‘’Bu devletin iki manevi temeli var Ayasofya’da ezan, Hırka-ı Saadette Kuran.’’ (Y.Kemal Beyatlı)
Normal olarak ilk bakıldığında binaların yüklerini toprak altında karşılayan, tutunmasına sağlayan, her türlü yıkıcı kuvvete kaşı koyan ana yapı, sağlam olması durumunda yıllarca ayakta kalır, güven verir. Temeli olmayan her nesne mutlaka hafif bir darbe ile un ufak olur, gecekonduya benzer. Binaların olduğu gibi, fikirlerin, milletlerinde temeli vardır, sağlam ve dayanıklı olursa o fikirler ve millet ömür boyu yaşar.
Bir fikrin, veya nesnenin gelişimi için gerekli asıl, esas olan en önemli parçası, ana yapısıdır, fikirler, siyaset, devletlerin bekası ana omurgasıdır, olmadığı vakit mevsimlik hareketdir, nihayetinde ufak bir tufanla yerle yeksan olur, ancak temel sağlamsa o vakit üstü yıkılsa dahi küllerinden yeniden doğar.
Mesele millet olma vasfının nakış, nakış işlenip genele yayılması, yıkımı zorlaştırır darbe alsa dahi yeniden ayağa kalkar. Temeli oluşturan unsurlar vardır bunlar eksikse, sadece göstermeliktir ve zamanla bozulmaya, dağılmaya meyleder, bunun önlenmesi için tüm kaidelerin yerinde ve zamanında kullanılması, şartlara uyulması zorunluluktur.
Binaları oluşturan temel sadece kum ve betondan müteşekkil değildir, onları bir arada tutan demir vardır, bunlardan birisi eksik olması durumunda o inşaata gece kondu denilir. Fikirlerinde temel esasları ve karakteristik özellikleri mevcuttur, onları benliğinde taşıyanlar ve hayat tarzı olarak benimseyenler, yaşatanlar fikrin temel taşı, davasının adamı olurlar.
Mevlana’nın dediği gibi ‘’ Nice insanlar gördüm, üzerinde elbise yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok’’ Caddelerde, sokaklarda, yazılı görsel basında, ekranlarda bir sürü insan boy gösteriyor söylemlerle, eylemleri çok farklı arada büyük uçurumlar var, hele hele geçmişi hiç yoksa, o sofradan yemediyse, o ocaktan çay, çeşmesinden su içmediyse, sonradan ayrık otu gibi her yeri sarsada sırıtır, temel esastır, bitkiler, meyveler her toprakta yetişmez, öncesi mutlaka olmalı.
Dilin kemiği yoktur demiş atalarımız, güzel namede söyler, kem sözde eder, mesele ‘’kalp ile tasdik, dil ile ikrardan’’ geçer ikisi de faklı olursa o samimiyet olmaz, velhasıl içi başka, dışı başka olur, bu tezatlık eşyanın tabiatına aykırıdır, temel esaslara ve kaidelerine uymaz.
Nasıl su çimentoya taş gücü veriyor, demir çimentoya esneklik kazandırıyorsa işte o vakit sağlam demektir, fazlası asla tutmaz fazladan hafif bir su zerreciği demiri paslandırır beton şişer ve çatlar, özelliği yok olur, yapılan birleştirmenin hiç bir önemi kalmaz. Fikirlerin ana omurgası hayat tarzı olarak ortaya koyduğu kaideler ve bu kaidelerin hayatın pratikleri ile olan uyumudur.
Ortaya konulan kuralların kendi içerisinde çelişmeden toplumsal gerçeklerle ve de milleti oluşturan değerlerle uyuşması fikrin omurgasının sağlam zemin üzerinde oturduğunun delilidir. Düşünceler sadece teoride kalmayıp günlük kararlarda ve ahlaki davranışlarla hayat tarzı olarak yaşatılmalıdır.
Fikirler milletlerin gelenek, görenek, kültür ve tarihine paralel olması daima canlı tutacak ve genele yayılacaktır.
Bu hareketi oluşturacak ve yükü omuzlayacak temel kiriş ve kolonlara ihtiyaç olacaktır, işte bu unsurları sırtlayanlara dava adamı denir, zira onlar menfaat gözetmez, kibir yapmaz, benlik davası gütmez, yaptığını ve yapacağını asla dillendirmez, ancak temelin sağlam ve kavi olmasında büyük emek harcarlar.
Yaşlansalar dahi ilk gün ki yanan ateş gibi hazırda beklerler, vazife verilirse aynı azim ve kararlılıkla hedefe kitlenirler. Millet zora düştüğü vakit sahnedeki yerlerini alırlar ve küllerinden yeniden devlet kurarlar, tarih bir kaç sefer şahit olmuştur ve gelecekte yine yaşanması halinde devletin düştüğü acziyetten kurtaracak, kurtuluş savaşında olduğu gibi yine iş başa düştüğünde aynı inanç ve gaye ile mücadelede yerlerini alırlar.
Mazlum coğrafyasında cereyan eden çatışmalarda dahi gözlerini kırpmadan, daldan budaktan sakınmadan cephelerde vazifelerini bi tamam ederler, peki bundan tarih veya insanlar bahseder mi hayır, çünkü onlar ALLAH rızası güderler objektif olmazlar.
1970 -90 arası Avrupa’da oluşan saldırılar, ataşelerimize, konsoloslarımıza suikastlar birden kesildi, susturuldu kim yaptı?
Neyi ne kadar toplum biliyor, hangi basın kahraman ilan etti, bırakın kahramanlığı hain ilan edildiler, bakın gazete arşivlerine.
Rahmetli Naim Süleymanoğlu kaçırıldığında büyükelçi iki gün sonra Ankara’nın icazeti ile sahiplendi, gelirken cebindeki mektup ve kasetten hiç bahsedilmedi, büyük bir övünme ile karşıladılar, sanki onlar kaçırmış gibi, peki kimlerdi KGB ajanlarının korumasından kaçıranlar?
Bunlar her bir ferdi kahraman olan atsız dava adamları, övünmez, böbürlenmez işini yapar, vatanına karşılıksız hizmet eder.
Dava basit menfaatlerle, benliklerle, icazetli uşaklarla, içimizde beslenip bize karşı truva atı olanlarla darbe almaz, sadece aksatır, yavaşlatır, yok olmaz, dağılmaz çünkü millet olmanın vasıfları yozlaşmamış maya halen sağlam, dışarıdan ve içeriden gelecek darbeler yıkamaz hani ne demiş atalarımız ’’ Yel kayadan ne koparır.’’ Meseleye yön veren ve dayanak oluşturan temel taşlar var olduğu müddetçe Allah’tan başka hiç bir kuvvet yıkamaz, yeter ki siz değerlere sahip çıkın.
‘’ Bize bir gençlik lazımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, Tavanlarında dalkavukluk bulunmasın.’’ (N.Atsız)
ALLAH’A EMANET OLUN.
Namık GEDİK







Yorumlar