Üsküdar’da yaşananlar, Türkiye siyasetinin yıllardır cevabını vermekten kaçtığı o eski soruyu yeniden önümüze koydu:
Sandıkta kazanmak başka şeydir, siyasi ahlakla kazanmak başka…
Önce Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş tutuklandı ve görevden uzaklaştırıldı.
Ardından belediye meclisi toplandı.
5 Ağustos’ta başkan vekilliği seçimi yapıldı.
CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya, Cumhur İttifakı’nın adayı Dündar Ziya Gültekin’i 22’ye 18 geçerek başkan vekili seçildi.
Fakat hikâye burada bitmedi.
Seçime itiraz edildi.
Mahkeme yürütmeyi durdurdu.
İtiraz reddedildi.
Seçimin yenilenmesine karar verildi.
Bu arada siyasi saflar değişti; CHP’den dört meclis üyesi AK Parti’ye geçti. Seçim öncesinde bazı belediye yöneticileri ve meclis üyeleri gözaltına alındı.
Ve nihayet 8 Eylül’de sandık yeniden kuruldu.
Bu kez kazanan AK Parti’nin adayı Dündar Ziya Gültekin oldu.
23 oyla…
Sonra ne oldu?
Yeni başkan vekilinin ilk duraklarından biri Aziz Mahmud Hüdâyî Türbesi oldu.
İşte tam burada bir Müslüman olarak durup düşünmek gerekiyor.
Siyaset nerede bitiyor, din nerede başlıyor?
Bir siyasi mücadele;
tutuklamalarla,
itirazlarla,
mahkeme kararlarıyla,
gözaltılarla,
parti değiştiren meclis üyeleriyle,
oy hesaplarıyla
ve türlü siyasi manevralarla yürütülmüş olabilir.
Bunların hukuki ve siyasi boyutları elbette ayrıca tartışılır.
Ama bütün bu karmaşanın sonunda insanın kalkıp Aziz Mahmud Hüdâyî’nin huzurunda siyasi zafer fotoğrafı vermesi, ister istemez başka bir soruyu doğuruyor:
Dini mi siyasete şahit ediyoruz, siyaseti mi dine şahit gösteriyoruz?
Çünkü Allah dostlarının makamları siyasi zafer kürsüsü değildir.
Türbeler seçim zaferlerinin basın toplantısı değildir.
Hele hele siyasi süreçte yaşanan tartışmaların üzerini birkaç dinî sembolle örtmek, dini yüceltmek değil; tam tersine dini siyasetin dekoruna dönüştürmektir.
Bir Müslüman için asıl mesele:
“Biz kazandık mı?”
değildir.
Asıl mesele:
“Biz kazanırken ne yaptık?”
sorusudur.
Çünkü Müslüman, kendi tarafı kazandığında ahlakı askıya alıp,
“Bizimkiler yaptıysa vardır bir hikmeti”
demez.
Tam tersine kendi adamının yanlışına da itiraz eder.
Kendi partisinin yaptığı haksızlığı da sorgular.
Kendi grubunun siyasi oyunundan da utanır.
Çünkü hakikat parti rozeti taşımaz.
Adalet de AK Parti’nin, CHP’nin, MHP’nin veya başka bir partinin mülkü değildir.
İşte insanın gerçek imtihanı burada başlar:
Karşı taraf yanlış yaptığında adalet istemek kolaydır.
Asıl imtihan, kendi tarafın yanlış yaptığında susmamaktır.
Bugün Üsküdar’da yaşananları bir siyasi zafer olarak görebilirsiniz.
Fakat bunu dinî bir zafer gibi sunmaya kalkarsanız, orada durmak gerekir.
Çünkü siyasetin zaferi sandıkta kalmalıdır.
Türbeye taşınmamalıdır.
Aziz Mahmud Hüdâyî’nin huzuruna gidilecekse insan orada önce kendi nefsine bakmalıdır.
“Biz kazandık” diye değil;
“Biz bu süreçte hakka, adalete ve ahlaka ne kadar sadık kaldık?”
diye sormalıdır.
Yoksa ortaya çok tuhaf bir manzara çıkar:
Sandıkta siyasi hesap, kuliste siyasi pazarlık, mecliste oy hesabı…
Sonunda da türbede manevî zafer pozu!
İşte buna Müslümanlık adına itiraz etmek gerekir.
Çünkü din, siyasetin makyaj malzemesi değildir.
Allah dostlarının makamları da siyasi ganimetlerin vitrinine çevrilemez.
Ve belki de bugün sorulması gereken en ağır soru şudur:
Siyaseti kazanmış olabilirsiniz.
Peki, bu süreçte ahlakı da kazandınız mı?
Çünkü bazen insan sandığı kazanır…
Ama kendisini kaybeder.
