Kategori: Köşe Yazıları

  • Köşe Yazısı/ Terör

    Köşe Yazısı/ Terör

    Dünyaya hakim olup her yerde hüküm sürmek, kontrole aldığı ülkelerde iktidarlar tayin ederek, o ülkelerin yeraltı ve yer üstü zenginliklerini kendilerine  aktararak sömürdükleri ülkeleri yokluğa ve yoksulluğa iterek daima kendilerine mahkum olmalarını tesis ediyorlar.

    Onların kuklası olan yönetimler bir eli yağda, bir eli balda ama halkı aç ve sefil hayat sürmektedir. Başarılı olamadıkları ülkelerde yandaşları vasıtası ile isyanlar ve protestolar tertiplemektedirler.

    Terör tarihin derinliklerinde suikastler, zehirlemeler ve baskınlar. Hasan sabbah’ın fedaileri haşhaşiler, tapınak şövalyeleri, derebeylerinin fedaileri ilk çıkanlar. Eski çağlarda ilkelde olsa yapıldı, yakalanan fedailer yanlarında taşıdıkları zehirlerle intihar ettiler. Kiliselerin organizatörlüğünde masum insanlar katledildiler. Yönetimlerin saraylarına  kadar  girerek katliam yaptılar. Siyasi ve kültürel yönden dejenere bir toplum yaratarak birliği ve beraberli sarsarak kendilerine bağımlı koloniler oluşturarak uzaktan idaresi altında hegomanyalarını oluştururlar.

     Terörün aslında birkaç ayağı var, her ne kadar çeşitlendirselerde bizim nazarımızda ;

    UlUSLAR ARASI TERÖR,

    KÜLTÜREL TERÖR,

    EKONOMİK TERÖR,

    SİYASİ TERÖR,

    ETNİK TERÖR,

      ULUSLAR ARASI TERÖR; ülkelere hükmedemeyeceğini anlayan emperyalist, kapitalist güçler ilk önce o ülkenin gıda sektörünü, sanayisini ele geçirerek  evvela halkın beğenisini kazanıyor sonra fahiş fiyatlarla insanları iktidarlara karşı isyana teşvik ediyor. Yöneticilerin yanlışları ile içe bağımlılıktan dışa bağımlılık zuhur ediyor işte tarımda kullanılan yanlış politika bunun bir örneğidir. Ekim için kullanılan organik tohumlar yerine DNA sı ile oynanmış çabuk yetişen ama vitamini düşük, kansorejen ürünler üretiliyor insana değil madden kazanımların elde edilmesi temin ediliyor. Organik bir domatesin üretimi bir veya iki ay sürer ama GDO,lu bir tohumdan 15 günde ürün alırsın. Bir sohbet esnasında çitçi ve aynı zamanda satıcı şöyle diyor;

    Ben organik domatesi ekiyorum iki ay gibi hasadını yapıyorum, GDO,lu ekici 15 günde yetiştiriyor tüketiciye ulaşıyor salça ve benzeri konserveler yapanlar ilk çıkan ürünü aldıklarından dolayı benim ürünüm elimde kalıyor maalesef bende onlara yetişmek için GDO lu ekiyorum. Bu sadece bir örnek, ette, sütte, yağda, şekerde çoğalta biliriz. Bir dönem devlet 49 yıllığına düşük faizle tarımda, hayvancılıkta kredi açtı ama gerçek sahipleri değil yamyamlar aldı. Bu yaşananlar sanayide ve teknoloji gelişiminde de kendini gösterir yerli üretim değil, ithali destekler. Bu sıkıntılar yıllarca ülkemizde yaşandı. Bunu bir örnekle izah edeyim uçak imalatı, ülkemizde başarılı bir şekilde yerli imkanlarla üretilmiş ancak yanlış politikalarla  o dönemin Yöneticileri tarafından bilhassa İngilizlerin provakasyonu neticesinde maalesef yasaklanmıştır. Yine otomobil imal edilmiş ancak yine dış güçlerin sayesinde, maşaları vasıtası ile ayak oyunu ile müzeye kaldırılmıştır.

     KÜLTÜREL TERÖR;

    Bu aslında bir milletin, ulus devletlerim yıkımı ve dejenere olmasını sağlıyor. Birliği ve dirliği bozulan geçmişi ile bağı koparılan milletler yönlerini şaşırarak başka iklimlerde benlik arıyor ve kolay lokma oluyor. Sinemalar, tiyatrolar, paneller, seminerler, baskı ve görsel yayıncılık dış mihraklardan beslenmek suretiyle insanlara ulaşıyor ve  nemelazımcı bir nesil yaratılmak isteniyor. Sapık fikirlerin zuhur etmesi kültürel eksikliklerin giderilmemesinden kaynaklanıyor.

    Bir milletin geçmişi ilim adamları tarafından doğru tahlil edilir, bu görsel ve resmi olarak servis edilirse gelecekteki sorunlar daha iyi çözülür. Töre, gelenek, ahlak, dil, tarih ve inanç milleti ayakta tutar. Tarihin derinliklerinde var olan  kültürel miraslar yozlaşmadan,yok edilmeden çağa uygun revize edilip millete kazandırılırsa devamı gelir. Yıllarca millete ait olan ananeler, tarih, tarihi şahsiyetler, edebi insanlar, ilim adamları, destanlar, romanlar, şairler ve şiirleri kolay yoldan insanımıza ulaşmalı. Ekranlar görseldir, seyredenlerin mutlaka aklının bir köşesinde yer bulur.Biz millet olarak gençliğimize benliğini veremediğimiz müddetçe beyin göçü veririz. Yabancılaşmış ve tekellerinde kültürümüzü kendi istek ve temennileri doğrultusunda işleyenleri betaraf etmemiz, onlardan doğacak boşluğu zenginliklerimizle doldurmamız şart. Yaşayış tarzımıza aykırı olan bize enjekte edilmek istenen her ne varsa yayından kaldırarak yerine yerli ve milli olanı servis etmeli. İlk önce kendi benliğimiz tesis edilmeli sonra yabancı kültürler arz edilmeli. Milletimizin yaşayış tarzına aykırı  olan kültürel faaliyetler men edilmeli.

    Devam Edecek…..

    YARDIM ALMAYA ALIŞANLAR

    EMİR ALMAYADA ALIŞIRLAR.                                                                            

    Namık GEDİK

  • 16 Yaşında

    16 Yaşında

    Gün geçmiyor ki yüreğimizi dağlayan bir acı yaşanmasın ülkemizde!

    Üzülmekten yorulduk artık.

    Hep gözyaşı… Hep gözyaşı…

    Doğrudur; doğmak kadar da ölmek doğanın gerçeğidir.

    Ölümden kaçış yok!

    Albert Camus, “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın.”demiş.

    Kan davaları, namus cinayetleri, iş kazaları, trafik kazaları…

    Bir de doğal afetler…

    Ülkemizdeki ölüm çeşitleri…

    16 yaşındaki Sıla Şentürk’ün nişanlısı tarafından bıçakla boğazının kesilerek öldürülmesi inanılır gibi değil.

    Ne denilebilir…

    Sözün bittiği yerdir.

    Ülkemiz adına bir utançtır.

    Çocuk yaşta bir kız çocuğunun ailesi tarafından evliliğe sürüklenmesi.

    Nişanlısı tarafından boğazının kesilip öldürülmesi…

    Bunun bir açıklaması yok…

    Sıla bir çocuk…

    “Bir kişi on sekizine kadar çocuktur.”

    Yaşadığımız çağda olgunlaşma yaşı yirmi beş otuzdur.

    Kolay büyümüyor çocuklar…

    Hala anlamak istemiyoruz…

    Çocukları kız erkek diye ayırıyoruz.

    Kız çocuklarını koruyamıyoruz.

    Onları ateşin içine atıyoruz.

    Yeter!

    Çocukların ölüm çığlıkları ülkeyi değil dünyayı sardı.

    Değil ülke dünya ayağa kalktı.

    Üzülmek, gözyaşı dökmek, üç beş gün sonra da unutmak…

    Başka kadın ya da kız çocuğu cinayetlerine uyanmak…

    Durdurma zamanıdır…

    Yeter artık!

  • Halin  Ahvali

    Halin  Ahvali

     İnsanlar kendi cüsselerine bakmadan etrafındakilere ağız  dolusu  sözlerle  saldırmaktalar,  edep, ahlak,  liyakat  ve üslup yok  olmuş. Kişi evvela  kendini sorgulamalı bencillikten  ve kibirden  sıyrılıp insanı  kamil  olmayı  bilmelidir.

    Yaptığımız her iş, vazife  insanlığın  yararına  ALLAH  rızasını  gözetmek  ve o  yolda  mücadele  etmektir.  Kişisel  ve  günlük  menfaatler varolan  ilişkileri  bozduğu  gibi  bulundukları  ortamında  havasını  değiştirerek  pis  kokular  yaymaya  başlar. Makam  hırsı  bazen  insanın  gözüne  perde  indirir  hiç  dost  olmadıklarınızla  birden  cem  olursunuz.  Bir birinden hoşlanmayanlar normalde  karşılaşsalar  bir  kaşık  suda   boğazlarlar, işe  menfaat  karışınca  ittifak  ederler.

    Yola çıktıklarını terk edip yolda bulduklarıyla yürümek  gelecekte  içinden  çıkılmaz  durumlar  meydana getirecektir,  buna  şüphe  yoktur. İstenilen  hedefe  ulaşıldığında  öküz  ölür ortaklık  biter. Geçmişte bunlar yaşandı ve menfaatlerin bitimi ile ortaklıklar  biter. Hedefe ulaşmak için konu mankeni  kullanırlar. Aldığı güçle kendini bey  sanar.

    Hani ‘’APTAL  ATA  BİNİNCE  KENDİNİ  BEY  SANARMIŞ’’ Adam  görev  yerinde  değilde daha  geniş  kulvarlarda  at  koşturmada, ağ  babalarından  aldığı  sülfe  ile  ayrık  otu  gibi  her  yanı  kaplayarak  adeta  ben, ben, ben diyerek  algı  yaratmakta. Asli  görevini  unutup  hülyalar  ülkesinde  düşler  kurarak plotanik  aşk  yaşamaktadır, taki  birisi  uykudan  uyandırıncaya  kadar.  Öyle dalmış ki ne olandan, nede bitenden haberi var. Birinin bunu uyandırması, vazifesine dönmesini temin etmesi gerekir.

     Ülkemizin üzerinde  elbette birileri derin  hesaplar  yapıyor  kimileri  bu  hesaplara  dahil  edilerek  adeta  haşhaşilerin  kendilerinden  geçtiği  gibi hayaller  kuruyor  kendilerini  irem  bahçelerinde  görüyorlar. Baskı  ve  algı  yaratılarak  toplum  üzerinde  devlete  ve  iktidara  karşı  isyan ateşi  yakılarak  sokaklara  çıkması  isteniyor. TÜRK toplumu  15  Temmuz’da  müsaade  etmediği  gibi  şimdide  bu girişimlere  asla  müsaade  etmeyecektir.İsyanı  zamlarla körükleyen,  iplerinin  ucu  dışarıda  olan  sözde  tüccarlar  ve  siyasiler  iktidar  gitsin  ülke  batarsa  batsın  düşüncesiyle  her  yolu  mübah  saymaktalar. Dış  güçler  kendilerine  yakın,  tarafında  olan  kuklaları  her  zaman  sever, bunlar  bölgesinde  güçlü  olan  kendi  çıkarlarına  aykırı  hareket  eden  başka  bir  güç  istemezler, emperyalizm devamlı  sömürü  ve  kendine  tabi  uydu  ülkeler  ve  iktidarlar  isterler.  Bu yüzdendir ülkelerde ihtilaller  yaptırarak  kendi  hakimiyetlerini  tesis etmektedirler.

    Ülkemizin içinde bulunduğu  vaziyeti tahlil  etmeli nedenleri, niçinleri  irdelemeliyiz.  Kimler dış  güçlerin  maşası  onların  istek  ve  dilekleri  yönünde  vazife  ifa  ediyor  bakmalı. Geçmişte  AB ve  ABD düşünce  kuruluşlarına  üye olup maddi  destek  alıp  ülke  yararına  imiş  gibi  gözüküp  aleyhine  hizmet  eden iş adamları, siyasiler oldu.  Bunlar yazıldı çizildi. Mesele  şimdi  kimler, kimlere  hizmet  etmekte  karşılığında  hangi  menfaatleri  temin  edilmekte. Bu hizmetleri  ilim adamları, meslek kuruluşları, STK’lar  yoluyla toplantılar, paneller, seminerler vererek önce  tabi olanlar,  sonra topluma  enjekte  edilmektedir.

    Bir ülkenin yıkılması ve dağılması için  ilk  önce ‘’ DİLİNİ TAHRİP EDİNİZ’’ diyor  düşünürler. Sonra ekonomik yönden yıkım ve iflas artı kaç  kapıtalistlerin iştahını  kabartır ve parçalanır. Bunların örnekleri çok mesele ders çıkartmak.

      Kim, kimlerle gizli, kıyıda, köşede hesaplar yapıyor. Kimlerin değirmenine su taşıyor, bunların hepsinin ifşa olması zarurettir. Bu ülkede yaşayıp, ekmeğini yiyip, suyunu içip sonrada yediği  kaba  edercesine  hainlik  yapanların millet  tarafından bilinmesi  doğrusudur. Bu ülke kolay kurulmuş bir toprak  parçası değildir her  karışında  şüheda  vardır. Bir takım  hususlarda canımız  yanıyor  lakin devlete isyan sorunu çözmez sadece  yıkım olur buda  emperyalistlerin iştahını  kabartır. Unutma akrebin huyudur affetmez sokar. Görüntüye, tatlı söze aldanma dünü düşün hatırla, sonra karar ver.

     KEŞKE BAZI İNSANLARIN GERÇEK YÜZÜNÜ EMEK VERMEDEN ÖNCE

    GÖREBİLSEYDİK, O ZAMAN CANIMIZ BU KADAR YANMAZDI.

    Not:  Sivil örümceğin ağında

    Yazar: Mustafa Yıldırım ( abd ve ab düşünce kuruluşlarının faaliyetlerini belgeleri ile okuyabilirsiniz)

    ALLAH,A EMANET OLUN                                                                                                                             

                                                                                                      Namık GEDİK

  • Z Kuşağı

    Z Kuşağı

    Soner Yalçın köşesinde “Geçiniz lütfen sınıfsal değil grupçu bakmayı dayatan kapitalist zırvalıklar bunlar!” demiş, Z kuşağı tanımlaması için.

    Doğrusunu söylemek gerekirse Soner Yalçın’a çok da katılmıyorum.

    Kuşaklar bir sınıf değil çağın yaş gruplarıdır.

    Çağın yaş grubundan oluşan bir kuşak her zaman vardı; var olmaya da devam edecektir.

    O nedenle 2000 yılından sonra doğanlar bir kuşaktır, bu kuşağa da Z kuşağı denilmektedir.

    Dönemine adını yazdırmış kuşaklar vardır.

    Onlardan biri de 68 kuşağıdır.

    Kuşaklar, bulunduğu çağın, siyasi, toplumsal özelliklerini gösterir.

    Dünya ve ülke gerçeklerinden feyz alır.

    Eğitim politikaları, ekonomik koşullar, savaşlar…

    Kuşağın şekillenmesinde önemli rol oynarlar.

    Neo Klasik Yönetim kuramının savunucularından McGregor insanları; X,Y,Z kavramları ile ifade etmiştir.

    Temel mantık, işyerinde üretimi arttırmadır.

    Daha fazla insan sömürüsüdür.

    Biz bir kuşaktan bahsediyoruz.

    2000’den sonra doğanlardan…

    Z kuşağından…

    Gördüğüm odur ki; Z kuşağı iletişim araçlarına çok iyi adapte olmuş, sanal dünyada yaşayan bir kuşaktır.

    Politik bir bilinçleri yoktur.

    Soyut bir alemde yaşamaktadırlar.

    “Ekmek elden su gölden” misali…

    Dünya gerçeklerinden haberleri yoktur.

    İşin özü; Z kuşağı, üretmeyen ama tüketen, sanal alemde yaşayan bir kuşaktır.

    Bencildir.

    Duyarsızdır.

    Liberaldir.

    Ne ekersen onu biçersin…

    Tartışma programlarında bahsedildiği gibi; seçimlerin kaderini değiştirecek bir güç falan da değildir.

    Z kuşağına bir anlam yükleyen ya da bir anlam arayan yanılır.

    Öyle Z kuşağı demekle falan bir şey olmaz.

    Sadece Z kuşağı olur.

  • Kızıl Tilkinin  Rüyası

    Kızıl Tilkinin  Rüyası

    Tilki çok kurnaz bir hayvan,  her  anına  dikkat  etmek  elzemdir.  Birde çok kötü bir huyu var girdiği kümeste tüm  tavukları  telef  eder  sonra  bir  tanesini  alır  gider. Ya aç gözlülükten, yada doyumsuzluktan kendisinden  sonrakilere  bir şey  bırakmaz.

    Hakim olmak,  nerede ne varsa  sahiplenmek, başkalarına  yaşam  hakkı tanımamak,   egoist davranarak adeta  birlikte  yaşadıklarına  hayat  hakkı tanımayıp tümünün  tarımar  olması  için  her  türlü  hileye  müracaat eder, yıkmasada  zarar vermekten geri  durmaz,  dostluğuna  asla  güvenilmeyen, bencilliğinden tek  başına  yaşamaya  mahkum  olmuş  canlıdır.

    Kol  kanat  gerenlere  ihanet  eden, kumpaslar kuran  sırtını  dönen, bölünmesi  ve  parçalanması  için kapı,  kapı  gezen  kendine  teveccüh  olmayacağını  anlayınca  çakalla  iş  birliği dahi  yapan, onun  himayesine  giren  kurt  görünümlü, barışçıl  nutuklar  atan haindir. Çok  yerler  gezerek kendine  yandaş aramış  buldukları  ile  yola  revan  olmuş  lakin, onları da  yarı  yolda bırakmış,  hüsran  olacağını  anlayınca  kendisi  gibi  asi  olanlarla  birlik  olup  etrafına  zarar  vermiştir. Tek  gayesi  yok  etmek olan  bu  zavallı,  bencilliği  yüzünden  itibar  görmeyip  yalnızlığa  mahkum  edilmiştir.   Yakmak, yıkmak, dağıtmak, derli toplu  olanı bozmakta  bire  birdir. Alın teri  ile bin  bir  emekle yoğrulup,  binbir  cefa  ve eziyete rağmen hayat  bulan eserlere  zarar  vermek  dostluk  değil  düpe  düz  düşmanlıktır.

    Tilki  nihayetinde  bir  hayvandır  ama  özellikleri itibarı  ile  bazen  insanlar  ona  benzeye  bilmektedir. Ülkemiz  daha  güzel,  rahat,  müreffeh,  ileri seviyede  olabilirdi,  ancak  tilkilerin  olması  münasebetiyle  bu kadar  ilerleme  yapabildi. Bir kurum  düşünün  köklü geleneği  ve  töresi  olan  ama  ne  hikmetse  her  devirde  çelme  takılarak  tökezletilen, yürümesi  ve  gelişmesi  önlenerek  hakim  olması  daima engellenmiştir. Her türlü  zorluğa  rağmen  dimdik  ayakta  durması  mensubiyet  duyanların  sahiplenmesinden  ileri  gelmektedir. ‘’YIKMAK  KOLAYDIR,  YAPMAK  ZORDUR’’.  Ne  demişler,  nerelere gitmişler, kimlerle görüşmüşler, ne  talimatları  almışlar çok  yönlü  tahlil  yaparak  asıl  zihniyetlerini,  yani  tilkice  düşüncelerini  aşikar  etmek  şarttır.  Besleneceksin,  büyüyeceksin,  etinden, sütünden, yağından yararlanacaksın  sonrada  döneceksin  tu  kaka  diyeceksin.  Bunun  ne insanlıkta  nede imanda  yeri  vardır,  bu düpedüz  yediğin  kaba  etmektir.  Ne demiş  Mevlana hazretleri ‘’YA GÖRÜNDÜĞÜN  GİBİ  OL,  YADA  OLDUĞUN  GİBİ  GÖRÜN’’ . Samimiyet  yok  olup  yerini  dalkavukluk  almış,  ne  taraftan  rüzgar  alırsa  oyana  dönen  fırıldağa  dönmüşler.

    Kimse,  kimsenin  aklı  ile  alay  etmesin  zira  karanlıkta  kaybolan çirkinlikler, pislikler  güneşin  doğuşu  ile aşikar  olur,  mızrak  çuvala  sığmaz. Unutulmamalı bu  dava  çileli, zor,  çetindir, dualıdır ve  beddualıdır.  Düşmanca, haince  yaklaşan iflah  olmaz, iki  yakası  bir  araya  gelmez.

    ‘’HİMMET  ALAN, HİMMET  DAĞITAMAZ’’

    ALLAH,A  EMANET  OLUN

                                                                                           Namık Gedik

  • Köşe Yazısı/ Sorumluluk

    Köşe Yazısı/ Sorumluluk

    Bugün ki  durumdan hayıflanmak,  eleştirmek  ama  elini  taşın  altına koymaya  gelince sorumluluktan  kaçmak,  bu  ne inancımıza,  nede  TÜRK töresine uymuyor.  Dün  gençliğin  idolü  olanlar, yön  verenler şimdi  miskin,  atıl  vaziyette bir  köşede  beklemekteler, derin  bilgilerinden,  engin  tecrübelerinden  bu milletin  istifade  etmesi  gerekmez mi?

    Bizler  kibir  yaparsak, gururlanırsak  etrafımızda  kimse  olmadığı  gibi  toplum  içerisindeki  itibarımızı  yerle  yeksan  ederiz.  Ben  değil,  biz, alçak  gönüllü, müşvik  olursak  sanırım  iletişim  daha  güzel  olacak  ve değerler  yerine  oturacaktır,  işte  o zaman  kartal  yuvasına  tüneyen  baykuşlar  kaçacak  yer  arayacak.  Gün  dövünmek  hayıflanmak  vakti  değildir,  inanıyorsak,  üzülüyorsak  bir  izbe  köşede  yakınmak  yerine  sorumluluk  bilinciyle  yeniden  gençliğe  öncü  olmak  bilgi  dağarcığınızdan  toplumun  istifa  etmesini  temin etmek  gerekir.

    Eleştirilecekse  küserek, Uzak  durarak  değil aynı  fikirleri  paylaşanların  içerisinde  birlikte  yanlışa,  yanlış doğruya,  doğru  diyerek, açık ve  net  tepki  göstererek hem  davaya  sahip  çıkılmalı, hem de  kişisel  menfaatlerini  ön plana  çıkartanların  terk  etmesi sağlanır. 

    GÖZDEN IRAK  OLAN,  GÖNÜLDEN DE  IRAK  OLUR, sesiz  kalmak, umursamamak mümin  kişiye yakışmadığı  gibi aykırı  her  durumu  kabullenmek  anlamına  gelir.  Atalarımız  ne  buyurmuş “TAŞ  YERİNDE  AĞIRDIR” senin  değerini  ancak senden  olanlar  bilir.  Nice  dost  görünümlü  kuklalar  gördük daima  kullandılar ve  iş  bitince  kenara  attılar. Tarihin tozlu sayfalarına bakıldığı  zaman  ihanet ve hainlik  devamlı  vardır, ancak  boşluk  bulur, zayıf  noktayı  yakalarsa  o zaman  planlarını  uygulamaya  sokarlar. Dış  güçler ayen beyan  bellidir  ancak  içerideki  gizlidir,  bunu  aşikar etmek  bilgiye, beceriye ve  tecrübeye  bağlıdır. Benden  görünüp,  beni  taklit  eden  çok  oldu  zamanla barınamayacağını  anlayınca kulvar  değiştirdi ama  giderken  çelme  takmayı  ihmal  etmedi.  Elbette  bizde  unutmayacağız.

    DÜŞTÜĞÜM  YERDEN  KALKARIM, AMA DÜŞÜRENİ  ASLA  UNUTMAM.

     Mesele menfaat,  koltuk hırsı, nam salmak  değil, sahip  çıkmak  ALLAH rızasını  gözetmek, nemelazımcı  olmayıp, mazlumlara  umut  olmaktır.

     Bu yüzdendir  intizarımız,  hezeyanımız.  Meydan  tilkiye  kalırsa  ne kümes  kalır, nede tavuk. Ne  buyurmuş  HZ. Ali  efendimiz ; GÜNLÜĞÜNE  BİR  KAVME  HÜKMETSEN, ELBETTE  ONDAN  SORUMLUSUN. Öyle  ise buyrun.

    ALLAH,A EMANET OLUN.

  • KÖŞE YAZISI/ Atatürk

    KÖŞE YAZISI/ Atatürk

    Atatürk, dünyanın kuruluşundan bu yana gelmiş geçmiş en büyük liderdir. Onun gibi bir lider bu dünyaya gelmemiştir.

    Tüm dünya liderleri de Atatürk’ün büyük bir lider olduğunu sözlerinde ifade etmişlerdir.

    Afgan Kralı Amanullah Han; “O büyük insan yalnız Türkiye için değil, bütün doğu milletleri için de en büyük önderdi.”

    Vladimir İliç Lenin; “İyi bir teşkilatçı, yüksek anlayışlı, ilerici, iyi düşünceli ve akıllı bir önderdir.”

    Fidel Castro Atatürk’ü kastederek, “O’nun yaptıklarını ben başaramazdım. Asıl devrimci Atatürk’tür.”demiştir.

    UNESCO’nun Atatürk tanımı:

    Atatürk, uluslararası anlayış, iş birliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir devrimci, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayrımı gözetmeyen, eşi olmayan devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur.

    Evet…

    Atatürk’ü Atatürk yapan nedir?

    Asker, siyasetçi, devlet adamı, edebiyatçı, bilim insanı…

    Atatürk’ü anlamak için Selanik’i anlamak gerekir.

    Can Dündar’ın “Mustafa” belgeseli izlenmelidir.

    Bilime inanmış, pozitif bilimi rehber edinmiş bir şahsiyet…

    Hep okumuş…

    3997 kitap…

    O çağlarda ve zor koşullarda…

    Her savaşta eşsiz zekasını kullanmış.

    Gerçekçi olmuş, imkansızı gerçekleştirmiş.

    Ülke düşmanlarca işgal edildiğinde de aynı kararlılık ve cesaretle hiçbir çıkar ve menfaat gözetmeden, bu ülke için canını ortaya koymuş, Anadolu da özgürlük ateşini yakmıştır.

    Yok olan bir ülkeyi yeniden var etmiştir.

    Yoktan var etmek…

    Demokratik, laik, uygar bir ülke kurmak…

    Ona has bir iş olsa gerek…

    Türk ve dünya tarihinde başka bir Atatürk yok.

    Atatürk’ü anlamak, bilimi, uygarlığı, sanatı anlamaktır.

    Bilimi, uygarlığı, sanatı anlamak Atatürk’ü anlamaktır.

    Onu anlamak, onu sahiplenmek…

    Açtığı yolda yürümek…

    Tüm ulusun boynunun borcudur.

  • KÖŞE YAZISI/ GELECEK İÇİN

    KÖŞE YAZISI/ GELECEK İÇİN

    Geçmişi bilmez, irdelemez, olayları iyi tahlil ve muhakeme etmez isek yarına güvenle  bakma  imkanımız  olmaz.  Bizden  sonra  gelecek  nesillere  kendilerinden emin, yaşayacakları  güzel  bir  vatan  asla  bırakamayız.

     Dünden ders çıkartarak yarının hazırlığını yapmak, gelebilecek her türlü kötülüğün önceden sezerek tedbirini almak yaşadığımız bu topraklarda elzemdir. Yarının hazırlığını yaparsak doğabilecek olumsuzlukların,  kötü niyetlerin mecrasından çıkmadan olduğu yerde hayat bulmadan yok ederiz. Dünü bilmez isek yarın tehlikededir, ders çıkartmamışız demektir. Ülkemizin içinde bulunduğu durumu gerek iç ve gerekse dış siyaset olarak ele alırsak meseleleri daha iyi kavrar çözümü rahat bulabiliriz. Elbette her iyi ve kötü olayın bir sebebi vardır mesele analizi iyi yapıp müspet düşünmeyi sağlamaktır.

     Geçmişte bu topraklar çok zulüm gördü haklı,  haksız alelacele kararlarla gelecek zor  duruma sokuldu. Ülkemizin gelişimi bu engellemelerle hep geri vites yaptı.  Elbette çözüm yeri siyaset fakat milletin hayrına yapılacak tüm yatırımlar bir kaç hamleden sonra vücut buldu. Peki bu yapılan yatırımlar neye,  kime hizmet amacı taşıyordu?  Kişilere ve firmalara,  yada dış güçlere  değildir.

      Bir zihin jimnastiği yapalım, ne, nedir, ne değildi?

    1980 öncesi  bu  ülkede  meclis  başkanı  seçilemedi, cumhur  başkanlığı  adaylığına  ünlü  sanatçılar  aday  gösterildi, ülke  başka omtansız  ve  ona  vekalet  eden  meclis  başkanı  seçilemedi,  meclis  toplanıyor  fakat  toplantı  yeter sayısı  olmadığı  için  seçim  yapılamıyordu,  hükümetler  kuruluyor  ancak meclisin toplanma  yeter sayısı  olmadığı  için  güven oylaması  yapılamıyordu.

     1980 sonrası  çoğunluğun  bir  siyasi  partide  olması  nedeniyle  bu  sıkıntılar  yaşanmadı  ancak  90  yıllarda yine  aynı  hadiseler  zuhur  etti yine  meclis  başkanı  seçilemedi yani  meclis  toplanma  yeter  sayısı  yoktu  dolayısı  ile seçim  yapılamıyordu  ancak  bir  siyasi  partinin  elini  taşın  altına  koyması  ile  çözüldü.  Bu  durum  yasa  ve  kanun  düzenlemelerinde de   zuhur  etti,  velhasıl meclis  çalışamaz  ülke  idare  edilemez  vaziyete  düştü .

      Bu olayların bitmesi ancak Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile çözüldü. Ülkenin geleceği,  gelişmesi hükümetlerin hızlı ve kararlı adımları ile mümkündür oyalanılırsa,  yasalar çıkmazsa ne güvenlikten nede gelişimden söz edebiliriz.  Yakın tarihimizden, örneklerle anımsata biliriz.

    Fırat kalkanı, zeytin  dalı,  barış  pınarı,  İdlip  ve  mavi  vatan  anlaşmaları, ayrıca  terör  örgütlerine  yapılacak baskınlar  ivedilikte  hayata  geçirilmiştir  öncesi  gibi  olsaydı  meclis   saf  çoğunluğu  aranacak  belki  günlerce  sürüncemede  kalacak  giden  gidecek,  kaçan  kaçacaktı.

    Bu bahsi geçen konular yaşananların bir kısmı iyi analiz edersek nelerin olduğunu anlarız. Bu ülke parayla,  pulla alınmış yada bağış yapılmış değil şehitlerin kanı ile sulanmış kutsal topraklardır.

    Bizden sonraki nesillere gelişmiş, bölgesinde söz  sahibi,  güvenli  gelecek  kaygısı  olmayan bir  ülke  bırakmalıyız.  Pişmeli,  yanmalı,  ocak tütmeli. Bugünü değil daima  yarını hesap  etmeliyiz  inancımızda bunu  emretmektedir.

    GELDİĞİN YERİ UNUTURSAN,

    GİDECEĞİN YERİ BULAMAZSIN

                                                                                                                 NAMIK GEDİK

  • KÖŞE YAZISI/BAŞLARKEN

    KÖŞE YAZISI/BAŞLARKEN

    Sevgili okurlar!

    Amacımız  siz değerli  halkımızı  aydınlatmak  elimizdeki  verilerle, zihinlerde   oluşan   sorulara  cevap  bulmak ,  subjektif  olan  meseleleri   objektif   hale  getirerek  anlam ve  mana vermektir.

    Halk nazarında  bir  çok  sorun  doğru  veya  yanlış  aksetmekte. Basın ve  yayın organlarının  tarafsız  halkın  yanında, yararına  yanlış  olanı  izah  etmek  görmeyenlere, duymayanlara, aşağıdan yukarıya  kılavuz  olmaktır.

    Ülkemizin bulunduğu iç  ve  dış  meselelerde  belge  ve  delillerle  sizleri  aydınlatmak, bilgi  dağarcığınızı  genişleterek  muhakeme gücünüzü ve karar  verme yeteneğine  destek  olmaktır.

    Birilerini övücü, yağcı, süslü yazılar olmayacak, ahlaklı, dürüst,  doğru, belgeli  yazılar yazacağız.  Sizlerin düşüncelerine ve isteklerine tercüman olacak doğru kararlar vermenize yardımcı olacaktır.

    ALLAHA EMANET OLUN.

  • KÖŞE YAZISI/ GÜZEL İNSANLAR

    KÖŞE YAZISI/ GÜZEL İNSANLAR

    “O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.”

    Yaşar Kemal, çok doğru bir tespit yapmış.

    Dünya hızla kirleniyor…

    Temiz kalmak bile büyük bir erdem…

    Dünyadan göçüp giden o güzel insanları düşünüyorum.

    Yaşadıkları döneme ciddi izler bırakmışlar.

    Büyük işler başarmışlar…

    “Ne güzel insanlarmış!”

    “Güzel insan olmak!” bizlere has bir şey değil!

    Özel yaratılmış onlar…

    Hep bu kafadayız!

    Ne farkımız var o güzel insanlardan….

    Evet!

    Ne farkımız var?

    Bu dünyaya gelmiş her bir kişinin görevidir, yaşadığı toplumda iz bırakmak…

    Bir iş başarmak…

    Taşıdığı bedene borcudur.

    Zor değil güzel insan olmak.

    Güzel insan olmak için; sanatçı, edebiyatçı, müzisyen, bilim adamı olmak gerekmez.

    Duyarlı bir vatandaş olmak…

    Empati kurmak…

    Doğayı sevmek…

    Evrensel değerlere inanmak, bu değerleri içselleştirmek, kendi yaşamında göstermek…

    Budur…

    Bu kadardır…

    İlk…

    Sevmekle başlar her şey…

    Dünyadaki her şeyi ve herkesi sevin…

    Güzel insan olun…

    Hem de en iyisinden…

    Toplum güzel insanlarla dolup taşsın…

    Barış, güven, huzurdolsun…

    Güzel bir toplum var olsun…

    Yoksa, “O iyi insanlar o güzel atlarına binip çekip gittiler!” der dururuz.

    Bu dünyada tek avuntumuz, “O güzel ve iyi insanlar!” olur.