‘’ Dünya, aklı olup, dini olmayan adamlarla ve dini olup, Aklı olmayan insanlar olarak ayrılmıştır’’ ( İbni Sina)
İnsan yaradılışı ile birlikte nasıl yaşayacağı, hangi kurallara uyacağı, kendini nelerden sakınacağı belirtilmiştir. Bu kaideleri ve kuralları insanların düzgün liyakatli, erdemli yaşaması için vekiller göndermiş. Belirtilen kaideler doğrultusunda yaşayanlar yaradana olan kulluk vazifesinide yapmış demektir. Çevremiz de zaman dilimi içerisinde gözlemlediğimiz bir çok hayat tarzında değişik davranış ve tavırlar izlemekteyiz.
İnanç üzeri yaşayanların hal ve davranışları hayat felsefesi daha çok dikkat çekmekte, yaptıkları her hareket muhalif olanlar tarafından malzeme olarak topluma sevk edilmekte. Bu tip yerlerde yaşam kalitesi üst seviyelerde tutulmalı, ehli sünnet itikadına harfiyen uyulmalı. Bir inanan yaptığı hatadan dolayı tüm camianın suçlanacağını iyi bilmelidir, unutmayın rahmani düşünenlerin düşmanı, batını düşünenlerinkinden çoktur.
Giyimine, kuşamına, hareket ve tavırlarına çok dikkat etmek zorundasın temsil ettiğin hak ve hakikattir, onun terazisi de o denli hassastır. Divanda, dergahta, berzahta adabı maşeret kurallarına itina ile uymamız ve örnek teşkil etmemiz üzerimize vazifedir. Cemiyet içerisinden oturmadan yemek adabına kadar seviyeli ve dengeli olmalıyız, zira kusur arayanların gözleri bizlerin üzerinde olacaktır, örnek teşkil etmek suretiyle insanları imrendirip doğru yola sev edebiliriz, aksi tavır ve hareketler kazandırmaz kaybettirir. Özel günlerde ve davetlerde en çok dikkat edeceğimiz husus sofra adabı olmalıdır.
Yenmek yendikten sonra el ve ağızın yıkanması, sofranın altının mutlaka temizlenmesi bereketi artırdığı gibi nimetin çiğnenmesine engel olunur. Kaide ve kuralları bilenler gittikleri yerlerde mutlaka bu kuralları takip ederler ve o meyanda değerlendirme yaparlar. İnsanlar aralarında boş vakitlerini dedikodu ile harcamaktadır oysa ilmi bilgilere vakıf olsalar sohbet esnasında bildiklerini anlatsalar bir çok kimse istifade edecektir, zira okumanın yaşı yoktur her gün başka bir bilgi öğrenilir, işte o vakit çağın gerekliliklerini karşılar, kendimizi yenileriz, bunun tam tersinin olduğunu var sayalım anlatımımız gıt bilgimiz eksik olduğu için yerden yere vuruluruz.
Yaşadığımız zaman sürecinde hareketlerimiz, tavırlarımız, giyimimiz, tertip ve düzenimiz gök yüzünde milyarlarca yıldız arasından parlayan çoban yıldızı gibi olmalı. Atalarımız göçebe hayatı yaşamış ancak her durumda düzenli, ahenkli vakur olmuşlardır. Bu günkü teknolojik imkanlarla şayet kendimize çeki düzen veremiyorsak demek ki henüz pişmemişiz demektir.
Toplum içerisinde çok değişik fikirlerde insanlar mevcut kimisi ben sadece ALLAH’a inanıyorum, bir diğeri ehli sünneti kabul etmiyor, başkası mantığın olmadığını, ayetlerin gayet anlaşılır olduğunu izah ediyor, bu manzara yine cahiliye dönemini anlatıyor sanki o günleri yaşıyoruz bu kadar gelişmişliğin olduğu bir çağda ilmin ayetleri tasdik ettiği durumda kendilerine sözde alim yaftası vuranlar anladıklarından değil nefislerinin tatmininden başka bir durum zuhur ettirmiyorlar.
Herkes anlasaydı izah edecek imamlara, alimlere ne gerek vardı, öyle ya sizler bildiğiniz üzere tatbik edebilirdiniz. Bi sohbet esnasında vatandaş çok bilgili ve ukala tavır sergiledi aslında bu tip insanları muhatap dahi almamak gerek zira ne demişler ‘’ Deki Hiç Bilenle Bilmeyenler Bir olurmu’’ (Zumer 39/9) Anlamak ve mealde bulunmak her kişinin bileceği bir iş değildir. Genelde din hususunda tartışmam, tartışa bilmem için ayet meali yapabilme fıkıh ilmine ve bilgiye sahip olmam gerek, bu iş o kadar basit değildir. Ne diyor yunus ‘’ Hamdım, Piştim, Yandım’’ Şeyhinin gözleri görmediği halde dergaha hiç bir vakit eğri odun getirmemiş örnek alınacak bir Müslümandır.
Kendilerini alim bilgili sananlar velilerin ve alimlerin hayatlarını araştırıp örnek alsınlar, ne imiş ne olmuş mertebesi nedir. Büyüklenmek, kibirlenmek yaradılış gayesine zıttır, makamlar yükseldikçe kişi mülayim, mütevazi, vakur olmalıdır. Yaşanan olaylardan, kişilerin hayatlarından ilham aldığı gibi, hayat felsefesi olarak benimsemelidir.
Ben kuranı okuyorum meal veriyorum, alim oldum demekle olunmuyor, ayetler öyle okuduğunuz gibi anlaşılacak bir anlam ifade etmiyor her kelimesinin dahi manasının deryalara sığmadığı bir hakikattir. Mantığı yok saymak çıkacak olan sonuçları okuyamayacağı doğru ve isabetli bilgilere ulaşalımayacağı alimler tarafından belirtilmiştir.
Bağdat’tan eğitim gören bir alim kervanla Horasan’a dönerken yolda eşkiya kervanı basar ‘’ kimde ne varsa ortaya koysun?
Herkes parsını, akçesini, malını getiri bir köşede bekleyen alime harami başı senin hiç bir şeyin yok mu, Alim ben tüccar değilim Bağdat’ta eğitim tahsil ettim , o vakit soracağım soruyu cevapla der, alim sorulan soruya devenin üzerindeki kitaptan bakayım der harami başı kitaba baktıktan sonra bende cevaplarım der ve devenin üzerindeki tüm kitapları yaktırır’’ daha sonra alim artık öğrendiklerini kafasına yazarak tatbikini yapar. Her önüne gelen okuyup mana vermeye kalkarsa işte o zaman bir çok konuda yanılırız, alimlere de gerek kalmaz. Fıkıhı, mantığı, tasavvufu, felsefeyi bir kenara iteriz.
Bu işler kıldan ince kılıçtan keskindir. Bugün bizlerin kabirlerini ziyaret ettiğimiz velilerin nasıl, ne şekilde o mertebelere geldiğini kıssaları izah etmektedir, çile haneleri ve sabırları onları gerekli makamlara getirmiştir.
‘’ Aziz Mahmut Hüdai hazretleri şeyhi ile birlikte tüm müritler ormana giderler şeyhleri her kez bana bir şeyler getirsin der, müritler ormana dağılır bir müddet sonra kimisi, çiçekle, kimisi böcekle her kez bir bir şeylerle döner hediyelerini takdim ederler sıra
-Hüdai,ye gelin ce bir kuru dal uzatır buyrun şeyhim der
– Şeyh; Bize bir kuru dalımı layık gördün?
– Şeyhim; neye elimi attıysam hepsi Allah’ı zikreder gördüm, kuşlar, çiçekler, böcekler hepsi o yüzden koparamadım, tutamadım yalnız bu kurudalı gördüm’’ Bu duyuş, görüş onu şeyhinin vekili yapmıştır. Mesele idrak ve mealdir, anlamak ve görmek gönülden hissetmek ve o mertebeye ermek için türlü zorluklara aşikar olmak sabırla yürümektir. Ne kısbet giymekle pehlivan olunur, ne köşke, sarayda oturmakla bey olunur bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır.
Hiç bir zaman kimse, kimseyi aşağılamasın, hor görmesin cevher dışta değil kalptedir gönül gözünü açan yaradandır her kişiye nasip olmaz, ‘’ Hacı Bektaşi Veli; Yunus’a sorar buğday mı ister erenlerin himmetini mi? Buğdayı ister ancak yarı yolda geri döner alın buğdayı himmet isterim der fakat o kapı kapanmıştır Tapduk Emre’nin kapısına yollanır.
Ocakta pişmeyen aştan, meydanda güreşmeyen pehlivandan, cepheden kaçan adamdan kahraman çıkmaz.
‘’ Yazın ne yiyeyim, kışın ne giyeyim derken, değerli ömür böyle heba olup gitti’’ ( Şeyh Sadi)



Anneler Gününüz Kutlu Olsun
Mehter
Edep Yahu!
İyi İnsan Kimdir?
Toprağın Altındaki Altın mı, Üstündeki Hayat mı?
