Kategori: Köşe Yazıları

  • Köşe Yazısı/ Dalkavuk

    Köşe Yazısı/ Dalkavuk

     Dalkavuklar peşrev okur,

     Münafıklar fitne dokur.

    İhanetler fokur, fokur,

    Bu zehir aslı gibidir.

    Milletin gözünü boyayıp, sanki milletin ali menfaatini düşünüyormuş gibi gözüküp, aslında içinde bulunan kötü niyetin icraata yansımasıdır, yıllarca toplumun içerisinde bu olageldi,

    TÜRK milletinin müşfik ve merhametinden istifade ederek, o vicdani duyguları kendi egolarına maskeleyen güruh her devirde sirayet etmiştir.

    Bazen korku ve endişe ile meydanlara çıkmayıp izbe, kuytu köşelerde ellerini oğuşturarak fırsat kollamıştır. Meydanı boş bulduğu vakit sahneye çıkarak star olmaya gayret etmiştir.

     Vatan sevgisi deyince her kesimden ses geliyor ‘’ biz bu vatanın asıl sahibiyiz KUVAY-İ MİLLİYEYİZ’’ peki nedir, ne zaman hangi gaye ve amaçla kurulmuş, hangi faaliyetlerde bulunmuş? İş söylemlere kalmasın bilelim, aydınlanalım gerçekten dedikleri gibimi bakalım.

    KUVAY-İ MİLLİYE 19 Aralık 1918 yılında Adana’ nın işgali ile Fransızlara karşı ilk mücadelesini vermiş, daha sonra tüm yurt sathına yayılmıştır,

    İnönü muhaberesi ile düzenli orduya dönüşmüştür. Bu konuyu                GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK şöyle izah ediyor; 

    ‘’Hükümet merkezi, düşmanların şiddetli çemberi içindeydi. Siyasal ve askerî bir çember vardı. İşte böyle bir çember içinde yurdu savunacak, ulusun ve devletin bağımsızlığını koruyacak kuvvetlere emrediyorlardı. Bu biçimde yapılan emirlerle, devlet ve ulusun araçları temel görevlerini yapamıyorlardı. Yapamazlardı da.

    Bu araçları savunmanın birincisi olan ordu da, ‘ordu’ adını korumakla birlikte, elbette temel görevini yerine getirmekten yoksundu.

    İşte bunun içindir ki yurdu savunmak ve korumak olan temel görevi yerine getirmek, doğrudan doğruya, ulusun kendisine kalıyor.

    Buna Kuva-yi Milliye diyoruz’’ şimdi bu izahattan sonra kimler KUVAY-İ MİLLİYE, kim değil siz anlayın. Her meydanda haykırıyorlar, dillerinden düşürmüyorlar ama gerçeğe bakalım o vakit kim, kimdir anlarız.

    HDP terör örgütünün siyasi uzantısı, bunları ilk meclise taşıyan kim 1991 seçimlerinde meclise SHP soktu ve kürsüde anayasaya aykırı yemin ettiler.

    Daha sonraki seçimlerde yine kol kanat gerildi bir oy HDP ye iki oy CHP’ ye dendi ve meclise oldular.

    İşleri TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ nin temeline dinamit koymak olan bu hainlerin sırtını sıvazlayan,

    Her fırsatta hainlere özgürlük teraneleri atanlar KUVAY-İ MİLLİYE’ci olabilirler mi? 

    Büyük ATATÜRK, ün yukarıdaki tarifine uyuyor mu?

    Siz değerli okurlarımızın teveccühüne bırakıyorum.

    Suriye’ ye girmeyelim,

    Libya’ da ne işimiz var,

    Karabağ savaşında militan gönderdi,

    Devlet dersimde katliam yaptı,

    YPG terör örgütü değildir diyenler,

    Aziz ATATÜRK’ ün Cumhuriyete ve ilkelerine aykırı hareket edenler, Halkı isyana teşvik edenler,

    Öğrenci hareketlerini körükleyenler,

    Devletin bekasını baltalayanlar,

    AB ve ABD, den medet uman mandacılar KUVAY-İ MİLLİYE’ ci olabilir mi?

    Tüm çıplaklığı ile her hadise ayan beyan ortada.

     Bu gün KUVAY-İ MİLLİYE ÜLKÜ OCAKLARI’nda tezahür etmiştir, vatanın zorda olduğu her zaman ellerini taşın altına koyarak sahip çıkmış, çilesini çekmiş, şehadet şerbetini içmişlerdir.

    Bugünde, yarında bu ülke sahipsiz kalmayacaktır. TMT ye iftira atanların aynı şekilde ÜLKÜ OCAKLARI’nı da dillerine dolamışlardır. Emperyalistlerin işlerinin rahat hareket etmeleri ve emellerini gerçekleştirmeleri için milli duruşu olan kurum ve kuruluşların yıpratılması, toplum nazarında gözden düşülmesi onların amaçlarına biraz daha yakınlaşması manasına gelir.

    Amaç ve gayelerine engel olacak kişiler ve örgütler istememektedirler, onlara hizmet edecek fikirlerini topluma enjekte edecek uşaklara ihtiyaçları var.

    Bu gün özgürlükten bahsederler yarın amaçlarına ulaştıkları vakit ilk önce uşaklık edenleri ortadan kaldırırlar. Özgürlük narası atanlar dün kahrolsun ABD diyenler şimdi onların trenine binmiş gidiyor, biz bu vaatleri Irak, Suriye ve Libya, da gördük.

     Şuan cereyan eden Ukrayna sahnesinde tiyatro oynanıyor ‘’ROLÜ BEN KESERİM, PERDEYİ BEN AÇAR, KAPATIRIM’’ diyor emperyalistler.

     Zor günler için nasıl birikim yapıyorsak vatan içinde zor zamanlarda yükü sırtlanacak kahramanlara her daim ihtiyaç vardır, bundan rahatsız olanlar KUVAY-İ MİLLİYECİ olamaz, KUVVAY-İ MİLLİYECİ vatan hainleri ile beraber olamaz, yol yürüyemez, ihanet edemez, aynı söylemleri sarf edemez.

     Milleti aldatmaya, kandırmaya gerek yok çıkacaksın meydana mertçe ben bu ülkeyi istemiyorum diyeceksin, camide imam, kilisede papaz olmanın alemi yok.

    Birisi çıkar aaa kıral çıplak der.

    Karanlıklar çer çöpü gizler fakat güneş doğunca koku yayılır, çöp gözükür.

     Vatan deyince gözü dolmayanlar, bayrak nedir bilmeyenler söylemlerle milleti aldatanlar sirkteki cambaza benzer.

    Rahmetli Nida Tüfekçi, ye soruyorlar sanatçı kimdir?

    ‘’Sanatçı okuduğu zaman gözünden yaş gelendir’’

    Vatan sevgisi budur,

     Karşılıksız aşktır,

    Maddi değer biçilemez,

    Üstün maneviyatı vardır.

     İstiklal marşı yazıldığı vakit mecliste okunması için MEHMET AKİF, te davet edilir, fakat hava soğuktur, paltosu yoktur Neyzen Tevfik’in kardeşinin paltosunu giyer, verilen ödülü de kabul etmez işte KUVAY-İ MİLLİYE’ci .

    Vatan sevgisinin maddi değeri yoktur,

    Manevi değeri vardır,

    Bunun mükafatı mahşeri vicdanda vukuu bulacaktır.

    Kimse bizi aptal yerine koymasın,

    Masallarını kılıç artıklarına anlatsınlar,

    Boş laflara karnımız tok.

    Her devirde kendilerini bu şekilde tasvir edenler olacaktır ama bunlar içi başka dışı başka olanlar yeri ve zamanı gelince toplumdan dersini alacaktır.

    ‘’DALKAVUKLAR NE KADAR YÜKSELSELER, KENDİLERİNİ YÜKSELTEN TEKME İZLERİNİ ARKALARINDAN SİLEMEZLER’’

    ALLAH’A  EMANET OLUN-Namık Gedik

  • Köşe Yazısı/ Her Yere Gideriz

    Köşe Yazısı/ Her Yere Gideriz

    Türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan her kez ülke sınırları içerisinde sorgusuz sualsiz seyahat edebilir.

    Geçmişte demir perde ülkelerinde seyahat kısıtlaması vardı, bir yerden başka bir yere giderken izin almak zaruri idi ama oda geride kaldı yani çöplük oldu. Bir takım kişiler eski özleminin vermiş olduğu heyecanla gidemezsin, gelemezsin söylemi ile kendini avutmakta.

     Bir zamanlar ülkemizin bazı bölgelerine rahat seyahatlerde bulunamıyordu, başı boş, şımartılmış, birilerinin maşası olmuş sözde o bölgenin sözde özgürlükçü militanları önüne gelene aleni baskı uygulardı. Bunların silahlanmasına da göz yumulunca terörizm doğmuş oldu ve o bölgede yaşayan sosyal yapısı henüz tam manası ile oturmamış insanları tahakküm altına aldı. Bu hadiselerin en büyük müsebbibi elbette siyaset kurumu, yapmak değil yıkmak, iktidar için her yol mubah zihniyeti kırk yıldır ülkeyi içinden çıkılmaz hale getirdi.

    Bunun tasfiye edilmesi, önlenmesi için hem candan hem de maldan olduk, bir çok yuvalar tarumar oldu, çocuklar yetim, eşleri dul kaldı. Bölge insanının aydınlatılması çağın gereklerine adapte olması için devletin görevlendirdiği memurlar görev ifa edemez olduğu gibi şehit edildiler, insanların cahil kalmaları sağlandı.

    Devletin kurduğu fabrikalar kundaklandı bölgenin gelişimi sabote edildi. Gelinen noktada artık şehirlerde bombalar patlamıyor, araçlar kundaklanmıyor, iş yerleri yağma edilmiyor, dün yaylaya çıkamayanlar şimdi rahat çıka biliyor.

    İleri tarihlerde bölge daha huzurlu ve istikrarlı olacak, dileyen dilediği yere gidecek. İzmir’de ne denildiyse Diyabakır’da aynısı söylenecek.

     Fırıldak ne diyor ‘’Türkiye’nin her yerine giderim, ama sen gidemezsin’’ hayırdır suçlumuyuz, milletin tepkisinden dolayı yumruk mu yedik, şehit ailesine küfür mü ettik, teröristlerle iş birliğimi yaptık, teşkilatlarda terörist mi sakladık, istiklal marşı yerine enternasyonal marşımı söyledik, teröristleri meclise taşıyıp Kürtçe yemin mi ettirdik, bir oy HDP ye iki oy bize mi dedik?

    Bunları sıralarız çoğaltmak mümkün. Biz bu ülkenin her karışına gideriz hiçbir kuvvet bunu engelleyemez.

    ‘’İDRAK-İ MAALİ BU KÜÇÜK AKLA GEREKMEZ ZİRA BU TERAZİ BU KADAR SİKLETİ ÇEKMEZ’’

    Anlamak ve anlaşılmak aslında gayet basit fakat idrak etmek gerek. Milletin menfaatine olan her ne olursa olsun evet demek, desteklemek gelişmesinde fikirler beyan etmek asli vazifedir, ancak bunu unutup gayri milli davranılırsa buna hainlik denir.

    Kişi ya vatan sever, imanlı kimsedir, art niyetli ise vatan hainidir, bunlarla iş birliği yapanda aynı kefededir.

    Vatan millet diyeceksin fakat gizli kapaklı pazarlıklar yapacaksın. ‘’Biz kuvay-i milliyeyiz ‘’ diyor peki Kuva-İ Milliye teröristlerle pazarlık yapmış mı ?

    Onları meclise taşımış mı?

    Avukatlığını yapmış mı?

    Hainlere özgürlük demiş mi?

    İnsanların akılları ile alay etmeyin, Kuvay-i milliye bayrak yakanlar, hain emelleri olanlara savaş açmış vatan topraklarından temizlemiştir. Bu ülke topraklarında isteyen istediği yere rahatlıkla gider bırakın etnik siyaseti bütünleyici, birleştirici uzlaştırıcı olun zira yaptığınız siyaset ülke ve milletin menfaatlerine ters, milletin huzur ve refahını düşünüyorsanız bölerek değil birleştirerek meydanlara çıkın, bu vatan severliktir, zorunluluktur.

     Bu aslında bir sevdadır tarifi olmayan, karşılığı bulunmayan fakat mukafat büyük olan bir aşktır. Basit söylemlerle olan değil bedeller ödenerek vücut bulmuş, her karışında aşk ve şevk olan, kan ile bedel ödenmiş mukaddes vatan toprağıdır.

    Bu vatanın tapusu TÜRK MİLLETİ’ nin dir,

    Kendisini TÜRK hisseden her kez bu sınırlar içerisinde dileği yere gider, istediği yerde iskan eder.

    Vatanperver gözüküp gizli kapaklı kuytu köşelerde neyin nasıl pazarlığı yapıldı, bir seçmen olarak bunları bilme hakkına sahibiz, madem milletten destek istiyorsunuz gerçeği anlatacaksınız, demokrasinin gereği de budur.

    Söylemler objektif görünüm vatan sever fakat sübjektif baktığımızda hiç de öyle değil.

    Mesele elif gibi olmak, eğri, kıvırtan, zikzaklar yapan, aldatan bir gün mutlaka gerçek yüzleri afişe olacak.

    Mesele milletin uyanması, eğriyi görüp rest çekmesi, yalanları yüzlerine çarpması artık şart oldu.

    Bir ayakta kırk yalan söyleyen gözlerimizin içine bakarak söylem tatlı, icraat farklı, göz boyayanlar yağmur yağınca yüzü, kaşı, gözü şaşı olacak.

    Şu üçü güç sayan hesap uzmanı;

    Şu fabrika küpü,sinek kovanı;

    Şu yalan ustası, laf pehlivanı;

    ‘’Hadis, ayet benim’’ diyor, doğrumu?

    ALLAH, A EMANET OLUN.

                                                                                                    Namık GEDİK

  • Köşe Yazısı/ Yeni Dünya

    Köşe Yazısı/ Yeni Dünya

    Şair Zeynep AltunKart şiirinde;

    “Girerken ne var kapıda biliyorsan da

    Girmenle başlar değişim içerdeki.

     Sensizlikteki gibi olacak zannetme.

     Sensin belki de dengenin bir ayağından kâğıdı çeken.

     Parçası olursun artık o andan itibaren.

    Döner durursun seni girdabına almıştır düzen.

     Girdiğin o kapıdan çıkarken, hiçbir şey aynı kalmıyor.”

    Diyerek, şiirinde değişen dünyayı anlatıyor bizlere…

    Girdiğin kapıdan çıkarken, hiçbir şey aynı kalmıyor…

    Girilmiştir bir kere…

    Çıkış çok farklı olacaktır…

    Ne aynı kalıyor ki!

    Hiçbir şey aynı kalmaz…

    Heraklitos: Her şey değişir. Değişmeyen tek şey değişimdir.

    Canlı, cansız her şey değişir.

     Yeni bir dünya kuruluyor.

    Günümüze kadar gelen tarihte neler değişmemiş ki…

    Medeniyetlerin yeri, coğrafyası…

    Güç dengeleri…

    Zenginlikler…

    Sümerler, Mısır, Çin…

    Roma, Yunan…

    Ve diğerleri…

    İki kutuplu dünyada NATO ve Varşova…

    SSCB’nin çöküşü…

    ABD iktidarı…

    Tek kutuplu dünyanın iktidarı değişiyor.

    İlk işaretleri…

    Suriye…

    Ermenistan-Azerbaycan savaşı…

    Rus- Ukrayna savaşı tescili gibi…

    Medeniyetin, gücün, zenginliğin coğrafyası…

    Avrupa’dan, Asya’ya eviriliyor.

    Bu sancılar boşa değil…

    Doğum gerçekleşiyor…

    Tüm dünyanın gözü önünde…

    Yeni bir dünya kuruluyor…

  • Köşe Yazısı/ Nasıl Helalleşeceğiz?

    Köşe Yazısı/ Nasıl Helalleşeceğiz?

                                      Yüzüne nasıl bakayım,

                                      Sabun yok ki yıkayım.

                                      Yüksel topuğun çakayım

                                      Nallarda muradın alsın.

     İnsanlar hata yapar, elbette hatayı görüp geri dönmek, hatayı telafi etmek büyük erdemliliktir. Öyle hatalar vardır ki bazen telafisi mümkün olmaz.

    Yapılacak her ne ise, söylenecek söz ise yüz sefer düşünüp sonra diyeceksin, ya da uygulayacaksın. Yarın insanlara bakacak, saygı görecek yüzün olsun.

    Doğru her yerde söylenmez, ham meyveye benzer olgunlaşmadan yiyemezsin.

    Düşünecek, muhakeme yapacak, idrak edecek ve ona göre davranacaksın.

     Helalleşelim tamam, kim, kimle nasıl olacak?

    Yaktığın, yıktığın gönüllerin tamiri sözlerle yada haydi gelin barışalım, dün hata yaptık, bugün konuşalım, hasbihal edelim cem olalım bu kadar basitmi?

    İyi hoş elbette insanlık bunu gerektirir amma dün yaşadıklarımızın yarın tekrar etmeyeceğini kim garanti edecek?

    Biz tarihin seyri içerisinde yıllarca vaatlerde bulunup tam tersini yapanları çok gördük.

    Elbette söz senettir, ama kimin sözü, fırıldakların değil herhalde. Başarıya ulaşmak hele hele iktidar olmak için her yolu mübah görmek mertlik değil namertlik değilmi dir?

    Geçmişi derinlemesine tahlil etmemiz bize kime nasıl güveneceğimizi işaret edecektir. Bu millet dünde, bugünde bu tip hadiselerle çok karşılaştı, Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Cumhuriyetin kuruluşunda rahmetli ATATÜRK, e muhalefet edenler, karşı çıkanlar oldu.

    Hırsız içeride olunca kapı kilit tutmazmış. Bu ülkenin seveni olduğu kadar düşmanı da çok.

    Tarihin tozlu sayfalarında acı olarak  anılan çok olay var, bu gelip geçici biber acısına benzemez.

    İnsanların hayatlarını karartan, hayallerine yıkan, mevkilerinden ve makamlarından eden velhasıl fişleyen, bu ülkeyi kendilerinin sanan zevatlar unutulur mu?

    Milli diyeceksin askere, polise kurşun sıkanları meclise taşıyacaksın onların yaptıklarına vesile olacak hainliklerine göz yumacaksın, sonra nasıl helalleşeceğiz?

    Bu insanlığın şiarında yoktur. Bu bizim inancımıza aykırıdır, adil olmak evvela hesaplaşmak uygun olanı budur. Şimdi tarihin derinliklerine inelim,  Moğultay ve Oktay adalet bakanlığına alınan ‘’2000 hakim ve savcı sınavında parti ile irtibatı olmayanları eledik’’ Ülkücü olanlarımı alacaktık dedi.

    Resmi devlet dairelerinde başörtülü işlem yaptırtmak isteyenlere zulüm yapılmadı mı?

    Nur Serter İstanbul Üniversitesi’n de ikna odaları kurarak kişilerin özgür iradelerine pranga vurdu, birçok öğrenci bu yüzden okullarından oldu. Demokrasi nedir?

    Eşit yönetim hakkına sahip olmak, ama bunun tam tersi uygulamaya konuldu, azınlığın çoğunluğa tahakkümü oluştu ve bir şekilde bir yerlere mesaj verdiler.

    Kamu kurum ve kuruluşlarında fişlemeler yapılarak insanlar tecrit edildi. Bu zihniyet batı çalışma gurubu ile devlet idaresine baskı kuruldu ve 28 Şubat yaşandı. Baykal ve Ecevit ne demişti ‘’ya laik devleti içinize sindirin, yada çekilin’’ iktidarı her kaybedişlerinde devamlı askeri kışkırtan laiklik elden gidiyor hezeyanı yapan güruh sıkıştığı zaman çoğunluğun iktidarına tahammül edemez.

    Peki bunların helalleşmesine inanacağız mı? yarın aynı olayları yaşamayacağımıza kim garanti verecek, gittiği her meydanda ayrı palavra atanlaramı kanacağız.

    Diyarbakır, da bölücü, Ege’de BOZKURT işareti yapanlar, camide mümin olup, kilisede istavroz çıkartanlar, bu milletin inançlarına hakaret edip çağ dışı diyenlerle mi helalleşeceğiz?

    Hükümet düşsün  devlete ne olursa olsun, yeter ki iktidar yıkılsın zihniyetinin ne Suriye ile, ne mavi vatanla, ilgisi vardır, üretilen bir politika, gelecek için plan, program yok sadece söylemler bizim bunlara karnımız tok.

      Ne demiş atalarımız huylu, huyundan vaz geçmez yine dediklerini, verdikleri sözleri unutup bildiklerini okuyacaklar. Bir hikaye vardır ‘’adamın bir köpeği varmış devamlı tezek yermiş, adam köpeği kovmuş, köpek diyar, diyar gezmiş hiçbir kimse kabul etmemiş, tekrar sahibine gelmiş, söz veriyorum tezek yemeyeceğim, sadece koklamama müsaade et’’ demiş. ‘’GEÇMİŞTE YAPTIKLARIM, GELECEKTE YAPACAKLARIMIN TEMİNATIDIR’’ buyurmuşlar. Bu konunun izahına kafidir sanırım.

     Yapacağımız işler, atacağımız adımlar devletin bekası, milletin selameti olmalıdır, velhasıl ‘’ÖNCE ÜLKEM VE MİLLETİM, SONRA PARTİM VE BEN’’ düsturu ön planda olmalıdır. Şahsi hesaplar bir tarafa bırakılmalı devletin devamlılığı tesis edilmelidir. Milleti ve devleti düşünmeyenlerle, bölücülere methiye düzenlerle işimiz olmayacaktır, ahirette hesaplaşacağız.

     SEYHAH OLDUALEM GEZDİ KOCAMAN,

     ŞAİR OLDU ŞİİR YAZDI KOCAMAN,

     KIRK YAŞINDAN SONRA AZDI KOCAMAN.

     SEN ONA BOŞUNA KAFANI YORMA.

    ALLAH, A EMANET OLUN.

                                                                              Namık GEDİK

  • Köşe Yazısı/ Parlementer Sistem

    Köşe Yazısı/ Parlementer Sistem

    Güçlendirilmiş parlamenter sistem, doğrusu nasıl bir sistem ortaya koyacaklar, bunu anlamak için aslında geçmişi tahlil etmek doğru olacaktır, zira Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin önemini kavrayamayız. Elbette en güzeli bizde olsun, insanlarımız rahat etsin, yasalar ivedilikle uygulansın, çıkması gereken yasalar zaman kaybı olmadan yürürlüğe konulsun.

     İlk önce şunun izahı yapılmalı, neden Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi getirildi. Ülkemizin bundan kazancı nedir, zararı varmıdır? Parlamenter sistemle ikisi arasındaki fark nedir, işleyiş bakımından hangisi daha hızlı ve uygulanırdır? Aralarındaki farkları görmeden ahkam kesemeyiz. Elbette iktidar olmak için halkın huzuruna bir takım vaatlerle çıkacaklar bu işin propaganda boyutu. Siyasi tarih seyri içerisinde inceleme yapmak, nedenleri, niçinleri tespit etmek doğru kararlar vermemize sebep olacaktır. Dünü bilmez isek bizi tatlı dille, güzel vaatlerle kandırırlar, isteyen istediğini alır milleti unutur.

     Hafızamızı tazeleyelim parlamenter sistemde neler olmuştu, cumhurbaşkanı seçilecek, hükümet kurulacak, güven oylaması yapılacak, meclis başkanı seçimi yapılacak, ivedilikle çıkması gereken yasalar çıkacak, cumhurbaşkanı ayrı söylemde, başbakan ayrı söylemde olacak, milletvekili transferi ile hükümetler yıkılacak, kurulacak (kirli pazarlıklar dönecek güneş motel gibi) herhangi bir tasarıda salt çoğunluk olmadığı için oylama yapılamayacak, bunlar devletin yürürlük organını hızlı ve kolay kararlar vermesini ve uygulanmasını yavaşlatan, gelişmeyi ağırlaştıran engeller.

    Cumhurbaşkanlığı hükümet etme sistemi ile bunlar baypas edildi. Bu sistemin halen eksikleri var tamamlandığı vakit işlevi hızlı, uygulaması basit olacaktır.

     İktidarın asli görevi hizmet ederken kararlı ve çabuk olması önemlidir. Parlamenter sistemde günlerce güven oylaması, CB, meclis başkanı seçimi ve yürütmenin işlevini yapamaması, ağır aksak olması ilimde, teknolojide, tarımda, bilimde, önemli kararların alınıp uygulanmasında sıkıntılar yaşanmakta idi .

    Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde yasaların vermiş olduğu yetki ile kanun hükmünde karar namelerle uygulamalar hızlı ve çabuk yürürlüğe konulmaktadır. Oysa geçmişte meclis salt çoğunluğu sağlanmadan hiçbir görüşme ve müzakere yapılamıyordu. Bu sistemle muhalefetin elindeki oyuncak alınmış saf dışı edilmiştir, meclisin asıl amacı yasa yapmak hükümete uygulattırmak ve onu takip etmektir, devamlı sorun çıkartan işlevliğini yitiren bir meclis, bırakın yasa çıkartmayı devletin işleyişini hantallaştırarak yürütmeyi içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Başbakan ve CB arasında devamlı tezatlıklar yaşanmakta, iki başlılık zuhur etmekte idi. İkisininde seçilmiş olması görev alanlarının karışması ve bir birlerine üstünlük sağlanması yürütmeyi zora sokmaktaydı. Mecliste çoğunluğu yakalandığı gün ya güven oylaması isterler, yada devamlı gensoru ile meclis asıl vazifesi yerine oyalama yapılıyordu.

     Cumhur Başkanlığı hükümet sistemi iki başlılığı kaldırdığı gibi, hükümetin işleyişi daha rahat ve hızlı kararlar alıp uygulanması sağlamıştır. Meclisin asli vazifesi yasamadır, hükümetin ise yürütmeyi idare etmesidir. İkisinin bir birinden ayrılarak devletteki devamlılığı tesis etmiştir.

     Yıllarca cumhur bakanı ile başbakan arasında kırgınlıklar ve sürtüşmeler cereyan etti, söylemler ve eylemler bir birine tezat oluşturdu, icraatlar tam manası ile uygulanamadı.

    Misal Özal- Mesut Yılmaz, Demirel- Tansu çiller, Sezer-Ecevit, Tayyip- Davutoğlu devamlı aralarındaki anlaşmazlıktan dolayı kaos yaşandı. Bunları örnekleri ile çoğalta biliriz. Abdullah Gülün Cumhur Başkanlığı seçiminde yaşananlar nisan ayında başlayan seçim ağustos ayında sonuçlandı. Seçimlerden sonra 367 aşılsa bile muhalefet anayasa mahkemesine götürerek seçimin iptali ile asli vazife yasama olan meclis görevini yapamaz boş işlerle uğraşır oldu. Cumhur Başkanlığı hükümet sistemi ile muhalefetin elindeki oyuncak alınmış, meclis asli vazifesine dönmüştür.

     Buradaki amacımız siz okurların dimağında olup unutulan olayları göz önüne getirerek geri dönüşü isteyenlere müsaade etmemektir. Sizlerin analiz yaparak değerlendirmelerde bulunmanızı sağlamaktır, siyasetçiler gibi propaganda yapmak değil gerçekleri sizlere anlatmaktır. Vurgunculara, stokçulara ve sadece ve sadece kendilerini düşünen devleti ve milleti düşünmeyenlere tokatınızı vurun, asalaklara, sülüklere izin vermeyin.

    BÜLBÜLLERE EMİR VAR LİSAN ÖĞREN VAK VAKTAN,

    BAHSET TARİH, BAHSET BALIĞIN TIRMANDIĞI KAVAKTAN.

      ALLAH, A EMANET OLUN.

                                                                                      Namık GEDİK

  • Köşe Yazısı/ İnsan Olmak!

    Köşe Yazısı/ İnsan Olmak!

    Nasıl bir dünyada yaşıyoruz anlamış değilim!

    Hala kafalarımız değişmedi.

    Neymiş efendim; savaşan ülkeler Müslüman değilmiş.

    Müslüman olsa üzülürmüş.

    Taraf olurmuş.

    Ahmet Arif, ne güzel ifade etmiş;

    “Nerede bir can ölse, oralı olur yüreğim.

    Olmalı zaten.Olmazsa insan olmaz yüreğim”

    Öğrenemedik insan olmayı.

    İnsanları rengine, diline, dinine göre ayırdık.

    Dünyayı böldük parçaladık.

    Bir sürü düşman yarattık.

    Ne geçti elimize?

    Neyi çözdük?

    İnsan bir canlıdır.

    Nerede doğarsa doğsun, hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın, hangi, dili konuşursa konuşsun, hangi dine inanırsa inansın fark etmez…

    Etten kemiktendir…

    İnsandır…

    Yunus Emre;

    ” Yaratılanı severim, Yaradan’dan ötürü ”

    Bu kadar…

    Yok ötesi…

    Neden tüm insanlar eşit olarak sevilmez bizim coğrafyamızda?

    Din, dil, ırk, coğrafya ayrımı yapılır.

    Bilim insanlarıbizden değil diye neden günahkâr sayılır?

    Garip değil mi?

    Bu insanlar…

    Ömürlerini vermişler…

    İnsanlığa hizmet etmişler…

    Yani bize…

    Tüm insanları sevmek…

    Mağdur ve mazlum olan, ezilen, haksızlığa uğramış kim varsa, korumak, üzülmek, gözyaşı dökmek…

    Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan bir acıyı yüreğinde hissetmek…

    Kimliğine bakmadan sevebilmek…

    İnsan olmak…

  • Köşe Yazısı/ Rusya’nın Emelleri

    Köşe Yazısı/ Rusya’nın Emelleri

    Gündemde o kadar çok konu var ki önceliğine göre izahta bulunmak doğrusu. Bir tarafta iç siyaset, diğer tarafta bağımsız, kendi halinde hiçbir kimseye düşmanlık beslemeyen, kendi etiyle, yağıyla beslenen bir ülkenin işgali. İnsan haklarının hiçe sayıldığı, sadece kendi amaçlarının gerçekleşmesi için saldıran dost görünümlü aç çakal.

    İç siyasetteki çıkışları gelecek yazımızda değerlendireceğim şuan ki Ukrayna’nın işgali önem arz eden büyük bir olay, işin içeriğine bakıldığı vakit Rusya’nın çarlık döneminde ve Sovyetler birliğindeki hedef ve gayelerinden vaz geçmediği, fırsatını bulduğu an harekete geçerek emellerine ulaşma gayreti ortaya çıkıyor. Daha öncede teşebbüste bulundu ancak yıllarca kayıplar vererek geri çekilmiştir. Afganistan’ı 27 Şubat 1979 işgal etti , 10 yıl süren işgalde 1500,000 milyon insan hayatını kaybetmiş ve geri çekilmek zorunda kalmıştır.

     Dün Suriye’ye alavere, dalavere ile bugün Ukrayna’ya girdiği gibi yarın TÜRKİYE Cumhuriyetlere ve bize saldırmayacağının garantisi var mı? Batı destekliyormuş gibi görünüp kendi çıkarlarına bakıyor, gayeleri para kazanmak, silah satmak, aynı şekilde abd kışkırtıcılık yaparak iki tarafı kızıştırarak hasıl olan durumdan vaziyet çıkartmak. Suriye,de cereyan eden olayları incelersek daha kolay tedbir alabiliriz. Ülkemizin Suriye,de yapmış olduğu ve Libya’daki tavırlarımız ülkemizin geleceğinin garantisidir. Aklıselim düşünüp o meyanda kararlar vermemiz gelecek nesillere bırakılacak güvenli bir ülke olur. Dünyanın neresinde olursa olsun çarlık hayallerini gerçekleştirmek için önce wagnerleri yollamak suretiyle evvela oralarda istihkam ettirilir, sonra militanlıklar başlar ve Rus ordusunu davet ederler. Emperyalist güçlerin tarihi seyir içindeki olaylarını analiz ederek devlet tedbir almalıdır. İşte bugün olduğu gibi neden suriye,de,Libya,da olduğumuzu iyi tahlil ediniz.

     Ülkemizin etrafı kaynayan kazan,  diş bileyen dahili ve harici bedbahtlar var. Yapılan her icraata olumlu veya  olumsuz olsa da karşı çıkmaktadırlar. Misal kanal İstanbul ‘’ efendim montrö antlaşmasına aykırı’’ bu antlaşma tek bir boğazımı kapsamaktadır? ya da Çanakkale boğazı mı  geçilecek, gemileri karadan mı yürütecekler, montrö  her iki boğazı  içermektedir. Aklı kıtlar milleti yanıltarak aptal yerine koymaktalar, bırakın millete hizmet edilsin. Etrafımızda bulunan sözde komşu, müttefik devletler ayağımızın tökezlemesini beklemektedirler, içimizdeki tapınak şövalyeleri kuytu köşelerde diş bileyenlerle gizli, gizli buluşarak aşk yaşamaktalar. Unutulan bir husus var akrebin dostluğu zehrini zerk edinceye kadar.

    Bir hikaye vardır ‘’adam ayıyı ehlileştirmiş, birlikte gezmeye başlamış, araları çok iyiymiş, bir birlerini kolluyorlarmış, bir gün bir ağaç altında adam uyumuş ayı nöbette, bir sinek adama tebelleş olmuş, ayı bir kovalamış, iki kovalamış sonunda adamın alnına konmuş ayı büyük bir taş alarak sineği öldürüyorum diye adamı öldürmüş’’ hani atalarımız ne demiş  ‘’HER ŞEY ASLINA RÜCU EDER’’ 

    Gündemi iyi analiz edip o doğrultuda politika üretmek şart, gerekli yerde girişimlerde bulunarak üzerimize gelecek yükü asgari düzeyde minimize edersek elimizi rahatlatacaktır. Düşmanlarımızın ve bölgemizde bulunan ülkelere ilimde, teknolojide, bilimde fark atmamız, bu farkla psikolojik baskıyı kurmamız elzemdir. Kararlı ve istikrarlı her türlü engeli aşan kendi kendine yeten bir ülke olmamız şart.

    Caydırıcılık özelliğimizi daima muhafaza ederek bize husumet besleyenlerin heveslerini kursaklarında bırakmalıyız. Bir an önce TDT faaliyet alanını genişletmeli, alt yapı oluşturularak geleceğe temel atılmalı. Her alanda iş birliği yapılacak, iş birliği ile boşluklar doldurulmalı, böylece daha güçlü bir TÜRK DÜNYASI hasıl olacak.

    DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK

    ALLAH,A EMANET OLUN

                                                                                                 Namık GEDİK

  • Köşe Yazısı/ Etnik Terör

    Köşe Yazısı/ Etnik Terör

    Ülkelerin sosyolojik yapılarının envanteri çıkartılarak  bölge, bölge haritalar hazırlanıp, üzerinde gelecek yüz yılların plan ve alt yapısı oluşturularak yavaş, yavaş içten, içe günü ve zamanı geldiğinde düğmeye basmak suretiyle kargaşa ve kaos yaratılacak bölge insanlarının arzu ve istekte bulunmaları körüklenirken, bu istekler ilk önce ülke, daha sonra uluslar arası düzeyde desteklenerek gündeme oturtulacaktır. Satın aldıkları maşalar vasıtası ile dil, din, meshep, soy üzerinden insanları ayrıştırarak kışkırtıcılık yaptırarak  önce kırsal kesimdeki insanları daha sonra kentlerdeki kitleleri isyana teşvik ediyorlar. 

     Ülkelerin verimli toprakları, yeraltı zenginlikleri emperyalist güçlerin iştahını kabartmaktadır. Yeryüzünde insanları kobay olarak kullanan süper güçler hem ülkelerin zenginliklerine göz dikiyorlar, hemide iç karışıklıklarla üretmiş oldukları silahları deniyor ve guruplara satıyorlar. Bu emelleri için katliam yaptırmaktan geri durmazlar. Dünyanın neresinde olursa olsun emperyalist güçler sıcak savaşlar yerine soğuk savaş ve etnik ayrılıkçıları kullanarak istedikleri ülkeleri kolaylıkla işgal edebiliyor.

     Etnik gurupların ülke içerisinde örgütlenmesi için bir takım lojistik ve teknik destek verilmesi şarttır. Bu destek sağlandıktan sonra eylem yapmak için gerekli mühimmat desteği verilir. Bu mühimmatların doğru ve şekilde kullanılması için özel eğitimler verilir.

    Ses getirecek eylemler, önemli şahıslara suikastler halk arasında güvensizlik temin edilerek iktidarların güçsüz görünmesi sağlanır.        İç barış zedelenir. Bu mesele basit anlatımlarla geçiştirilecek bir mevzu değildir. Birinci dünya savaşının çıkışı imparatorlukların dağılışı bu senaryoların ortaya koyduğu gerçeklerdir. Şu husus bilmek yararlı olacaktır devlet kurmuş ancak sonradan işgale uğramış milletlerin mücadelesi etnik terör değildir. Eta örgütü, eritre kurtuluş ordusu, ira, Filistin kurtuluş örgütü bunların mücadelesi vatan topraklarının bağımsızlığı ve hür olmasıdır. PKK’ yı destekleyen hamiliğini yapan Fransa aslında işgalcidir. 9. yy. da bask bölgesinde kurulmuş devlet İspanyollar ve Fransa tarafından paylaşılmıştır. Filistin hakeza oda aynı akibeti paylaşmıştır. Eritre İtalya tarafından işgal edilmiş ancak ikinci dünya savaşında mağlup olması ile çekilmiş Etopya, ya bırakmıştır 1991,e kadar işgal altında kalmış, mücadele ile bağımsızlığını kazanmıştır. Bu mücadeleler kutsaldır, ancak bölücülük yapanlar hariç.

     Bölücü terörü körükleyen ülkeler önce o örgütün istikbarat, lojistik, mühimmat desteği vererek rahat hareket etmesini sağlıyor. Zaman aşımı içerisinde sıcak savaşların bitimi ile soğuk savaş, ajan savaşları ve kiralık lejyonerler kullanılarak her türlü eylem yaptırılmaktadır. Bu örgütler gerek ülkeler içerisinde, gerekse global olarak sevk edilerek her yerde eylem yapabilmekteler. Genelde bu işleri batı ülkeleri sistemli olarak yaptırmaktadırlar. Bunlara en güzel örnek 1980 öncesi ve sonrası asala örgütünün faaliyetleri, eylemleri bir bağımsızlık hareketi değil başka bir ülkeye korku salmak, yalanlar üzerinden öç aldıklarını sanmak. Bunlara sağlanan destek batı ülkelerinin aslında TÜRKİYE CUMHURİYETİ, ne olan gizli düşmanlığının ürünüdür.   Asalanın bitimi ile batı boş durmadı yerine PKK’yı kurdurarak kin ve nefretini onların üzerinden servis ettiler. Aynı pakta bulunan ülkeler sözde çağdaş, demokrat, insan haklarından bahseden dost gözükerek gizli düşmanlık yapmaktadırlar. Aynı örgütü batı, doğu ülkeleri ve Rusya  kullanmakta. Toprakları içerisinde rahat faaliyet ve eğitim görmekteler.

    Ülkeler hedefe ulaşmak için her yolu  mübah  görerek  dost gözüküp maşaları vasıtası ile her türlü destekle eylemler yaptırarak maddi ve manevi olarak zarar vermektedirler. Malum ülkemizde geçmiş dönemlerde bunlara örnek teşkil edecek bir çok olay cereyan etti, maddi ve manevi olarak çok zarar verildi. Bunların önlenmesi için yapılan ekonomik harcamalar ülkenin gelişimde daha kısa sürede sanayide, teknolojide, ilimde, bilimde ileri seviyede olurdu. Fakat bu olaylarda herne kadar şehit vermiş olsakta ‘’kötü komşu bizi ev sahibi yaptı’’ bugün artık eskisi gibi rahat hareket edememektedirler. El kaide, deaş örgütünü kurduran ve sahaya servis eden, bunlara madi ve lojistik destek veren faaliyetleri göz yuman pışpışlayan kim? Dünü düşünerek iyi analiz yapıp tedbirlerini almak gelecek nesillere iyi bir ülke bırakmak boynumuzun borcudur. El kaideyi ve deaş,ı kurduran, her türlü desteği veren güruh istediklerini elde edince kullandıkları örgütleri imha etmeden geri durmuyor, çünki namlu her an kendilerine dönebilir, eğer istenilen hedefe ulaşılamaz ise devamlı besleme yapıyor yani açıkçası elini ateşe sokmuyor maşa kullanıyor.

    Bu tip örgütlere eleman temin ederken genelde kırsal kesimde toplum tarafından önemsenmeyen, kendilerini ispat etmeye çalışan gençleri kanatları altına alarak ilk önce rahat bir yaşam, para ve rütbe sonra bir tim, sen bunların komutanısın haydi göster kendini diyerek sahaya sürüyorlar.

    Bunun önlene bilmesi için resmi kurum ve kuruluşların konu üzerinde çalışma yaparak uygulamaya koyması gerek, yoksa bu devam eder figüranlar değişir ama maşayı tutanlar asla değişmez. Ne zaman güçsüz olursan en zayıf olduğun anda sahneye çıkarlar ve planlarını uygularlar.

     Irmak kenarında akrep karşıya geçmek için bir yol arar ve kurbağayı görür, kurbağa kardeş nasılsın der ve başlar yağ çekmeye, sonra sadete gelir beni karşıya geçirirmisin? Kurbağa; olmaz sen beni sokarsın, akrep;

    Söz veriyorum sokmayacağım der, akrep kurbağanın sırtına biner neşeli bir şekilde yol alırlar, karşı kıyıya yaklaşınca kurbağa bir sıcaklık hisseder yavaş, yavaş boynu uyuşmaktadır akrep kardeş soktun der, Akrep huyumdur sokarım der. Bu ülkenin ekmeğini yiyip, suyunu içip sonrada hainlik eden feto yıllarca içimizde büyüdü, fakat güneş balçıkla sıvanmaz bir gün mutlaka açığa çıkar. Hiçbir zulüm payidar olmaz, elbet bir gün mazlumların ahı çıkacaktır, asil hiçbir vakit kimsenin kulu, kölesi olmaz. Bilirmisiniz kurtlar  birlikte yaşar hiçbir vakit esir olmaz . Eden belasını bulur.

    VATAN SEVGİSİ İMANDAN GELİR

    ALLAH, A  EMANET OLUN.

  • Köşe Yazısı/ Savaş

    Köşe Yazısı/ Savaş

    Bir savaşı televizyon ekranlarından maç izler gibi izlemek…

    Savaşa kim kazanacak mantığıyla bakmak…

    Ne kadar ahlaki…

    Oysa bu bir maç değil savaş…

    Maç gibi izlenen bu savaşta binler, on binler, yüzbinler ölmekte…

    Binlerce kişi sakat kalmakta…

    Milyonlarca kişi evini yurdunu terk etmekte…

    Bu maç gibi izlenen savaşta; çocuklar ölmekte…

    Bu maç gibi izlenen savaşta; ülkeler yerle bir olmakta…

    Kim ne derse desin; savaşın haklı bir nedeni olmaz.

    Kazanan tarafı da…

    Dünyada insandan daha değerli ne olabilir ki?

    İnsandır asıl olan…

    Savaş…

    En kötü ölüm savaşta ölmektir…

    Başkalarının verdiği kararla…

    Suçsuz ve günahsız…

    Albert Einstein;

    Savaş bana ne kadar aşağılık geliyor! Böyle iğrenç bir işte yer almaktansa parçalara ayrılmayı tercih ederim.

    Nazım Hikmet;

    Savaş; korku ve sefaletten başka bir şey veremez. Yakar, yıkar, öldürür, yok eder.

    H

    . N. Brailsford;

    İnsan savaşın ne olduğunu, ancak bittiği zaman anlar.

    Jean Paul Sartre;

    Savaşı; zenginler çıkarır, yoksullar ölür.

    Nicolas Guillen, “Ölü Asker”şiirinde savaşı bakın nasıl anlatmış;

    – Kimin kurşunu öldürmüş onu?

    – Bilen yok.

    – Nereliymiş?

    – Jovellanoslu, diyorlar.

    – Nerede bulmuşlar?

    – Yolun yanında yatıyormuş,

      Öteki askerler görmüş.

    – Kimin kurşunu öldürmüş onu?

    Gelip öpüyor onu nişanlısı;

    Anası geliyor sonra ağlıyor.

    Sonra da yüzbaşı çıkageliyor.

    Bağırıyor:

           – Gömün onu!

  • Köşe Yazısı/ Terör-2

    Köşe Yazısı/ Terör-2

    Bir ülkenin ekonomisinin düzgün olması, o ülkenin dışa bağımlılığının düşük seviyede olması demektir. Bunun nedeni de kendi ihtiyaçlarının tümünün yerli olarak temininden geçer.

    Ancak hepsinin karşılanması mümkün değildir, elbette ithal edecekleri olacaktır. İthalattın karşısında ihracatın olması bağımlılığı dengede tutar. İlim ve teknikte gelişmiş olan ülkeler diğer ülkeleri kendilerine mahkum ederler. Ülkesinin geleceğini düşünen yöneticiler bu doğrultuda yatırım yaparak hem istihdamı sağlar, hemide iç piyasayı dışa mahkumiyetten kurtarır, ithalatı azaltır ihracatı çoğaltır buda kişi başı düşen milli gelir  artırır. Süper güçler bu gelişmeleri engellemek için o ülkenin teknolojide, ilimde, irfanda yükselmesini devamlı önlerler. Gelişmekte olan, bağımlılığı azaltmak için adım atan ülkelere süper güçler o ülkede kargaşalar yaratarak yatırımların askıya alınmasına sebep olmaktadırlar, terör olayları iç ve dış saldırılar yerli imkanlarla silah temin edemeyen ülkeler yatırımlara ayırdıkları bütçeyi ithalata yönlendirerek gelişmesi engellenmiş ve dışa bağımlı hale gelmiştir.

    Yeni ürettiklerini denemek ve reklamını yapmak için karışıklıkların çıktığı ülkelere, oradaki asilere vererek Pazar oluşturmaktadırlar. Böylece gelişimi engelleyerek bağımlı hale getirmekteler. Bahsettiğimiz konu hali hazırda uygulanmaktadır. Bugün 3. Dünya ülkeleri dediğimiz devletler maalesef bu durumdadır. Ekonominin çökmesi devletin borç batağına sürüklenmesi gelişmeyi içinden çıkılmaz  vaziyete getirir. Kendin üretmediğin müddetçe gelirin olmayacak var olanıda ithalatta kullanırsın.

      SİYASİ TERÖR;

    Başlangıç iç siyasette olur. Demokrasisi gelişmemiş ülkelerde iktidar muhalefet arası mücadele normal ortamdan daha farklı noktalara nükseder. Birbirlerine karşı komplolar, iftiralar hatta ve hatta süikastler dahi yaptırırlar. Bunların örneklerini siyasi tarihimizde bulmak münkündür. Medeni toplumlarda ve demokraside çoğunluğun söylediği geçerlidir fakat hazmedemeyen muhalefet çok yönlü planlarla iktidarı yıpratmak halk nazarında itibarsızlaştırmak için komplo teorileri üretir. Yakın siyasi tarihimizi incelersek daha net görebileceğiz. 1950 yıllarda iktidarı kaybedenler ilk önce öğrencileri kışkırtarak sokak olaylarının fitilini ateşlediler ve nihayetinde 1960 ihtilaline gelindi. İktidar olamayanlar halkın iradesini yok sayarak ülkenin gelişmesini engelledikleri gibi hizmet ehlinide idama götürdüler. Ülkenin ilerlemesi sekteye uğratıldı, demokrasinin oturması hayli zaman aldı. 1970 li yıllarda tekrar öğrenci olayları hortlatıldı resmi dairelerin yakılması, banka soygunları, asker ve polisle çatışmalar halkın iktidarlara olan güvenini sarsarak ülkenin kaosa sürüklenmesine sebep olmuşlardır. Okulların eğitim yerine boykotlarla kapatılması silahlı baskınlar iktidara muhtıra verilmesine neden olmuş sonunda hükümet atama ile gelmiş, yakalananlar kendi yandaşları tarafından idam edilmiştir. Muhalefet 70 yıllardan sonra yine rahat durmayıp halkı yalan beyanlarla kandırarak türlü iftiralar atmıştır. Senirkent olayları, ayakkabıcı hadisesi çirkin iftiralarla yapılan politikalar ve propagandalar halkı ikiye bölmüştür. Ülkemiz bu hususlarda zor günler geçirdi. 80 öncesi dış güçlerin ve silah tüccarlarının ülkemiz üzerindeki emelleri gerçek oldu, iç kargaşalar çıktı. Silah tüccarları her iki kesimede silah satarak adeta çatışmaları körükledi. Mecliste yaşananlar, ne cumhur başkanı seçilebildi nede meclis başkanı bu makamlar vekaletle yönetildi. Meclis yeter sayısı sağlanamdığı için hükümetler güven oyu alıp icraat yapamadı.

    Malum nato ülkesiyiz 80 öncesi Yunanistan natonun askeri kanadında değildi, girmek istiyordu ancak TÜRKİYE, de AET (AB) ye girmek istiyordu Yunanistan veto ediyor, bizde nato üyeliğini veto ediyorduk ancak 80 ihtilali ile bay evren bürükselde imzayı atarak ülkemizin elindeki kozu bertaraf etti. İhtilalin oluş nedeni işte budur. İhtilalin halkın nazarında meşru olabilmesi için ülke içerisinde kargaşa çıkarttırılarak ihtilalin oluşuna zemin hazırlanmıştır. Yine ülkemiz kaybetti ekonomik ve siyasi yönden geriye gitti. Bunun faturasını genç nesiller ödediği gibi halkımızda kaybetti. O gün heba edilen gençlik bugün olsaydı daha başka bir TÜRKİYE olurdu. Geçmişle bugünü kıyasladığımız vakit bir nebzede olsa sıkıntılar hafifledi hükümetlerin kurulması, icraatın rahat yapılması ülkemizi daha ileri seviyeye getirdi, şayet eski düzen olsaydı yine kaos çıkacak hükümet güven oyu alamayacak, cumhur başkanı seçilemeyecekti. Bu hadiseler meclis tutanaklarında mevcuttur isteyen geriye dönük inceleyebilir. Sonuç idrak edebilme meselesidir, halen daha eskinin özlemini duyanlar yine rahat durmuyor halkı sokaklara dökmek ülkede kaos yaratmak için canhıraş gayret ediyor, kaybeden iktidarlar değil biz halkımız olur. Değişim sandıkta olmalı, çoğunluğun kararına saygı duyulmalıdır. Siyaset seviyeli, millet değerleri çerçevesinde vücut bulmalı. Bu ülke ve gençliği demokrasi dışı kimselerden çok çekti üniversitelerde ikna odaları kurmak suretiyle kendilerinden olmayanları, kendilerine benzetmeye çalıştılar olmayanları dışladılar, resmi dairelerde kadrolaşarak görev değil militanlık yaptılar. Bunları saymakla bitiremeyiz mesele bizlerin dünü bilip yarına emin adımlarla yürümesidir. Yeryüzünde hiçbir canlı baki değildir fanidir, yapılanlarda, yapılacaklarda yarın hesaba çekilecektir. Rabbim şaşıranlardan etmesin.

    DÜNÜ İDRAK EDERSEK YARINA GÜVENLE BAKARIZ.

    DEVAM EDECEK. 

    Namık GEDİK