2026 yılı asgari ücreti açıklandı:
28 bin TL.
Bu rakam bir sayı değildir.
Bu rakam, bir ay boyunca insanın ne kadar sabredeceğinin ölçüsüdür.
Bu ülkede artık asgari ücret,
“yaşamak” için değil,
ölmemek için veriliyor.
Bugün büyükşehirlerde sıradan bir evin kirası 15–20 bin TL.
Asgari ücretli, maaşını aldığı gün ev sahibine teslim eder.
Geriye kalanla hayat kurması beklenir.
Hayat kuramazsa da “şükür” tavsiye edilir.
Bir ailenin aylık mutfak gideri 10–12 bin TL.
Elektrik, su, doğalgaz faturaları 3–4 bin TL.
Ulaşım, eğitim, sağlık?
Bunlar artık ihtiyaç değil, cesaret işidir.
Toplayalım:
Kira: 18.000 TL
Mutfak: 11.000 TL
Faturalar: 3.000 TL
Toplam: 32.000 TL
Verilen maaş: 28.000 TL
Aradaki fark matematik değildir.
Aradaki fark hayattır.
Ve burada ironinin en acı yerindeyiz:
Asgari ücret komisyonunda oturanların bazıları,
bu 28 bin TL’yi tek bir akşam yemeğinde harcayabiliyor.
Bir masada, birkaç saat içinde.
Asgari ücretli ise aynı parayı,
bir ay boyunca,
alın teriyle kazanıp hayatta kalmaya çalışarak tüketiyor.
Bu fark gelir farkı değil.
Bu fark zaman farkıdır.
Birinin parası saatle ölçülür,
ötekinin parası ömürle.
Peki bu ülkede başka maaşlar ne durumda?
2026 tahminleriyle:
Cumhurbaşkanı’nın aylık geliri 260–280 bin TL.
Milletvekili maaşları, ek ödeneklerle 200 bin TL’nin üzerinde,
emekli vekillerde 300 bin TL’ye yaklaşan rakamlar konuşuluyor.
Bir imamın maaşı 50–60 bin TL.
Bir Müslüman ülkede,
aynı kıbleye dönen,
aynı kelime-i şahadeti söyleyen insanların ülkesinde…
Bir işçi 28 bin TL ile yaşarken,
bir memur sınıfı ve bürokrasi katı
devlet eliyle ihya ediliyor.
Devlet memurunu koruyor.
Devlet üst yöneticisini büyütüyor.
Devlet iş dünyasını kolluyor.
Ama halkına gelince:
“Dayanın.”
“Sabredin.”
“Şükredin.”
Bu bir ekonomik tercih değil artık.
Bu bir ahlaki tercihtir.
Çünkü İslam’da ölçü nettir:
Bir toplumda birileri tok yatarken,
birileri açsa
orada adalet konuşamaz.
Bugün Türkiye’de memur maaşlarıyla asgari ücret arasındaki uçurum,
sadece bütçeyle açıklanamaz.
Bu uçurum,
kimin devletin asli unsuru, kimin yük sayıldığını gösterir.
Asgari ücretli pazarda etiketi ters çevirir.
Memur enflasyonu hisseder ama ezilmez.
Bürokrat rakamları okur.
Siyasetçi “denge” der.
Din dili “sabır” der.
Ama kimse şunu sormaz:
Bu sabır hep neden aynı insanların payına düşer?
Asgari ücret açıklandı.
Evet.
Ama aslında açıklanan şuydu:
Bu ülkede devlet,
kendi memurunu yaşatıyor,
kendi elitini yaşatıyor,
ama halkını imtihandabu bırakıyor.
Bu tablo adalete sığmaz.
Bu tablo dine sığmaz.
Bu tablo vicdana sığmaz.
Ama ne yazık ki…
Türkiye’ye sığar.
İbrahim Küçüker



Yeni Bir Çağ!
Kucağı Boş Kalan Çocuk
Alışveriş Merkezleri (AVM)
Milli Değerler
Kar Yağdı
