçüleri içinde kullanmaktır.


ALLAH İLE KULUN ARASINA KİM GİRDİ?

Kur’an’ın en sarsıcı ifadelerinden biri şudur:

“Kullarım sana beni sorduklarında, şüphesiz ben yakınım.”

(Bakara 2/186)

Ne kadar sade.

Ne kadar doğrudan.

“Ben yakınım.”

Araya bir insan koymuyor.

Bir makam koymuyor.

Bir tarikat şeyhi koymuyor.

Bir cemaat başkanı koymuyor.

Bir siyasi lider koymuyor.

Bir kurum koymuyor.

Bir ruhban sınıfı koymuyor.

İnsan Allah’a yönelmek için insanın kapısında beklemek zorunda değil.

Elbette insan din öğrenir.

Âlimden faydalanır.

Hocaya danışır.

Mezheplerin ilmî mirasından istifade eder.

Bunların hepsi başka şeydir.

İlim başka şeydir.

Otorite başka şeydir.

Rehberlik başka şeydir.

Mutlaklaştırmak başka şeydir.

Bir insan:

“Benim yorumuma itiraz edemezsin.”

demeye başladığında…

Bir cemaat:

“Bizim yanlışımızı söylemek davaya zarar verir.”

demeye başladığında…

Bir tarikat:

“Liderimizi eleştirmek fitnedir.”

demeye başladığında…

Bir siyasi yapı:

“Bizi eleştirmek düşmana hizmet etmektir.”

demeye başladığında…

Dikkat!

Orada artık yalnızca din konuşulmuyor olabilir.

Orada insan, kendi otoritesine dinî bir zırh dikiyor olabilir.

Ve Allah adına konuşmak, insana sınırsız yetki vermez.

Tam tersine, Allah adına konuştuğunu iddia eden insanın sorumluluğunu daha da ağırlaştırır.


MAKUL MÜSLÜMAN DEĞİL, MAKBUL MÜSLÜMAN

Bazen toplumlara din değil, “makbul Müslümanlık” sunulur.

Namazını kıl.

Orucunu tut.

Zikrini yap.

Sohbetini dinle.

Ama fazla soru sorma.

Haramı öğren.

Ama haramı kimin işlediğini sorma.

Kul hakkını bil.

Ama güçlülerin kul hakkını konuşma.

Adaleti sev.

Ama kendi tarafına dokununca sus.

İtaat et.

Sadakat göster.

Bayrağı sev.

Devleti sev.

Liderini sev.

Cemaatini sev.

Partini sev.

Ama bütün bu sevgilerin üstünde olması gereken hakikati biraz daha az sev.

Çünkü hakikat bazen sevdiğin insanın karşısına çıkar.

Ve insanın en zor imtihanı da burada başlar.

Sevdiğinin yanlışına:

“Yanlış.”

diyebilecek misin?

Kendi cemaatinin yanlışına:

“Yanlış.”

diyebilecek misin?

Kendi siyasi tarafının haksızlığına:

“Haksızlık.”

diyebilecek misin?

Kendi devletinin yanlışına:

“Yanlış.”

diyebilecek misin?

İşte iman ile aidiyetin birbirinden ayrıldığı yer burasıdır.

Çünkü aidiyet:

“Bizden olan haklıdır.”

der.

Adalet ise:

“Haklı olan kimse, o haklıdır.”

der.

İnsan sevmediğinin yanlışını söylemekte zorlanmaz.

Çünkü orada nefsinin itiraz edeceği fazla bir şey yoktur.

Asıl mesele sevdiğinin yanlışını söylemektir.

İşte orada insanın içindeki putlar ortaya çıkar.

Parti putu…

Cemaat putu…

Lider putu…

Tarikat putu…

Devlet putu…

Menfaat putu…

Şöhret putu…

Ve bazen insanın en büyük putu:

Kendi nefsi.


SEVMEDİĞİNİN HAKKINI SAVUNMAK KOLAYDIR

Belki de bütün yazının en önemli ölçüsü budur.

Sevmediğinin hakkını savunmak kolaydır.

Çünkü sevmediğinin hakkını savunduğunda kendini ahlaklı hissetmek mümkündür.

Ama asıl soru şudur:

Sevdiğinin haksızlığı karşısında ne yapıyorsun?

Düşmanının hakkını savunabiliyor musun?

Siyasi rakibinin hakkını savunabiliyor musun?

Senden olmayanın hakkını savunabiliyor musun?

Seni eleştiren insanın hakkını savunabiliyor musun?

Kendi cemaatinin yanlışını söyleyebiliyor musun?

Kendi liderinin yanlışını söyleyebiliyor musun?

Kendi partinin yanlışını söyleyebiliyor musun?

Kendi devletinin yanlışını söyleyebiliyor musun?

İşte burada insanın gerçek ölçüsü ortaya çıkar.

Çünkü adalet yalnızca sevdiğimiz insanlara uyguladığımız bir erdem değildir.

Adalet, sevmediğimiz insan hakkında bile hakkı teslim edebilmektir.

Bunu yapamıyorsak, biz belki de adaleti sevmiyoruz.

Biz yalnızca kendi tarafımıza uygulanan adaleti seviyoruz.

Aradaki fark çok büyüktür.


BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU

Buraya kadar geldiyseniz, asıl sorunun daha yeni başladığını söylemek zorundayım.

Çünkü şimdi daha zor sorular geliyor:

Bir cemaat ne zaman davadan çok kendi varlığını korumaya başlar?

Devlet dini koruduğunu söylerken dini kendi siyasi ihtiyaçlarına göre biçimlendirebilir mi?

“Hüküm Allah’ındır” demek, insanın hukuk ve devlet düzeni kuramayacağı anlamına mı gelir?

Laiklik gerçekten din düşmanlığı mıdır, yoksa devletin dini kendi mülkü haline getirmesini engelleyen bir sınır mıdır?

Ve belki de en önemlisi:

Allah adına konuşan insan, kendi sözünü Allah’ın sözüne dönüştürmeye başladığında ne olur?

Yazının ikinci bölümünde bu soruların üzerine daha ağır gideceğiz.

Devlet, din, siyaset, cemaat, tarikat, tevhid ve insanın Allah karşısındaki sorumluluğu…

Hepsinin kesiştiği o zor yerde.

Eğer yazının devamını gerçekten merak ediyorsanız, lütfen ikinci bölüme geçin ve okuyun.

Çünkü asıl soru henüz sorulmadı:

ALLAH’I CAMİYE KİLİTLEDİĞİNİZDE, YERYÜZÜNÜ KİME TESLİM ETTİNİZ?

Devamı: 2. Bölüm -İbrahim Küçüker

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pendik Escortbuy tiktok followersPendik EscortKadıköy Escortpostegro girişAnadolu Yakası Escortbuy followers twitterdeneme bonusu veren sitelerhttps://about.xpmedical.com/child pornDeneme Bonusu Veren Sitelerhttps://www.salonyjardinlospinos.com/Deneme Bonusu Veren SiteleronwinDeneme Bonusu Veren SitelerDeneme Bonusu Veren Sitelerhttps://lutherhotelpalacios.com/grandpashabetgrandpashabetGrandpashabetgrandpashabetramadabet güncel girişramadabetgrandpashabetdeneme bonusupalazzobetfunbahistümbetbetosferDeneme Bonusu Veren SitelerDeneme Bonusu Veren SitelerCasitapCasitorosCasino Spinoistanbul escortgrandpashabetmanavgat escortmichaelanthonyspizza.nethttps://contact.moerleinlagerhouse.com/jojobet girişchild pornonwinultrabet resmigrandpashabetgrandpashabetchild pornjojobetgrandpashabetgrandpashabet güncel girişchild porngrandpashabetgrandpashabetholiganbetholiganbetgrandpashabetholiganbetjojobetjojobetjojobetromabetromabetgameofbetromabetradissonbetcratosroyalbetromabetgrandpashabetgrandpashabetromabetjojobetjojobetbettiltgrandpashabetmatbet güncel girişmatbetpusulabet girişbetciobettiltmatbet girişbetciobahiscomradissonbetgrandpashabetibizabetibizabetnesinecasino girişgrandpashabetbetcio giriştaraftarium24onwinmatadorbetbettilt güncel girişbetpuanbetpuansonbahissonbahiswbahisbettiltgrandpashabet güncel girişparmabet girişparmabetsekabetmatadorbetbets10marsbahismrking5026betplaycasinomilyoncasinoroyalholiganbetholiganbetpusulabetgrandpashabetbetsalvadorgrandpashabet girişcratosroyalbetnesinecasinomatbetsekabetholiganbetcasibomcasibom girişmarsbahisholiganbetjojobetJojobetHoliganbetMarsbahisCasibomjojobet girişjojobet girişcasibommarsbahis girişMarsbahisjojobetonwin