Modern çağın yeni medeniyet ölçüsü!
Bir toplum düşünün; köpeğinin dışkısını toplamak için çantasından poşet çıkarıyor, ama annesinin gözyaşını silmek için beş dakika ayıramıyor. Köpeğinin üşümesine kıyamıyor, yaşlı babasının yalnızlığını ise hayatın olağan akışına bırakıyor.
Sonra da kendisine medeni diyor!
Ne büyük medeniyet! Köyde ineğin dışkısından iğrenen, toprağın kokusunu küçümseyen insan; şehirde köpeğinin dışkısını çantasında taşıyınca uygarlığın zirvesine ulaştığını sanıyor.
Peki, kendisini büyüten anne babaya ne oluyor?
Onlar yaşlanıyor. Yavaşlıyor. Aynı hikâyeyi tekrar tekrar anlatıyor, aynı soruları soruyorlar. Artık hayatın hızına ayak uyduramıyorlar. Modern insanın konforunu bozuyorlar!
Bir zamanlar gecelerce başında bekleyen annenin bugün bir ziyaretini beklediğini; seni sırtında taşıyan babanın artık senin koluna tutunmadan yürüyemediğini düşün.
Senin ise işlerin, toplantıların, tatil planların var!
Anne babanı huzurevine yerleştiriyor, sonra hayatına kaldığın yerden devam ediyorsun. Belki bayramdan bayrama arıyor, belki özel günlerde bir fotoğraf paylaşıp evlatlık görevini tamamladığını düşünüyorsun.
Anne babanı huzurevine bırakmakla vicdanını da emekliye ayırmış olmuyorsun!
Elbette huzurevi başlı başına bir vefasızlık değildir. Bazen profesyonel bakım en doğru seçenektir. Asıl mesele, yaşlı anne babanın nerede yaşadığı değil; evladının hayatında hâlâ bir yeri olup olmadığıdır.
Çünkü insanı terk etmek için bir kapıdan çıkmak gerekmez. Bazen aynı şehirde yaşayıp aramamak, aynı evlat olup hatırlamamak, aynı sofraya oturup gönül almamak da terk etmektir.
MEDENİYETİN POŞETİ VAR, VİCDANI NEREDE?
Hayvan sevgisine itirazımız yok. Bir canlının acısına duyarsız kalmamak insanlığın gereğidir. Ancak hayvana gösterilen merhamet, insana gösterilen vefanın alternatifi değildir.
Köpeğinin dışkısını toplamak medeni bir sorumluluktur. Peki, annesinin yalnızlığını gidermek neden aynı ölçüde önemli görülmüyor?
Bugünün dünyasında gösterilebilen iyilikler daha çok alkışlanıyor. Sosyal medyada paylaşılan duyarlılıklar, fotoğrafı çekilen yardımlar, başkalarına anlatılan fedakârlıklar…
Oysa yaşlı bir annenin elini tutmanın çoğu zaman fotoğrafı yoktur. Babasının ilaçlarını hazırlayan, annesinin aynı hikâyesini sabırla dinleyen evladın alkışlayanı da yoktur.
Ama insanlık tam olarak o görünmeyen yerde başlar.
Bir köpeğin dışkısını toplamak sorumluluktur; yaşlı bir insanın yalnızlığını gidermek de vicdanın sorumluluğudur. Birini yapıp diğerini küçümsemek, medeniyet değil, çelişkidir.
Üstelik mesele yalnızca bireysel tercihler de değil. Yaşlı bakımını ailelerin omuzlarına bırakıp onları ekonomik ve sosyal olarak yalnızlaştıran bir düzeni de konuşmalıyız. Çünkü vefa, kişisel bir erdem olduğu kadar toplumun yaşlılarına sunduğu imkânlarla da ilgilidir.
YARIN SIRA SANA GELECEK!
Bugünün gençleri, yarının yaşlılarıdır.
Bugün annesinin aramasını erteleyen, babasının ziyaretini sürekli başka bir güne bırakan insan; yarın kendi çocuklarının yoğun takviminde küçücük bir boşluk bekleyebilir.
Belki bir gün telefonu elinde, kapıya bakarak oturacak. Çalan her telefonda yüreği kıpırdayacak. Bir ses, bir ziyaret, bir çift sıcak el bekleyecek.
Ve belki o gün, annesinin yıllarca beklediği beş dakikanın ne kadar kıymetli olduğunu anlayacak.
Hayatın acı ironisi şu: Çocukken anne babamızın sevgisini doğal hakkımız sayıyoruz; yaşlandıklarında ihtiyaçlarını yük olarak görebiliyoruz.
Onlar bizi büyütürken uykusuz kaldılar. Biz yaşlanınca uykularını kaçırdığımızı bile fark etmeyebiliyoruz.
Peki, nasıl bir medeniyet kuruyoruz?
Hayvanlara merhamet göstermeyi öğrenirken insanlara vefayı unutuyorsak; yaşlılığı bir ömrün hatırası değil, taşınması gereken bir yük olarak görüyorsak; köylünün emeğini küçümseyip şehirli konforumuzu uygarlık sanıyorsak, durup kendimize bakmamız gerekiyor.
Medeniyet, yalnızca hayvanına nasıl davrandığınla değil, artık sana faydası dokunmayan insana nasıl davrandığınla da sınanır.
Bir gün hepimiz yaşlanacağız. Ellerimiz titreyecek, adımlarımız yavaşlayacak, belki aynı cümleleri tekrar tekrar söyleyeceğiz.
O gün çocuklarımızın hayatında bir yük mü, yoksa sevgileriyle sarıp sarmaladıkları bir emanet mi olacağız?
Belki de asıl soru budur.
Köpeğine poşet taşımak medeni bir davranıştır. Hayvanı sevmek de güzeldir. Ama bütün bunlar, insanın insana karşı sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Çünkü medeniyetin gerçek sınavı, köpeğinin arkasını toplarken değil; annesinin titreyen elini tutarken, babasının yalnızlığına ortak olurken, güçsüzün yanında dururken başlar.
Ve son bir soru:
Sizce bir toplum, hayvanlarına gösterdiği merhametle mi, yaşlılarına gösterdiği vefayla mı medeniyetini belli eder? Yoksa gerçek medeniyet, ikisini de birbirinden ayırmamayı öğrenmek midir?
Yorumlarda buluşalım.
İbrahim Küçüker







Yorumlar