Suriye’de, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) altında dinlendiği rivayet edilen hurma ağacının gölgesine gitmek istiyorum… Bu bir yolculuk mu, yoksa bir hatırlama biçimi mi, emin değilim. Çünkü bazı mekânlara ayakla değil, kalple gidilir.
Rahip Bahîrâ’nın, o gölgede bir nübüvvet işareti gördüğü anlatılır. Henüz risalet başlamamışken bile, bir ağacın gölgesi sezmişti olanı biteni. Demek ki hakikat, ilan edilmeden önce de kendini ele verir; bakmasını bilene.
Zaman değişti. Kervanlar yok, gölgeler daraldı. Ama hakikat hâlâ aynı yerde duruyor; sadece etrafı kalabalık.
Bugün o ağacın altına otursak belki bir levha görürdük: “Hatıra fotoğrafı serbesttir, tefekkür yasaktır.”
Bir ağacın gölgesi bile şahitlik edebiliyorsa, kalbimiz neden edemiyor? Belki de kalplerimiz çok gürültülü… Gölge sessizlik ister.
Siyer bize hep şunu fısıldar: Hakikat çoğu zaman kenarda durur. Hira bir şehrin merkezinde değil, bir dağın zirvesindeydi. Taif, taşların konuştuğu bir yerdi ama meleklerin teklifine bile sabır öğretmişti. Medine, kan davasından kardeşliğe yürüyen bir şehirdi; haritayla değil, niyetle bulundu.
Bilâl, sen gidince Medine’de duramadı. Ezanı okuyacak sesi vardı ama nefesi yoktu. Bizimse sesimiz var, hoparlörlerimiz var; ama Bilâl’in titreyen yüreği yok.
Âhir zamanın çelişkisi de burada başlıyor zaten: Her şey var, hiçbir şey yerinde değil.
Ben bu âhir zamanın kirinde doğdum, Ya Resûlallah. Günah kolay, tevbe prosedürlü. Merhamet vitrinlik, vicdan ise kampanyasız.
Siyer’de her şey sadeydi: Bir hırka, bir hurma, bir dua… Biz ise fazlalıklar çağında eksik kalıyoruz.
Söyle… Ben nereye gideyim?
Belki de gitmem gereken yer bir şehir değil. Ama korkum şu ki, gidecek bir gölge de kalmadı.
Ağaçlar kesildi, kalpler betonlandı.
Artık gölgeler bile serinletmiyor, sadece saklıyor.
Ve insan, ışığı kaybettiğini ancak karanlığa alışınca fark ediyor.
İbrahim Küçüker Aralık / 2025



Yeni Bir Çağ!
Kucağı Boş Kalan Çocuk
Alışveriş Merkezleri (AVM)
Milli Değerler
Kar Yağdı
