Çorumlu biri olarak Çorum’un gündemini takip ediyorum. İmam Hatip kökenli biri olarak da Diyanet’in paylaşımlarını gördüğümde elbette dikkat kesiliyorum.
Çorum Müftülüğü, Ulu Camii’nde müftünün organize ettiği bir sabah namazı buluşmasını paylaşmış. Fotoğrafa bakıyorum; koca camide iki saf…
Şimdi insan ister istemez soruyor:
Çorum gibi muhafazakâr kimliğiyle bilinen bir şehirde, il müftüsünün organize ettiği bir sabah namazı buluşmasına katılım neden bu kadar az?
Mesele iki safın azlığı değil aslında.
Mesele, o iki safın bize ne söylediğidir.
Bir zamanlar Diyanet denildiğinde toplumda başka bir karşılık vardı. Bir ağırlık, bir hürmet, bir güven vardı. Diyanet’in sözü dinlenir, müftünün makamına ayrı bir anlam yüklenirdi.
Bugün ise insan şu soruyu sormadan edemiyor:
Diyanet’in toplumla arasındaki mesafe neden bu kadar açıldı?
Sayın Müftü Efendi, dilerseniz bir başka sabah namazı buluşmasını da AK Parti İl Başkanı organize etsin. Bakalım aynı cami kaç saf olacak?
Sonra hep birlikte düşünelim:
İnsanların dini hassasiyeti mi azaldı, yoksa din adına konuşan kurumlara ve kişilere duyulan güven mi?
Belki de asıl üzerinde düşünmemiz gereken soru budur.
Benim maksadım Diyanet’i itibarsızlaştırmak değildir.
Zaten itibarı varsa korumak, azalmışsa neden azaldığını sorgulamak hepimizin meselesidir.
Diyanet yine başımızın, gözümüzün üstünde olsun.
Ama eleştiri de düşmanlık değildir.
Hele ki insan, kendi yetiştiği gelenekten ve kendi memleketinden bakarak bir fotoğraftaki iki safa dikkat çekiyorsa…
Bazen iki saf, koca bir kurumun toplumdaki karşılığı üzerine sayfalarca yazıdan daha fazla düşündürebilir.
Allah kabul etsin.
Ama bir de şu soruya cevap verelim:
Dini hayat nereye gidiyor?
Susarak mı göreceğiz, konuşarak mı anlayacağız?
Yoksa herkes kendi makamını, maaşını ve menfaatini düşünürken; toplumun dini hassasiyetlerinin nereye savrulduğunu seyretmekle mi yetineceğiz?
Haklı mıyım, haksız mıyım?
Karar sizin.
